15 Ağustos 2023 Salı

ALLAH'IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEK - 2

PROFESYONEL VE ASIL OLAN; ARAPÇA KUR’AN İLE HÜKMETMEK


       Herkese selam,

İlk bölümde Allah’ın indirdiği ile hükmetmemizi istediğini gördük. Allah’ın Nebisi de böyle yapacak nitekim, kitap bunun için indirilmiş;


Muhakkak Kitabı sana Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma NİSA 105


Yani, Peygamber de dahil herkes Allah’ın indirdiği ile hükmedecek. Aslında bu, sadece Muhammed Nebi için değil tüm Nebiler ve toplumları için geçerli bir kuraldır;


İnsanlar tek bir toplumdu. Allah, onlara müjde veren ve uyarılarda bulunan nebîler gönderdi; onlarla birlikte, gerçekleri içeren kitap da indirdi ki ayrılığa düştükleri konularda İNSANLAR ARASINDA O KİTAP HÜKMETSİN. Kendilerine kitap verilenlerden başkası ayrılığa düşmedi. Açık belgeler geldikten sonra birbirlerine hakimiyet kurmak istedikleri için böyle oldu. Sonra anlaşamadıkları konuda, Allah, müminleri, kendi onayıyla doğruya ulaştırdı. Allah, doğruları tercih edeni doğru yola yöneltir. BAKARA 213


Bakın, ayette ne diyor? Allah müjde ve uyarılarda bulunan Nebiler (Peygamber) ve onlarla birlikte kitap göndermiş. Niye göndermiş kitapları? İNSANLAR ARASINDA HÜKMETSİN diye yani, Peygamber kendisi hükmetmeyecek Kitap hükmedecek veya, Peygamber O KİTAPLA HÜKMEDECEK sonuçta kitap (Allah) hükmetmiş olacak. Peygambere de şunu dedirtiyor;


O Kitabı size Mufassal olarak indirmişken başka HAKEM Mİ ARAYAYIM? Kendilerine kitap verilenler onun Rablerinden hak olarak indirilmiş olduğunu bilirler. Kuşkuya düşenlerden olma. ENAM 114


Hakemliği kitap yapacakmış, gördünüz mü? Hadisle madisle hüküm verilmez, hükmü Allah verir. Kitap, Allah’ın sözü olduğuna göre hakemliği Allah yapmış olacak. O yüzden de ‘’O Kitabı Mufassal olarak indirmişken başka hekem mi arayayım?’’ dedirtiyor Peygambere. ‘’Kitabı hakem yapmayak da başkasını mı hakem yapak?’’ demiş gibi bir şey oluyor.

Şimdi yavaş yavaş ‘’nasıl hükmedeceğiz?’’ konusuna gelelim. Araf 52. ayette şöyle diyor;


Gerçekten onlara BİR İLME GÖRE TAFSİL ETTİĞİMİZ BİR KİTAP getirdik, inanan bir topluluk için bir rehber bir rahmet olarak. ARAF 52


Şimdi bakın, BİR İLME GÖRE TAFSİL ETTİK diyor. Araya bir bilgi sıkıştıralım; bu ayetin öncesine bakarsak cehennemliklerden bahsediyor sonra bu ayette de onlara bir ilme göre tafsil edilmiş bir kitap gönderdiğini söylüyor. Bu ayet de, Allah’ın gönderdiği tüm kitapların aynı yapıda olduğunun da göstergesidir. Allah’ın her topluma gönderdiği kitaplar bir ilme göre tafsil edilmiş. Ne diyorduk? Hah, ayette bir ilme göre tafsil ettik diyor, hani Nisa 105’te Sana gösterdiği şekilde hükmet diyordu ya, işte o gösterdiği şekil bir ilimmiş ve Allah’ın Nebisi o ilme göre hükmedecek . Bu ayetlerde ‘’tafsil’’ ‘’mufassal’’ diye aynı kökten kelimeler var, bunlar ne demek? Meallere baktığınızda ‘’açıkladık’’ ‘’ayrıntıladık’’ şeklinde anlam verildiğini görürsünüz bu kelimelerin kök ifadesi olan fesale ne demektir? Bu kelimenin anlamı hakkında Fatih Orum Hoca ile Erdem Uygan’ın iki bölümlük ‘’K.Ö.K Kur’an’ın öğrettiği kavramlar’’ video serisi var ve müthiş bilgiler barındırıyor ve tabi ki bu konunun uzmanı olduklarından kapsamlı bir bilgi edinebilmeniz için videolarının linkini buraya bırakıyorum bunları mutlaka izleyin. Videoların linki;


KÖK Tafsil kavramı 1; https://www.youtube.com/watch?v=89kzR-FABXo

KÖK Tafsil kavramı 2; https://www.youtube.com/watch?v=bheqIoGaKg0


Tabi biz spoiler verelim; Fesale kelimesi, ayırmak, ayrılmak anlamlarına geliyor.

Allah kitabı bir ilme göre tafsil ettiğini ve mufassal kitap yaptığını o yüzden başka hakem aranmamasını istediğine göre, kitabın bu özelliğini anlatan ayetlerin peşine düşelim. Hud suresinin birinci ayeti hemen göze çarpıyor;


Elif Lam Ra, Bir kitap ki, Hakim ve Habir tarafından ayetleri Muhkem kılınmış sonra tafsil edilmiştir/ayrılmıştır HUD 1


Yani Allah, ayetleri Muhkem yapmış sonra da ayırmış. Yine meallerde buraya ‘’açıklanmıştır’’ yazıyor ama Allah burada ayetleri açıkladığını değil ayırdığını söylüyor. ‘’Bu ne şimdi ya’’ demeyin konuyu anladığınız an göreceksiniz. Konuya devam etmeden önce bu ayetin sonrasına da bir bakalım;


Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye. Şüphesiz ben size ondan, uyarıcı ve müjdeciyim HUD 2


Bakın Allah, kendisinden başkasına kul olmayalım diye bunu yaptığını söylüyor ve Peygambere de ‘’ ben size ondan (Kitaptan) uyarıcı ve müjdeciyim’’ dedirtiyor yani, Peygamber de hüküm koyar, onu yapar, bunu yapar değil, bu kitapla bir ilme göre hükmeder ve bu kitapla uyarır ve müjdeler başka bir yetkisi yok bu konuda.

Peki tamam, Allah ayetleri muhkem yapmış ve ayetleri ayırmış, ayırmış da nasıl ayırmış? Sırası gelmişken tekrar hatırlatalım, ‘’ ayetler şu şu şekilde ayrılmış’’ demek de bir hükümdür ve hüküm yalnız Allah’ın olduğuna göre bunu onun söylemesi lazım. Nerede söyleyecek? Tabi ki, kitapta bizler de bu kitapla bu hükme varacağız. Buna göre de, ayetleri nasıl ayırdığını Kitapta söylemiş olmalı yoksa, bu hükme nasıl varacağız? Bakalım;


Bilen bir topluluk için ayetleri Arapça kur’an (küme) olarak ayrılmış bir kitaptır. FUSSİLET 3

Müjdeci ve uyarıcı olarak. Fakat çoğu ondan yüz çevirmiştir. Dinlemezler. FUSSİLET 4


Kur’an, küme demektir konu başka yere dallanmasın diye oraya girmiyorum. Fussilet 3’de Allah kitabı, Arapça kümeler olarak veya olacak şekilde ayırdığını söylüyor ve bunun bilen bir topluluk için olduğunu söylüyor. Bu bilen topluluk, neyi bilen bir topluluk? E doğal olarak Arapçayı biliyor olması lazım başka? Bir ilme göre ayırdığını söylediğine göre, o ilmi bilen adamlar olacak. O ilmi nereden bilecekler? Derseniz e tabi ki, kitaptan zaten adım adım o ilmi öğrenmeye çalışıyoruz. Ve yukarıda paylaştığımız şu ayette kendilerine kitap verilenlerin de bunu bildikleri anlaşılıyor;


O Kitabı size Mufassal olarak indirmişken başka hakem mi arayayım? KENDİLERİNE KİTAP VERİLENLER ONUN RABLERİNDEN HAK OLARAK İNDİRİLMİŞ OLDUĞUNU BİLİRLER. Kuşkuya düşenlerden olma. ENAM 114


Yani adamlar bunu bildiği için ve Kur’andaki bu özelliği gördüğünde Rablerinden hak olarak indirildiğini anlıyor zira, onların kitaplarında da bu ilim vardı aynısını bu kiatapta (Kur’an) görünce ‘’Haaa, bu da Allah’ın kitabı abi’’ diyorlar. Yine yukarıda paylaştığımız Bakara 213. ayette önceki toplumlara da aralarında hükmetsin diye kitap gönderdiğini söylemişti hatta, Araf 52’de de aynı şekilde ilme göre tafsil ettiği bir kitap gönderdiğini söylüyor. İşte o kitaplardan bilgisi olanlar bunu biliyorlar.

Enam 114’te Kitabı size mufassal olarak indirmişken başka hakem mi arayayım? Dediğine göre demek ki, hakemlik yapabilmesi için kitabın mufassal olması lazım o zaman, önceki kitaplar da mufassal olmalı. Demek ki, böyle bir ilim var, Allah’ın böyle bir kuralı var.

Buraya kadar olanı bir toparlayalım; Allah bu kitabı bir ilme göre ayırdığını ve bunu Arapça kümeler halinde/küme olacak şekilde yaptığını söylüyor. Aslında burada Arapça kümeler halinde değil de olacak/oluşturacak şekilde demek daha mantıklı ilerleyen aşamada bu netleşecek zaten. Arapça vurgusunu unutmayalım Kitap, Arapçanın gramer yapısı, dil özellikler v.b dikkate alınarak okunur. Gerçi bu her dildeki kitap için geçerli bir kuraldır.

Aklıma gelmişken söyleyeyim, hiç dikkatinizi çekti mi bu yazının birinci bölümünden itibaren ordan burdan ayet topluyoruz ve hükmü ortaya çıkarıyoruz. BURAYA DİKKAT AÇIKLIYORUZ DEĞİL HÜKMÜ ORTAYA ÇIKARIYORUZ  Konu olarak birbirine benzeyen, benzer kelimeleri barındıran ayetleri toparlıyoruz. Falanca surenin bilmem kaçıncı ayeti bunu diyor, filanca surenin bilmem kaçıncı ayeti şunu diyor diyerek yan yana getiriyoruz ayetleri, niçin? Çünkü Allah ayetleri hüküm yapmış sonra ayırmış birini filanca sureye koymuş, diğerini başka bir sureye.. Biz ise bu ayetleri bulup bir araya getiriyoruz olayı anladınız mı? Allah, ayetleri muhkem yapmış sonra ayırmış. Bizler de onları bir araya getirip küme (Kur’an) oluşturacağız ki, söz konusu hüküm ortaya çıksın.

Ve, o hükme uyalım Allah’a kul olmuş olalım. Bunu yapmazsak, günümüzde olduğu gibi ulemalar hüküm koyar veya ayeti kıvırır hüküm uydurur ve bizler de ona uyduğumuzda, söz konusu ulemaya kulluk etmiş oluruz.

Biz ayetlerin peşine düşmeye devam edelim, Allah ayetleri önce MUHKEM yapmış sonra ayırmış bir ilme göre ayırmış. Önce Muhkem yapıp ayırdığına göre şu Muhkemin peşine düşelim abi. Burada Ali İmran suresi yedinci ayet hemen göze çarpıyor;


Sana bu Kitabı indiren odur. Ayetlerin bir kısmı MUHKEMDİR, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri MÜTEŞABİHTİR/BENZER/BENZEŞİK. Kalplerinde kayma olanlar, kalplerindeki ile benzeşene uyarlar. Bunu fitne çıkarmak ve kafalarındaki sonuca ulaşmak için yaparlar. Oysa onun varacağı sonucu Allah bilir. O ilimde derinleşmiş olanlar derler ki; ''Biz o Kitaba inandık. O Kitapların hepsi Rabbimizin katındandır. Bu zikre sadece sağlam duruşlu olanlar ulaştırılır. ALİ İMRAN 7


Haaa, Müteşabih diye bir kavram çıktı karşımıza. Muhkem ve karşılığı olarak Müteşabih. Geleneksel din algısında bu kelimeye, söz konusu bu ayet olduğunda yanlış anlam veriyorlar halbuki, Bakara 25. ayette doğru anlamla çeviriyorlar kelimeyi;


İnanan ve iyi işleri yapanlara da müjde ver: İçinden ırmaklar akan bahçeler onlar içindir. Kendilerine hangi üründen sunulsa: “Bu bize daha önce de sunulmuştu.” derler; ama onlara onun bir benzeri (MÜTEŞABİH) verilir. Orada kusursuz hale getirilmiş  eşleri de olur ve ölümsüz olarak kalırlar. BAKARA 25


Yukarıdaki Bakara 25. ayette Müteşabihe ‘’benzer’’ anlamını verirlerken, Müteşabih ayet dendiğinde, ‘’Anlamını Allah’tan başka kimsenin bilmediği ayet’’ diye tanımlıyorlar. Sanki birileri, Kur’anın metodunun anlaşılmasını istemiyor gibi bir durum var ne dersiniz? Yanlış anlam verirsen bilgi kaybolur değil mi? Hayır! Müteşabih ayet demek, BENZER/BENZEŞEN ayet demektir. Ali İmran 7. ayetten anlıyoruz ki Allah, ayetleri Muhkem yapmış Müteşabih/benzer/birbiriyle benzeşen ayetler olarak ayırmış bizler ise bu bir birine benzeyen (Müteşabih) ayetleri bir araya getirip küme (Kur’an) yapacağız ve hüküm ortaya çıkacak.

Bu sefer de Müteşabih kelimesinin peşine düşelim, hemen karşımıza Zumer 23. ayet çıkıyor;


Allah sözün en güzelini ikişerli benzer (Müteşabih) bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir sonra Allah’ın zikrine karşı kalpleri yumuşar. İşte bu, Allah’ın yoludur. Onu tercih edeni o yola yöneltir. Allah’ın sapık dediğine kimse ‘’Doğru yoldadır’’ diyemez. ZUMER 23


İkişerli (mesani) benzer (Müteşabih) yapmış ayetleri Allah. Fusslet suresini okurken kafamızda ''ayetleri Arapça kümeler olarak ayrılmış da, nasıl bir küme bu?'' şeklinde soru oluşur doğal değil mi? Müteşabih kelimesinin geçtiği (bu yönden benzer olan) ve Kitabın ve ayetlerinin nasıl olduğu konusunda da benzer olan Zumer 23'e bakınca, hemen aklımızda oluşan sorunun cevabı / açıklaması kendiliğinden ortaya çıkmış oldu.Şimdi konu daha da netleşti, Birbirine benzeyen (Müteşabih) ayetleri ikişerli kümeler halinde bir araya getireceğiz çünkü, Allah öyle yapmış. Maddeleştirerek tekrar bir gözden geçirelim;


1-) Allah kitabı BİR İLME göre tafsil etmiş/ayırmış ARAF 52

2-) Kitabın ayetlerini MUHKEM yapmış sonra tafsil etmiş/ayırmış HUD 1

3-) Bilen bir topluluk için ayetleri ARAPÇA KUR'AN/KÜME olacak şekilde ayırmış FUSSİLET 3

4-) Allah sözü, İKİŞERLİ BENZEŞEN (MÜTEŞABİH) bir kitap yapmış ZUMER 23


Yukarıda verdiğimiz dört maddeye DİKKAT edin bak, Araf suresi, Hud suresi, Fussilet ve Zumer suresi, farklı surelere AYRILMIŞ ayetleri bir araya toplayıp küme (Kur’an) yaptık konu çıktı ortaya. Gördünüz mü, işte bu. Tekrar hatırlatalım;


Elif Lam Ra, Bir kitap ki, Hakim ve Habir tarafından ayetleri Muhkem kılınmış sonra tafsil edilmiştir/ayrılmıştır HUD 1

Allah’tan başkasına kul olmayasınız diye. Şüphesiz ben size ondan, uyarıcı ve müjdeciyim HUD 2


Hud 2’de Peygambere ‘’ben size ondan uyarıcı ve müjdeciyim’’ dedirtiyor Fussilet suresine baktığımızda;


Bilen bir topluluk için ayetleri Arapça kur’an (küme) olarak ayrılmış bir kitaptır. FUSSİLET 3

Müjdeci ve uyarıcı olarak. Fakat çoğu ondan yüz çevirmiştir. Dinlemezler. FUSSİLET 4


Kitabın ayetlerini Arapça küme olarak ayırdığını söyledikten sonra 4. ayette bunu, uyarıcı ve müjdeci olarak yaptığını söylüyor. Yani kitap, uyarıcı ve müjdeciymiş (Fussilet 4) Peygamber de ondan (o kitapla) / kitaptaki uyarı ve müjdelerle uyarıp müjdeleyecek ve Allah’ın gösterdiği şekilde, Allah’ın indirdiği ile hükmedecek (Nisa 105)


BURAYA DİKKAT! ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE, ALLAH’IN GÖSTERDİĞİ ŞEKİLDE HÜKMEDECEK


Yani, Peygamber de kendinden hüküm koyabilir diye bir şey yok. Çünkü, Allah hükmüne kimseyi ortak etmez;


........ Hükmüne kimseyi ortak etmez KEHF 26


Israrla hatırlatmakta fayda görüyorum üstüne düşülmesi gereken bir konu bu. Eğer Muhammed de hüküm koyabiliyor olsaydı ve Allah da bunu onaylıyor olsaydı o takdirde Muhammed, HÜKÜMDE Allah’a ortak olmuş olurdu. Bu durumda da Kehf 26. ayet olmazdı ve onun yerine Allah, Muhammed’i kendisine ortak ettiğini söylediği bir ayet olurdu.

Var mı öyle bir ayet? YOK.

Eğer öyle bir ayet olsa, bir üstüne Kehf 26 olsa bu sefer de Kur’anda çelişki olurdu. Demek ki, ulemalar, evliyalar, tarikat şeyhleri yanlış söylüyorlar hatta belki de yalan söylüyorlar.

Yavaş yavaş, bu bölümün sonuna yaklaşıyoruz. Şimdi ben burada ayetlerin meallerini vererek size anlatmaya çalıştım. Aslında konumuz Arapça Kur’an ile hükmetmek ama Arapça bilmediğiniz için, Arapça metin üzerinden görmeniz imkansız. Şunu söyleyeyim, verdiğim o ayetlerin hem konu bakımından, hem söyleniş bakımından benzerlikleri var. Latin alfabesiyle bir örnek vereyim;


Hud 1 şöyle  ;  Kitabun uhkimet ayatuhu summe Fussilet ..................

Fussilet 3 ise;  Kitabun Fussilet ayatuhu Kur’anen Araabiyyen............


Söyleniş bakımından benziyor, konu benzer; Kitabın ayetleri nasıl oluşturulduğu ve ikisinde de ayetlerin ayrılmış olması (FUSSİLET) Benziyor yani, ayetler (müteşabih) değil mi? Oradan, Muhkem yaptık dedi bu sefer Muhkem ifadesi geçen benzer (Müteşabih) ayetleri arıyoruz. Oradan, ayetlerin bir kısmının Muhkem, bir kısmının ise Müteşabih olduğunu söylediği Ali İmran 7. ayete geliyoruz. Böyle böyle, birbirine benzeyen ayetleri toplayıp küme (Kur’an) yapınca Allah’ın hükmü ortaya çıkıyor. Biz de buna (Allah’ın Kitapta gösterdiğine) bakarak, ‘’Kur’anla şu şu şekil hükmedeceğiz’’ hükmüne varıyoruz. Bu hüküm de Allah’ın hükmü zaten dolayısıyla, onun hükmüyle hükmetmiş olduk.

Bu ikinci bölümde vermiş olduğumuz ayetlere, vermediğimiz benzer başka ayetleri de bulup, kümeye eklersek konunun daha geniş kapsamlı detayına ulaşabiliriz ancak amacımız, konuyu detaylı değil de ana hatlarıyla vermek olduğu için ve aynı zamanda yazı da çok uzun olmasın diye bu kadarıyla yetiniyoruz.

Aslında başta söylememiz gereken şeyi sonda söylemiş olalım; Allah her şeyi bir ölçüyle yarattığını söylüyor bu konuda pek çok ayet var. Orada da yanlış çeviri yapıyorlar, kader kelimesinin geçtiği ayetlere ‘’her şeye gücü yeter’’ diye anlam veriyorlar halbuki orada Allah’ın her şeyi ölçüyle yarattığını söylüyor. Bu yarattığı tabiatla da ilgilidir, hükümleri ile de ilgilidir pek çok ayet vardır. Bir örnek verelim;


Biz bir âyeti nesh eder veya unutturursak, yerine ya daha hayırlısını ya da aynısını getiririz. Bilmez misin, her şeye bir ölçü koyan Allah’tır. BAKARA 106


Bir ayeti nesh edip veya unutturması ve sonrasında da yerine aynısı veya daha hayırlısını getirdiği bilgisini verdikten sonra, ‘’bilmez misin Allah her şeye ölçü koyar’’ veya Allah’ın her şeyi ölçüyledir diyor. Bu ve başka ayetlerden anlıyoruz ki, Allah’ın yarattığı evrenden gönderdiği kitaba kadar, içine koyduğu hükümlerine kadar ve hatta ayetleri nesh etme ve gönderme şekli ve amacına kadar her şeyde bir ölçü var. İşte bu yazının içerisinde bahsi geçen ilim de Allah’ın bir ölçüsüdür. Başka deyişle Allah, kitaplarını da bir ölçüyle yaratmıştır. Kitabın ölçüsü / ilmi;

Ayetleri, Bir araya getirip, Arapça kümeler (Kur’an) oluşturup okunması için, ikişerli birbirine benzeyen (Müteşabih) ayetler olarak ayrılmış bir Kitap olmasıdır. Ve bu Kitabı hakem yapmamız emredilmiş.

Peki soru şu; Biz Arapça bilmiyoruz, ulaşabildiğimiz Kur’an ise mealdir bu durumda biz ne yapacağız? Mealle de bu oluyor mu? Oluyorsa nasıl oluyor? Olmuyorsa biz ne yapacağız? Onu da üçüncü bölüme saklayalım.


Üçüncü bölümde buluşmak üzere, Allah’a emanet olun.

13 Temmuz 2023 Perşembe

ALLAH'IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEK - 1

                                                                ANA TEMA  

        Herkese selam, Bu gün üç bölüm olarak yazmayı düşündüğüm ‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmek’’ konusuna başlıyorum. Allah izin verirse bu yazı dizisi, alt başlıklarıyla birlikte sırasıyla şöyle olacak;

Allah’ın indirdiği ile hükmetmek 1  (Ana tema)

Allah’ın indirdiği ile hükmetmek 2  (Profesyonel ve asıl olan; Arapça Kur’an ile hükmetmek)

Allah’ın indirdiği ile hükmetmek 3  (Amatör; Meal ile hükmetmek) 

       Zaman zaman ‘’Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeliyiz’’ diyenleri duymuşsunuzdur. Hatta bu konuda birbirleriyle cebelleşen insanları da duyanınız vardır. Çeşitli sebeplerle birbirlerine karşı çıkar ve kendi sebeplerini ortaya koyarlar. Gerçekten Allah’ın indirdiğiyle mi hükmetmeliyiz? Hükmetmek ne demek? Allah’ın indirdiği ile hükmetmek ne demek? Ve nasıl olur bunu masaya yatıracağız. Hükmetmek tanımı için TDK sözlüğüne baktığımızda şöyle yazıyor;

1. Egemenliği altında bulundurmak

2. Düşünme veya yargılama sonunda bir kanıya varmak;

   ‘’ Gözlerimi açtığım zaman odamı loş görünce akşam olduğuna hükmettim’’ Refik Halit Karay

3. Aklına esmek

Tdk sözlüğündeki ikinci madde konumuzla uyumlu gibi görünüyor; Düşünme veya yargılama sonunda bir kanıya varmak. Orada  Refik Halit Karay’ın kitabından verilen örneğe bir bakalım;

‘’ Gözlerimi açtığım zaman odamı loş görünce akşam olduğuna hükmettim’’

Örnekteki şahıs, odanın içine bakıyor ve oradaki ışığın durumuna bakarak bir hükme varıyor ve  ‘’akşam olmuş abi’’ diyor.


     ‘’Bir şey ile hükmetmek’’ dendiğinde o şeye bakarak, inceleyerek, o şeyi kullanarak bir sonuca varmak düşünülebilir. Günümüzde şuna benzer ifadeyle karşılaşmışsınızdır; ‘’Hakim, önündeki delilleri inceleyip tanıkları dinledikten sonra, bilmem ne yasasının filanca maddesine bakarak sanığın suçlu olduğuna hükmetti’’ Bu örnekteki söz konusu hakim, kanun kitabındaki yazılanlara bakarak bir hüküm veriyor. Aslında sadece kitaba değil, öncesinde delillere ve tanıklara bakarak bir hükme varıyor ve o vardığı hükümle bağlantılı olan kanun maddelerine dayanarak/onunla hükmederek nihayi sonuca ulaşıyor/hükme varıyor sanığın suçlu olduğu kararına varıyor.


     Şimdi diyeceksiniz ki ‘’Kardeşim, sen gittin bize Türk dil kurumundan tanım getirdin, hukuktan bilmem neden örnek getirdin tamam da, Kur’an ne diyor bu konuda onu anlat bize’’ Haklısınız hemen o konuya geçelim. Allah, bazı ayetlerle örnekler vererek hükmün, hükmetmenin ne olduğunu, nasıl yapıldığını ve sınırlarının ne olduğunu bize gösteriyor. O ayetlere bir bakalım;


Onlar Allah'ın yetiştirdiği ekinden ve en’amdan O’na pay ayırır ve kendilerince “Bu Allah’ın, bu da O'na ortak saydıklarımızın" derlerdi. Ortak saydıklarının payından Allah'ın payına geçmez ama Allah’ın payından ortak saydıklarının payına geçer. Ne kötü HÜKÜM veriyorlar. ENAM 136


     Demek ki, ''Şu şu ürünlerden şu kadar pay Allah'ın, şu kadarı da filancanın'' demek ve bu payları birinden diğerine aktarmak HÜKÜM KOYMAKMIŞ. Bakın, adamların din alanında koyduğu hükümler bunlar, ‘’dinde bunu bunu yapmak var’’ diyorlar açacak olursak ‘’dinin gereği Allah’a ve tanrılara pay ayırmalıyız’’ diyorlar bizdeki ‘’Müslümansan bunu bunu yapmalısın’’ demek gibi ‘’İslamda şunlar şunlar var’’ demek gibi. Allah da onlar için ‘’Ne kötü HÜKÜM veriyorlar’’ diyor.


Onlardan birine “Kızın oldu!” diye müjde verilince yutkunur ve yüzü kapkara kesilir, Müjdelendiği şeyin kötülüğünden dolayı halkının karşısına çıkamaz olur. Aşağılanmayı göze alarak onu tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Bakın, ne kötü HÜKÜM veriyorlar! NAHL 58-59


     Söz konusu kişinin, kızı olunca bundan utanıyor bunu kötü kabul ediyor ve ''toprağa mı gömsem yoksa gömmesem mi? Ama gömmesem bu sefer de toplum beni aşağılar'' diyor / diye düşünüyor. Allah bunun için de ''Ne kötü hüküm veriyorlar'' diyor. Yani, kız çocuğu olduğunda, nasıl bir tavır takınacağının kararını alıyor ya da almaya çalışıyor ve bu kararı (hüküm) da, duygusu ve toplumun tutumuna göre alıyor. Devam edelim,


Yoksa kötü işler yapanlar, kendilerini, İnanan ve iyi işler yapanlarla bir tutacağımızı mı hesap ediyorlar? Hayatları ve ölümleri eşit mi olacak? Ne kötü HÜKÜM veriyorlar! CASİYE 21


     Görüyorsunuz değil mi? ''inanan ve iyi iş yapanlarla diğerleri aynı muameleyi görecek'' demek de hüküm vermekmiş.


Allah, kızları oğullara mı tercih etmiş? Nasıl HÜKÜM VERİYORSUNUZ? SAFFAT 153-154


     ''Allah, kızları tercih etti'' veya ‘’Allah’ın kızı var/oldu’’ demek de hüküm vermekmiş. Allah da ‘’nasıl HÜKÜM veriyorsunuz?’’ diyerek aslında bunun HÜKÜM OLDUĞUNU göstermiş oluyor. Bakın burada konsept değişiverdi, Allah’a dair bir bilgiyi ortaya koymak da hüküm vermekmiş. ‘’Allah’ın kızı var veya yoktur’’ demek bir hükümdür. Birisi doğru hüküm diğeri yanlış hükümdür, yanlış hüküm için ‘’Nasıl hüküm veriyorsunuz’’ diye kınıyor zaten. Bunu, ‘’Allah’tan başka ilah yoktur/vardır’’ ifadesine kadar uzatmak mümkündür ve bunlar hep hükümdür. Allah’ın kızı olduğu hükmüne varmış adam ama neye göre/neye bakarak varmış? Yavaş yavaş şekilleniyor değil mi konu? Devam edelim,


Kötü işler yapanlar, geçeceklerini mi/elimizden kurtulacaklarını mı sanıyorlar? Ne de kötü HÜKÜM veriyorlar! ANKEBUT 4


     Demek ki, ''Allah'ın elinden kurtulabiliriz abi'' demek de hüküm vermekmiş. Bakın, bunlar hep Allah’ın örnekleri. Başka ayetler de yazalım;


Müslümanları mücrimler gibi mi yaparız? Nasıl HÜKÜM VERİYORSUNUZ? KALEM 35-36


De ki; ortak saydıklarınız arasında doğruyu (hakkı) gösterecek biri var mı? De ki; Doğruyu gösteren Allah’tır. Öyleyse doğruyu gösterene uymak mı, yoksa kendine gösterilmedikçe doğruyu gösteremeyecek olana uymak mı daha doğrudur? Size ne oluyor? Nasıl HÜKÜM veriyorsunuz YUNUS 35


     Demek ki, evliyasının, şeyhinin, şıhının kendisini hidayete, doğruya yönelttiğini düşünen varsa yanlış hüküm veriyormuş. Doğruyu gösteren Allah’tır diyor ayette. Peki, nerede gösteriyor? Tabi ki, indirdiğinde (Kur'anda).


     Gördünüz değil mi? Hükmün çerçevesini örnekle çizmiş Allah. Bazı din adamları bu Allah’ın indirdiği ile hükmetmek konusunu devlet yönetimine daraltarak konuyu saptırıyorlar. Oysa ki, ayetlerde verilen örneklerde gördük, dinin kucakladığı her konuda bir sonuç ortaya koymak, karar almaktır buna devlet yönetimi de dahil edilebilir. Rum 58. Ayette ‘’İnsanlar için her örneği verdik’’ diyor Allah. Vermiş işte aha bak, yukarıda hükmün ne olduğu hakkında kaç tane ayeti paylaştık. Şimdi olay anlaşıldı mı? Hüküm sadece devlet yönetimi konusunda değil, hemen her konuda ortaya sonuç koymak, bir kanıya, yargıya varmak da bir hükümdür. ‘’Dinde şunu şunu yapmak var’’ demekten, ‘’Allah böyle böyledir’’ demeye kadar, ‘’şunlar haramdır/helaldir’’ demekten ‘’Allah şunları şunları yapacak, şunları verecek’’ ve ‘’Allah şunları şunları emretti, şöyle ceza verecek, böyle ödül verecek’’ demeye kadar bir çok konuda ortaya sonuç koymaktır, kanıya varmaktır. 


     Bu konuda  profesyonel ağızdan, Kur’anda hüküm nedir öğrenmek için şu videoyu izlemenizi öneriyorum. Bu video Fatih Orum ve Erdem Uygan’ın hazırladığı K.Ö.K Kuran’ın Öğrettiği Kavramlar) video serisinden ‘’Hüküm ve Hikmet kavramı’’ başlıklı videodur. Bu videoda da HÜKÜM kelimesinin köküne inip, Kur’andaki kulanımlarına bakarak, kelimenin doğru anlamını ortaya çıkarıyorlar. Aha videonun linkini, diğer kök videolarını da izlemenizi önererek buraya bırakıyorum. Konu dağılmasın önce benim yazıyı okuyun sonra aşağıdaki linke tıklayıp videoyu izleyin :) ;


https://www.youtube.com/watch?v=XT90p-AtvOw


     Biz konumuza dönelim hüküm; karar vermek, son karar demektir demek ki, bir konu hakkında kararımızı Allah’ın indirdiği ile vermeliyiz. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeliyiz dediğimiz zaman, KARARI ALLAH’IN KİTABI İLE VERMELİYİZ demektir. Yani, Allah’ın kitabı ile sonuca varacağız. Alın size bomba bir tespit; ‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmeliyiz/hükmedilmelidir’’ demek de bir hükümdür. Soru şu; bunu diyenler, neye dayanarak bu hükmü verdiler? Ve hatta şu soruları da soralım ve cevap arayalım; Sadece Allah’ın indirdiği ile mi hüküm vereceğiz? Peki, bizler kafamızı kullanıp, iyi niyetle olaya yaklaşsak hüküm veremez miyiz? Yukarıdaki ayetlerde gördük, kafir abiler kötü hüküm vermişler, Allah da kınıyor ‘’ne biçim hüküm veriyorsunuz’’ diye peki biz, güzel hüküm versek olmaz mı? Allah’ın indirdiği ile hükmetmek şart mı? Bir esneme payı da mı yok? Bakalım;


     Kur’ana baktığımızda karşımıza çok çarpıcı bir ifade çıkıyor; Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyen kafirdir. Buraya dikkat, Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenin kafir olduğunu Allah diyor, nerede diyor? Hemen bakalım;


İçinde (doğru yola) bir rehber ve nur olan Tevrat’ı biz indirdik. Allah’a teslim olmuş nebîler, Yahudiler arasında onunla hükmederlerdi. Kendini Rabbinin yoluna adayanlar (Rabbaniler) ve âlimler (Ahbar) ise kendilerinden Allah’ın kitabını korumaları istenmesi sebebiyle onunla hükmederler ve ona şahit olurlardı. Siz, insanlardan korkmayın; benden korkun. Ayetlerimi geçici bir bedelle değişmeyin. ALLAH’IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMETMEYENLER KAFİR OLANLARDIR. MAİDE 44


     Evet, Tevratı indirdiğini, Nebilerin, Rabbanilerin ve Alimlerin onunla (Tevrat) hükmettiğini söylüyor. Cümlenin sonunda ise, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlerin kafir olduklarını söylüyor.  Bu ayetten sonraki ayetlere baktığımızda;


Onlara o kitapta şunu yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve her yaraya karşılık kısas gerekir. Kim onu sadakasına sayarak bağışlarsa bu kendi için keffaret olur. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER ZALİMLERDİR (yanlış yapan kimselerdir). MAİDE 45


Sonra onların izinden Meryem oğlu İsa’yı, önündeki Tevrat’ı tasdik etsin diye gönderdik. Ona da içinde bir rehber ve nur olan İncil’i, önündeki Tevratı tasdik etsin, çekinerek korunanlar için bir rehber ve doğru bilgi (öğüt) olsun diye verdik. MAİDE 46


İncil’i bilenler, Allah'ın o kitapta indirdiği ile hüküm versinler. ALLAH’IN İNDİRDİĞİ İLE HÜKMETMEYENLER FASIKLARDIR (yolda çıkmış kimselerdir). MAİDE 47


     Bu 45’ten 47. ayete kadar baktığımızda yine Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenlere sırası ile zalim ve fasık diyor Allah. Önceki iki kitap ehli üzerinden örnek verip, Nebilerin ve kitabı bilenlerin (Allah’ın indirdiği) kitap ile hükmettiklerini söylüyor ve bunu yapmayanları sırasıyla Kafir, zalim ve fasık ilan ediyor. Demek ki, kafir olmamak için Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeliyiz. Zaten öncekiler (Nebiler, rabbaniler) öyle yapmışlar. Onları bize örnek gösteriyor ki, biz de onlar gibi Allah’ın indirdiğiyle hükmedelim böylelikle de, kafir, zalim ve fasık olmayalım. 


     Bakın, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenin kafir olduğu ifadesi de bir hükümdür. Kimin hükmü bu? Benim hükmüm mü? Hayır, Peygamberin hükmü mü? Hayır, Allah’ın hükmüdür. Nerede yazıyor? İndirdiğinde (Kur’an) yazıyor. (bakınız Maide 44) Tekrar hatırlatayım  ‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmeliyiz’’ demek de bir hükümdür (yukarıda verdiğimiz ve hükmün ne olduğunu örnekle anlatan ayetleri hatırlayın) Peki, ‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmeliyiz’’ diyenler bu hükme nereden varmışlar? Tabi ki, Allah’ın indirdiğinden, Allah söylüyor bize Maide 44 ve sonraki ayetlerde onu da yukarıda yazdık ve tabi ki, paylaşacağımız başka ayetlerde de.


BURAYA DİKKAT! ALLAH İNDİRDİĞİYLE HÜKMETMEYENE KAFİR DİYOR. BU ALLAH’IN HÜKMÜDÜR/KARARIDIR. BU HÜKÜM GEREĞİ KAFİR OLMAMAK İÇİN, ALLAH’IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMETMEK ZORUNDAYIZ.


     Ama, eğer bu Kur’anda olmasaydı o zaman biz çıkıp da ‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyen kafirdir’’ diyemezdik. İndirdiğinde bu hüküm yazacak ki, biz bunu söyleyebilelim/bu hükme varalım (yanlış anlamayın önümüze gelene ‘’sen kafirsin pis kafir’’ demek için değil, kalplerin özünü Allah bilir. Adam bilmeden de yanlış yapıyor olabilir) ki, Allah’ın kafir saydığı amelden sakınalım bu amele bir şekilde düşenleri de ‘’bak Allah böyle diyor aman ha, dikkat et’’ diye uyaralım. Aman diyeyim, çok önemli bir ayrıntıyı buraya bırakayım; Bir ayete bakıp, insanlara ‘’vayy pis kafir’’ deyip sonra da ona karşı saldırgan tutum sergileyenlerden olmayın. Ayetlerin amacı, kafirleri tespit edip, gidip onlara vuralım diye değil, eğer söz konusu ameli biz de yapıyorsak kendimizi düzeltelim ve bu (kötü) amele karşı insanları uyaralım diyedir. Ve, bu ameli işleyenlere de saldırmadan, ötekileştirmeden ‘’bak senin yaptığın iş yanlış aha bak, şöyle şöyle ayet var kendini düzeltirsen iyi olur’’ demek içindir. 


BURAYA DİKKAT! BİZLER CAHİLLİK EDİP  KİŞİLERLE DEĞİL, AMELLERLE İLGİLENMELİYİZ. BİR AMELİN, KAFİRLİK AMELİ OLUP OLMADIĞINI ALLAH’IN İNDİRDİĞİNE BAKIP ANLAYABİLİRİZ ANCAK  O AMELİ İŞLEYENİN KAFİR OLUP OLMADIĞINI BİLEMEYİZ ZİRA KALPLERİN ÖZÜNÜ ALLAH BİLİR  ADAM BİLE BİLE YAPIYORSA KAFİR OLUR ANCAK BİLMEDEN YAPIYORSA KAFİR OLMAZ ZİRA ALLAH UYARICI GÖNDERMEDEN AZAP ETMEYECEĞİNİ SÖYLÜYOR KUR’ANDA. AMA VELEV Kİ; GERÇEKTEN KAFİR OLSUN VE BİZ DE BİLMİŞ OLALIM, SÖZ KONUSU KİŞİYE CEZA VERME YETKİMİZ YOKTUR ALLAH’A KARŞI HADDİMİZİ BİLELİM. 


     Hepimiz imtihan halindeyiz, bu gün kafir olan yarın Mümin olur, bu gün Mümin olan yarın dinden döner kafir olur. Ve bunu denetleyip gözlemleyecek olan sonunda da karşılığını verecek olan Allahtır. Biz sadece uyarmak/bilgilendirmek zorundayız. Tekrar hatırlatalım, insanlara imanından dolayı ödül ve ceza verme hakkımız da yok, haddimiz de değildir. ‘’Bu adam kafirdir cezayı hak etmiştir, cezalandıralım’’ demek de bir hükümdür ve bu tür hükümlerin yetkisi Allah’a aittir ve bu konuda Onun ortağı yoktur. Bu konudaki hükmü de O ahirette verecektir;


Allah kıyamet günü, ayrılığı düştüğünüz hususlarda aranızda HÜKMEDECEKTİR. HAC 69


     Yukarıdaki ayete benzeyen ve Allah’ın insanlar arasında kıyamet günü hükmedeceğini söyleyen pek çok ayet var. Biz Allah’ın (indirdiği) hükümleriyle hükmedeceğiz Allah ise, bizim yaptıklarımıza bakarak hakkımızda hükmedecek ve Allah’ın indirdiğinde insanları damgalayın, kafir ilan edin, durduk yere de vurun öldürün diye bir hüküm yok savaş durumu hariç. Konumuza geri dönelim ve kafalara iyice yerleşsin diye tekrar vurgulayalım; Allah’ın indirdiği ile hükmetmeliyiz


Yoksa cahiliye devrinin hükmünü mü arıyorlar? Gerçeği görebilen bir toplum için, ALLAH’TAN DAHA GÜZEL HÜKÜM VEREN KİM VARDIR? MAİDE 50


     Bak, ALLAH’TAN DAHA GÜZEL HÜKÜM VEREN KİM VARDIR? Diyor. Zaten kitapta da hükmünü vermiş Allah. 


De ki: "Ben Rabbimden gelen bir beyyine üzerindeyim. Ama siz onu yalanladınız. Acele istediğiniz şey benim yanımda değil. HÜKÜM YALNIZ VE YALNIZ ALLAH’INDIR. Hakkı O anlatır. Ayırt edip çözüm getirenlerin en hayırlısı O'dur." ENAM 57


     HÜKÜM ALLAH’INDIR ve ÇÖZÜM GETİRENLERİN HAYIRLISIDIR diyor. Buraya kadar olanı toparlayalım; Hüküm Allah’ındır zaten Allah’tan daha güzel hüküm veren olmaz. Allah indirdiğiyle hükmetmemizi emrediyor ve bunu yapmayanı kafir, zalim, fasık sayıyor.


     E Peygamber? O ne yapacak? O da mı Allah’ın indirdiği ile hükmedecek? Geleneksel din algısı ve bu konuda din adamlığı yapan kişiler hemen itiraz edip ‘’hayır, Peygamber de hüküm koyar. O yüzden sadece Kur’anla değil Peygamberin koyduğu hükümle de hükmederiz’’ derler ve uygulamada Peygamberi Allah’ın yanında ikinci bir hüküm kaynağı olarak görürler, öyle derler, öyle demeye getirirler. 


     Buraya kadar öğrendiklerimizden yola çıkarak diyebiliriz ki, ‘’Peygamber de hüküm koyabilir’’ demek de HÜKÜMDÜR, HÜKMETMEKTİR.  Peki bu hükmü ortaya koyanlar neye dayanarak söylüyorlar/ hükmü koyuyorlar, Kur’ana mı dayandırıyorlar? ‘’Peygamber de hüküm koyabilir’’ diyebilmemiz için Kur’anda bunun ifade edilmesi gerekir.  Bağlantıyı kurun; Allah’ın indirdiği ile hükmetmeliysek ve hükmetmeyenler kafir ise, kafir olmamak için, Peygammberin de hüküm koyup koyamayacağı konusundaki hükmü / nihayi kararı sonucu Kur’anla (Allah’ın indirdiği ile) vermeliyiz ve eğer başka kaynakla hükmedersek Allah bizi kafir sayabilir Allah korusun. Gerçekten Peygamber de hüküm koyabiliyor mu? Kur’anda bu konuda ne yazıyor?


Yukarıda bahsi geçen Maide suresinin ilgili ayetlerinin devamında şöyle diyor Allah;


Sana da Kitap'ı hak olarak indirdik. Kitap'tan onun yanında bulunanı tasdikleyici ve onu denetleyip güvenilirliğini sağlayıcı olarak... O HALDE ONLAR ARASINDA ALLAH’IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMET, Hak'tan sana gelenden uzaklaşıp onların keyiflerine uyma. Sizden her biri için bir yol/şerîat ve bir yöntem belirledik. Allah dileseydi sizi elbette bir tek ümmet yapardı. Ama size vermiş olduklarıyla sizi imtihana çeksin diye öyle yapmamıştır. O halde hayırlarda yarışın. Tümünüzün dönüşü Allah'adır. O size, tartışmış olduğunuz şeylerin esasını bildirecektir. MAİDE 48


ARALARINDA ALLAH’IN İNDİRDİĞİYLE HÜKMET; onların arzularına uyma. Dikkatli ol! Allah’ın indirdiği emirlerin herhangi birinden seni şaşırtabilirler. Yüz çevirirlerse bil ki bazı günahlarına karşılık Allah, kesinlikle onların başına bir kötülük gelmesini istiyordur. Zaten insanların çoğu yoldan çıkmıştır. MAİDE 49


     Allah elçisine, onların arasında Allah’ın indirdiği ile hükmetmesini söylüyor, sana gelen haktan (Kur’an) uzaklaşma diyor ve  ‘’onların arzularına uyma, Allah’ın indirdiğinin bir kısmından seni şaşırtabilirler’’ diyerek Nebisini uyarıyor. Şimdi bazıları, ‘’Efendim, Maide 44’ten itibaren Yahudi ve Hristiyanlardan bahsediyor, onların arasında onların kitabı ile hükmetmesi isteniyor bizlik bir şey yok’’ diyebilir ki, öyle bir video izledim diye hatırlıyorum. Bakalım başka nerede ne var;


Muhakkak Kitabı sana Allah’ın sana gösterdiği şekilde İNSANLAR ARASINDA HÜKMEDESİN diye hak olarak indirdik. Hainlerin savunucusu olma NİSA 105


     Aha bak, insanlar arasında hükmetmen için indirdik diyor ve uyarıyor da ‘’hainlerin savunucusu olma’’ diye. Peygamber kitapla hükmedecek,  onunla (Kitapla) hükmetmesi için inmiş kitap. Sadece Yahudi ve Hristiyanlar değil bütün insanlar arasında o kitapla (KUR’AN) hükmedecek. Tabi orada Allah’ın sana gösterdiği şekilde diye bir ifade var, o ikinci bölümün konusu şimdilik ona girmiyorum.


Görmedin mi kitaptan bir pay verilenleri, aralarında hüküm versin diye Allah’ın kitabına çağırılıyorlar sonra onlardan bir bölümü yüz çevirip geri dönüyorlar. ALİ İMRAN 23


     Gördünüz mü? Her şey açık ve net, aralarında hükmetsin diye ALLAH’IN KİTABINA ÇAĞRILIYORLAR detayı kaçırmayın ALLAH'IN KİTABINA ÇAĞIRILIYORLARMIŞ. Hadi kıllık olsun diye bir daha sorayım  Neye çağırılıyorlar ve niçin çağrılıyorlar? ARALARINDA (KİTAP/LA) HÜKÜM VERSİN DİYE (buraya dikkat) ALLAH'IN KİTABINA ÇAĞRILIYORLAR ama bir bölümü yüz çevirip gidiyormuş. Orada, ‘’kitaptan bir pay/nasip verilenler’’ diyor yani bu adamların kitaptan bilgisi var Allah’ın indirdiği ile hükmedilmesi gerektiğini biliyor olmalılar ama, bir bölümü yüz çevirip geri dönüyormuş. Peki niye? Allah’ın indirdiği ile hükmetmemek için, işlerine gelmiyor olabilir bile bile sırt dönüyorlar al işte size Maide 44 konusu çünkü, biliyorlar Kitaptan bir nasip verilmiş adamlara. E bile bile ayeti görmezden gelene kafir denir zaten.


     Teknik olarak bakacak olursak, eğer Peygamber de Allah’ın haricinde hüküm koyuyorsa ve Allah bunu onaylıyorsa (Ki bunun Kur’anda olması gerekir) Peygamber Allah’a, hüküm koyma konusunda ortak olmuş olur. Bakın, tekrar yazıyorum; eğer Peygamber de Allah’ın haricinde hüküm koyabiliyorsa ve Allah buna onay veriyorsa bu, Peygamber, hüküm koyma konusunda/hükümde Allah’a ortak olmuş anlamına gelir. Peki gerçekten öyle mi? Kehf suresinin 26. ayetine baktığımızda karşımıza şu ifade çıkıyor;


........ Hükmüne kimseyi ortak etmez KEHF 26

     Bakın, ‘’Muhammed hariç’’ demedi, ‘’evliya, ulema hariç’’ demedi, hiçbir istisna koymadı ‘’Allah kimseyi hükmüne ortak etmez’’ dedi. Yani, Muhammed dahil HİÇ KİMSE hüküm koyma konusunda Allah’a ortak OLAMAZ. Zaten yukarıda gördük başka ayetlerde Kur’anın insanlar arasında hükmetmesi için indirildiğini söylüyor, Peygamberi ‘’aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet onların arzularına uyma, hainlerin savunucusu olma’’ diye uyarıyor. Bu ayetler açık ve net iken, ‘’Allah’ın haricinde Peygamber de hükmedebilir’’ diyebilir miyiz? ‘’Peygamber de hükmedebilir’’ demek de bir hükümdür, hadi bulun bakalım bu hükmü Kur’andan, bulabiliyor musunuz? BULAMAZSINIZ! Çünkü yok öyle bir şey. Aha ayetleri gösterdik. Ha, bazı ayetleri kıvırıp, yanlış anlam yükleyip ‘’aha bak hükmediyor’’ diyenler var ancak o ayetler öyle demiyor onu da ilerleyen konularda masaya yatıracağız inşallah.


     Şimdi, yazacaklarımı kafanızda canlandırmanızı isteyeceğim sizden; diyelim ki bir olay oldu ve hükmetmemiz gerekti biz ise, Kur’ana bakmak yerine hadis, ulema, evliya kitapları v.b baktık ve onlara göre hükmettik, şimdi bu durumda biz Kur’anı terk etmiş olmaz mıydık? Kafanızda görüntü olarak canlandırın, Kur’ana sırtımızı dönüyoruz veya bir kenara itiyoruz ve başka kitaplarla/kişilerin sözüyle hükmediyoruz bu, Kitabı (Kur’anı) dışlamaktır, terk etmektir öyle değil mi? Bakın burada ne var;


Resul şöyle der; Ey Rabbim, benim toplumum bu Kur’anı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular. FURKAN 30


     Bu gün öyle olmuyor mu sizce? Hatta ağızlarıyla da söylüyorlar ‘’Önce Kur’ana bakarız, orada bulamazsak Hadislere bakarız orada da bulamazsak ulemaların icmasına bakarız’’ diyorlar ama ilk önce Kur’ana bakmıyorlar, işlerine gelmezse hadislere bile bakmıyorlar, kendi ulemalarının sözleriyle hükmediyorlar. ‘’Allah’ın indirdiğine gel’’ diyene de ‘’vayy sen hadisi inkar ediyorsun, ulemayı inkar ediyorsun pis hadis inkarcısı seni’’ diyorlar. Hatta ‘’pis Kur’an Müslümanı sapığı’’ bile diyorlar. Neyse yukarıda verdiğimiz Furkan 30’dan geriye doğru gidelim ve 26. ayetten itibaren 30’a kadar tekrar yazalım ama bu arada Maide 45’i hatırlayalım orada ne diyordu? ‘’Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler ZALİMLERDİR’’  Hadi bakalım;


O gün gerçek MÜLK/yönetim Rahmanındır. Ve o, kafirler için zorlu bir gündür. FURKAN 26

O gün ZALİM, ellerini ısırarak diyecek ki; Ne olurdu, resulle birlikte bir yol tutsaydım! FURKAN 27

Ah, ne olurdu, falancayı dost edinmeseydim FURKAN 28

Zikir/Kur’an bana geldikten sonra, o saptırdı beni ondan. Şeytan insan için bir rezil edicidir. FURKAN 29

Resul şöyle der; Ey Rabbim, benim toplumum bu Kur’anı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular. FURKAN 30


     Gördünüz mü? Ayette bahsi geçen amca gibi olmak istemiyorsanız, evliya, ulema, şeyh meyh kim varsa onlardan uzak durun. Onlar, ‘’Kur’an okuma kafir olursun’’ diyorlar ( Furkan 29-30’u hatırla) ‘’biz anlatacağız sen dinleyeceksin, senin aklın ermez’’ diyorlar. ‘’Kur’ana uymalıyız’’ diyene de ‘’ vayy, Kur’an Müslümanı sapığı!’’ diyorlar. Asıl kimin sapık olduğunu ahirette öğrenirseniz, iş işten geçmiş olur ama Kur’andan öğrenirseniz o zaman, erken davranmış olursunuz.


     Bu Kitapla hükmetme konusu, Allah’ın nebi gönderdiği tüm toplumlar için geçerlidir Yani, sadece Kur’anın indiği veya İncil ve Tevrat’ın indiği toplumlar için değil, Allah’ın kitap gönderdiği tüm toplumlar için geçerlidir başka deyişle, Allah’ın kitap gönderdiği toplumlar için koyduğu bir HÜKÜMDÜR. Hadi ilgili ayete bir bakalım;


İnsnalar tek bir ümmetti. Allah onlara, müjde veren ve uyarılarda bulunan Nebiler gönderdi. Ayrılığa düştükleri konularda aralarında hükmetsin diye kitap da indirdi. İhtilafa düşenler daima kendilerine kitap verilenler oldu. Bu da, açık ayetler geldikten sonra birbirlerine üstünlük kurma gayretlerinden kaynaklandı. Sonra Allah, ayrılığa düştükleri gerçekler konusunda, iman edenleri doğru yola yöneltti. Allah gereğini yapanı doğru yola yöneltir BAKARA 213


     Ayet, geyet net. Ayrılığığa düştükleri konuda aralarında hükmetsin diye kitabı indirmiş Allah. E peki, aralarında Peygamberler hükmetse olmuyor muymuş? E olmuyormuş işte, kitap hükmedecek, Kitapla hükmedilecek başka deyişle KİTAPTAKİ ALLAH’IN HÜKMÜ İLE HÜKMEDİLECEK. Hükmün sahibi Allah’tır, Peygamberler değil. Bu konuda ortağı yoktur Allah’ın. Ne Peygamberler, ne ulemalar ve ne tüm insanlık, bu hüküm verme konusunda Allah’ın ortağı değildir.


........ Hükmüne kimseyi ortak etmez KEHF 26


     Bir konuyu açıklığa kavuşturalım, yukarıda dedik ki, ceza ve ödül konusunda yetkimiz yok ama birkaç konuda ceza yetkisi vermiş Allah. Hangi konuda? Hırsızlık, Adam öldürme, zina. Bunlar, toplumu da bozabilecek suçlar olduğu için toplumu korumak adına ceza vermemizi emrediyor ancak, burada da Allah’ın indirdiği ile hükmetmek mevzusu geçerlidir örneğin; bir zina vakası olduğunda ‘’vayyy pis adam, pis kadın’’ deyip recmeder ve öldürürsek ne olur? Ne ceza verileceğine Allah hükmetmiş ona bakmak zorundayız. Eğer recmedersek, kafir oluruz bu recm cezasını kim uydurduysa onu ilah edinmiş oluruz. Genelde, hadislerle bunu Peygambere isnad ederler ancak iş öyle değil. Nereden biliyoruz? Yukarıdaki verilen ayetleri hatırlayın, Allah peygambere indirdiği ile hükmetmesini emrediyor. Peygamber de kitapla hükmetmek/kitaba uymak zorunda dolayısıyla da zina edenleri recmetmiş olamaz. Biz eğer Peygamber için ''zina suçuna recm cezası uygulamış'' dersek dolaylı yoldan ''Peygamber Allah'ın emrine uymamış'' demiş oluruz, e bu iftira değil de nedir?  Peki ne yazıyor kitapta? 


Zina eden kadınla zina eden erkekten her birine yüz kamçı vurun. Eğer Allah’a ve son güne inanıyorsanız, Allah’ın verdiği cezayı yerine getirirken onlara karşı yumuşamayın. İnananlardan bir takımı da onlara yapılan cezayı gözleriyle görsün. NUR 2


     Allah bizim hüküm koymamıza izin vermediği için kendisi koymuş hükmünü. Biz kafamıza göre hüküm veremeyiz ‘’asalım, keselim, recmedelim’’ diyemeyiz. Allah’ın hükmüyle (yüz kamçı) cezalandırmalıyız. Hatta, Allah yüz kamçı dedi ‘’iki yüz kamçı vuralım pis sapıklara’’ diyemezsin, diyemeyiz. Kendi hevamızı ilah edinip, onunla hükmedemeyiz. Gerçek İlah’ın hükmüyle ( Bakınız NUR 2) hükmetmeliyiz.


     Karşılaştırmalı meal sitesi Kur’an meali com sitesinden Nur 2’ye bakın ayette medeni durumu belirtilmeksizin ‘’zina eden kadın, zina eden erkek’’ demesine rağmen ‘’evlenmemiş zina eden kadın’’ ‘’bekar olarak zina eden kadın’’ diye (yanlış) anlam vererek ayeti kuşa çevirenler var. Allah’ın demediğini demiş gibi göstererek anlam kaydırıyorlar ve araya Allah’a ait olmayan bir hükmü sıkıştırmak için kapı aralıyorlar. Bunu yapanların bir kısmı bilerek, bir kısmı da bilmeyerek yapıyor. Tabi, kim bilerek yapıyor kim bilmeyerek yapıyor onu biz bilemeyiz zira kalplerin özünü Allah bilir ama bu iki durumun da var olduğunu hem eşyanın tabiatı gereği ve hem de bazı ayetlerden anlıyoruz. AMA BİZE DÜŞEN SADECE UYARMAKTIR.


Bak şu ayet enteresan abi, yazalım hemen;


Ey iman edenler! Mümin kadınlar hicret ederek size gelirlerse onları imtihandan geçirin. Onların imanlarını en iyi Allah bilir. Eğer Mümin olduklarını anlarsanız, onları kafirlere geri çevirmeyin. Bu kadınlar onlara helal olmazlar. Onlar da bunlara helal olmazlar. Onların bunlara harcadıklarını geri verin. Bu kadınların mehirlerini kendilerine verdiğiniz zaman, onlarla evlenmenize bir engel yoktur. Ayrılmak isteyen kafir kadınları engellemeyin; onlara harcadığınızı isteyin. Onlar da harcadıklarını istesinler. BU, ALLAH’IN SİZE HÜKMÜDÜR; ARANIZDA O HÜKMEDER. Allah bilir doğru kararlar verir. MÜMTEHİNE 10


     Hatırlayın ayetleri, aramızda hükmetsin diye kitabı indirdiğini söylüyordu ya Allah, nasıl hükmediyor? Aha yukarı paragrafta yazdığımız Mümtehine 10. ayetteki gibi. Ayetler nasıl? Gayet anlaşılır değil mi? Yan yana koyduğumuzda konu nasıl çıkıyor ortaya? Son bir ayet paylaşıp toparlayayım ve birinci bölümü bitireyim. Şimdi bir insan kendisi hüküm koyarsa ve biz ona uyarsak, söz konusu kişiye KULLUK ETMİŞ oluruz. Hani diyorlardı ya ‘’Peygamber de hüküm koyabilir’’ diye hah, işte Allah buna da bir cevap veriyor gerçi, yukarıda verdiğimiz ve Peygambere Allah’ın indirdiği ile hükmetmesini emrettiği ayetler de yeterli cevaptır ancak şu ayetle Allah, bomba bir cevap vermiş;


Bir insana Allah; Kitap, Hikmet ve Nebilik verecek, o da tutup insanlara ‘’Allah’tan önce bana kul olun!’’ diyecek! Buna hiç kimsenin hakkı yoktur. Onun diyeceği şudur; ‘’Kitabı öğreterek ve üzerinde sürekli çalışarak kendinizi Rabbinizin yoluna adayan kişiler olun’’ ALİ İMRAN 79


     ‘’Peygamber de hüküm koyar bunu bize (hadislerle) o söyledi’’ dendiğinde ne anlama gelir? ‘’ Peygamber kendisine kul olmamızı emretti’’ demiş gibi olunmaz mı? İşte Allah da Ali İmran 79’da ‘’hayır, Nebinin böyle demeye hakkı yoktur. O kendinizi Allah’ın yoluna adayın der’’ demiş oluyor. Yani, bu iddiayı ortaya atanları yalanlıyor Allah. Daha da sert bir ifade ile şunları söylüyor;


(Kur’an) Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. HAKKA 43

Eğer (Muhammed) bize karşı bir takım sözler uydursaydı, HAKKA 44

Onu kıskıvrak yakalar. HAKKA 45

Şah damarını koparırdık. HAKKA 46

İçinizden hiç biri de bunun önüne geçemezdi. HAKKA 47

Şüphesiz o (Kur’an) Muttakiler için bir zikirdir HAKKA 48


     Yani, işin şakası yok, Peygamber bile kendinden bir söz söyleyip onu Allah’a fatura edemez. Böyle yapsaydı, Şah damarını koparırdık hiç biriniz de buna engel olamazdınız diyor Allah. İşin özü, Peygamber dahil hepimiz sadece Allah’a kulluk edeceğiz.


Evet, toparlayalım, Allah indirdiği ile hükmetmemizi emrediyor. Nebisine (Peygamber) de indirdiği ile hükmetmesini emrediyor ve onların hevasına uyma diye de uyarıyor ve Kitabı bunun için indirdiğini söylüyor. Hatta Nebi gönderdiği tüm toplumlara, insanlar arasında hükmetsin diye Kitap indirdiğini de söylüyor. Bazıları bunları söyleyince ‘’Peygamberi devreden mi çıkarıyorsun?’’ diyorlar halbuki, Peygamber devrede değil ki çıkaralım. Bahsedilen devre, ilahlık devresidir. Peygamber ilah değildir ve Peygamberi hüküm koymada Allah'a bir tutmamak TEVHİDDİR, sadece Allah'ı ilah edinmektir. Allah'tan başkasını, peygamber dahil hiç kimseyi ilah edinmemektir; ALLAH'TAN BAŞKA İLAH YOKTUR. Hüküm, Allah ile Pyegamberin değildir hüküm, yalnız Allah’ındır. Hükmü O koyar ve hükümde onun ortağı yoktur, ayetler de gayet anlaşılır biçimdedir. Tamam, iyi güzel Kur’an ile hükmedelim de, bu nasıl olacak? Kur’anda her şey yazıyor mu? Bu ve daha başka soruların cevabı ikinci bölümün konusudur. İnşallah anlaşılır şekilde yazabilmişimdir. Ama lütfen, yazdığım ayetleri anlamaya çalışın. Ayetler, Allah'ın sözüdür onları anlamaya çalışın. Hangi sure kaçıncı ayet olduğunu hemen sonuna yazdım ayetlerin ve diğer yazıların arasından göze çarpsın diye mavi renkte yazdım. 


İkinci bölümde buluşmak üzere, Allah’a emanet olun.

Blog İçin Önsöz

      Herkese selam,

     Bu blogta, sıkıcı olmaması adına esprili bir dil kullanarak din konularında yazıyordum. Espri demişken, öyle komedyen performansında değil de biraz sululuğa kaçan tarzdaydı. Daha sonra ikinci bir blog açıp din konularını orada yazmayı ve bu ''gercekelektronik'' isimli blogumda ise eğer üşenmezsem elektronikle ilgili yapmış olduğum çalışmaları paylaşmayı planlamıştım. Bu daha iyi olurdu zira, din ile elektronik ne alaka? derler adama. Ama ikinci blogu açmayı bir türlü beceremedim. Yine bu gercekelektronik.blogspot'a kaldık yani. Neyse amaç, insanlara ulaşmaksa buradan da ulaşabiliriz.

      Bu sefer sululuğa girmeden ama sıkıcı da olmadan ve becerebildiğimiz kadar esprili olarak (komedyen performansı beklemeyin) konuları anlatmaya çalışacağım. Amacım, doğruları öğrenmek ve insanlara bunu anlatabilmektir. Ben de bir insanım ve her insan gibi hata yapabilirim, illa ki yanlışlarım olur. Sizin yapmanız gereken benim doğrularıma sarılmak değil, Allah'ın doğrularına ulaşmak olmalıdır. Buna göre de, verdiğim ayetleri iyi etüt edip ''Allah'In doğruları nedir?'' ''Bu adam Allah'ın doğrularını mı gösteriyor yoksa, yanılıyor mu ya da numara mı çekiyor?'' bunu anlamaya çalışmanız sizin için daha iyi olur.


Zaten Allah da şöyle bir şey söylüyor;


Onlar sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlardır Allah'ın doğru yola ilettikleri ve onlardır sağlam duruşlu olanlar. ZUMER 18


Sözün en güzeli hangisi peki? Allah'tan başka en güzel sözü kim söyleyebilir? En doğru sözü kim söyleyebilir? Bunu anlamak için allame olmaya gerek yoktur ancak biz yine de Kur'ana bir bakalım;


ALLAH SÖZLERİN EN GÜZELİNİ, birbirine benzer (Müteşabih), ikişerli (âyetler içeren) bir kitap olarak indirmiştir. Rablerinden korkanların tüylerini ürpertir; sonra onların kalpleri ve vücutları Allah’ın bilgisiyle yumuşar. İşte bu, Allah’ın yoludur. Onu tercih edeni o yola yöneltir. Allah’ın sapık dediğine kimse “Doğru yoldadır” diyemez. ZUMER 23


Demek ki, sözün en güzeli Kur'an (ayetleri)/ Allah'ın sözü imiş ve bir de;


Allah; O’ndan başka ilah yoktur. O sizi (mezardan) kalkış günü bir araya toplayacaktır; bunda şüphe yoktur. KİMİN SÖZÜ ALLAH'IN SÖZÜNDEN DAHA DOĞRU OLABİLİR? NİSA 87


Yani doğruyu bulmak için, doğru söze, sözün en güzeline uymak gerekiyor. Anlatıcı da bunu size göstermesi gerekiyor, yorumlaması değil. Gösterilen yere bakacaksınız, orada Allah'ın sözünü göreceksiniz ve ona (Allah'ın sözüne/Ayet) uyacaksınız anlatana değil. Anlatıcı, size bilgiyi eğip bükmeden, kendinden bir şey katmadan ulaştırmak zorunda. Bu kriterlere dikkat ederseniz sizin için iyi olur. Sözleri dinleyin, kim Allah'ın sözünü gösteriyorsa o gösterene değil, gösterilen Allah'ın sözüne uyun. Eğer gösterene uyarsanız ve o gösteren yanlış yaparsa veya yoldan çıkarsa (bu olasılıklar benim için de geçerlidir) o zaman siz de yanlışa sürüklenirsiniz.


Sözün özü; Gösteren parmağa değil, gösterilen söze bakın.


Neyse, yavaş yavaş toparlayalım, ilk konuda ''Allah'ın indirdiği ile hükmetmek'' konusunu üç bölümlük yazı dizisi olarak masaya yatıracağım. Allah izin verirse bu yazı dizisi, alt başlıklarıyla birlikte sırasıyla şöyle olacak;

Allah’ın indirdiği ile hükmetmek 1  (Ana tema)

Allah’ın indirdiği ile hükmetmek 2  (Profesyonel ve asıl olan; Arapça Kur’an ile hükmetmek)

Allah’ın indirdiği ile hükmetmek 3  (Amatör; Meal ile hükmetmek) 


İlk bölümde görüşmek üzere.