24 Temmuz 2016 Pazar

15 TEMMUZ 2016 GECESİ DARBE GİRİŞİMİ - 2



  Selam cigeroviçler,

      Bildiğiniz üzere 15 Temmuz 2016 gecesi bir darbe girişimi yaşandı. Girişim başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, bir çok kişi gibi, ben de yaşanan olayların analizini yapmaya çalışmıştım geçen haftaki yazımda. Analiz yapan insanlar genelde kendi penceresinden yapmaya çalıştı, kimi hükümet muhalifi olduğu için, o pencereden yaptı analizini, kimi de hükümet taraftarı olduğu için o pencereden yaptı analizini. Ben ise her iki pencereden bakınca (objektif) görüleni yazmakla beraber, söz konusu yazımda da belirttiğim gibi, analize konu olan senaryoları, hiçbir şekilde ne doğrulayabiliriz ne de yalanlayabiliriz. Zira elimizde yeterli kanıt yok sadece soru işaretleri var. Hatta şu son iki günde aklıma daha farklı pencereden senaryolar bile geliyor. Bakın mesela, Türkiye üzerinde oyun oynayanlar, senaryo gereği başarısız bir darbe de öngörmüş olabilirler. Yani darbenin başarısız olması bile planın bir parçası olabilir. Eğer öyleyse esas plan ne? Gerçi bu da baya baya aptalça senaryo olurdu, zira bu süreçte hükümet büyük bir hızla fetocuları ordudan temizleyecek, bu durumda ise amerika ordu içerisindeki en büyük, en sinsi ajanlarını kaybetmiş olacak ki, oluyor da. Veya oda tv'den bir kaç tane analiz okudum ki, onlar da akla yatkın görünüyor isteyenler buradan okuyabilir;

Mesela şu ilginç bir analizdir ; http://odatv.com/ne-ab-ne-de-turkiye-bu-darbeyi-okuyamadi-2207161200.html

Bu da başka bir analiz ve dikkate değer; http://odatv.com/turkiyenin-zayiflatilmasi-sakin-dislerinizi-kamastirmasin-2407161200.html

Sonuç olarak, tekrar tekrar dediğim gibi bu olayı çözmek şu an için çok zor zira elimizde yeterli belge yok. Düşündüğümüz her analiz, okuduğumuz her analizin akla yatkın gözükmesi, ortada yeterli belgenin olmamasından ve kafa karıştırıcı bir sürü detayın bulunmasındandır. Ama şundan emin olabiliriz ki, ortadoğuyu şekillendirmek isteyen saplantılı arzulara sahip Amerika bu işin içerisinde mutlaka var.


 Ama bunu çözme işini, şimdilik siyasetçilere ve tarihçilere bırakıp, olayın pek dillendirilmeyen ama kesinlikle bildiğimiz kısmını bu gün masaya yatıracağız.

     Yaşı çok çok genç olanlar bilmeyebilir ama benim gibi kırklı yaşlarda olanlar ve daha yaşlılar (oh yaşlı olmaktan kurtulduk :) ) hatta 30'lu yaşları da yazalım, çok net hatırlayacaklar ki, Türk silahlı kuvvetleri ''irtica'yla mücadele'' kapsamında, dinci, yobaz kimselerin orduya sızmalarını engellemek için büyük çaba sarfediyorlardı. Orduya sızmayı başarabilenleri ise tesbit ettiklerinde derhal ordudan ihraç ediyorlardı. İşte bu sıralarda, orduya sızmaya çalışanlar, halkın aklını işletmeyen kesimine şu yalanı pompalıyordu;

- Pis kemalist laik dinsiz asker, sırf anası baş örtülü diye müslümanı ordudan atıyorlar.

     Söylenen her sözü, papağan gibi tekrar eden ve araştırıp düşünmeden hareket eden, o aklını işletmeyen kesim de yıllarca hep şöyle dedi;

-Pis, dinsiz laik kemalist ordu, müslümanı ordudan atıyor, anası baş örtülü diye attılar ordudan...

     Eğer halkın bu kesimi, bu güne kadar geçen süreçte aklını işletmeyi başarabildiyse, 16 Temmuz 2016 sabahı, zamanında birilerinin ordudan anası baş örtülü olduğu için mi, yoksa 15 Temmuz gecesi yaptıklarını yapma ihtimali olduğu için mi ordudan atılmış olduğunu umarım görmüştür.

     Neyse biz konumuza dönelim, aradan zaman geçti, Ak parti kuruldu Fethullah gülen cemaati ile kolkola Fetto'cuları ordudan ihraç eden ve edecek olan vatansever generalleri iftira olduğu kabak gibi ortada olmasına RAĞMEN ''Ergenekon'' ''balyoz'' v.b  iftiralarıyla hapislerde çürüttüler. Aslında böylelikle Fettocular, kendilerini ordudan tasviye edenleri/edecekleri ordudan cebren ve hile ile tasviye etmişti. Böylece boşalan mevkilere Fettocular yerleşmeye başladı. Bu süreçte insanlara bunun bir kumpas olduğunu anlatmaya çalıştıkça, inanmamakta direndiler, ''sen de darbecisin'' dediler, '' pis ordu darbe yapacaktı'' dediler. Yalan olduğuna dair belgeleri gösterene iftira attılar, kulaklarını tıkadılar.....

     İşte o sıralarda ben çevremdekilere şunu da dedim;

-Bakın, yalanla vatansever generalleri içeri atıp, yerlerine (güya) darbe yapmayacak adamları geçirdiklerini sanıyorlar, halbuki, esas bu güvendikleri adamlar ihtilal yapacak...

     Bu, öngörüdür cigerto, bunu görmek için zeki olmaya gerek yok. Bakın, ben çok zeki bir adam değilim azıcık düşünsen etrafına bir baksan görürsün. Neyse konuyu dağıtmayalım, halk yine de bu orduyu tasviye etme sürecine alkış tuttu. Biz ''Bakın bu Fethullah Gülen, devlete sızmaya çalışıyor tehlikeli bir cemaattir, dinle de alakalı değiller'' dedikçe bize köpüren oldu ve dedi ki;

-Sen utanmıyor musun Fethullah demeye, hoca efendi diyeceksin. Kapıcıya bile bey efendi denir..

Evet, bunu bana diyen oldu, şu youtube'daki başkasının kanallarına yaptığımız tüm yorumları nasıl görürüz biri bana anlatırsa o diyeni bulup gösterebilirim. Evet finale yaklaşılırken, Akp ile Fettocuların arası açıldııııı. Ve o Fettoyu yüceltenler birden Fetto düşmanı kesiliverdi. Neyse en azından aynı çizgiye geldik diyecekken adamların hoşlarına gitmeyen bir eleştiri yapınca hemen saldırıya geçip;

- Pis adam, sen de Fettocusun

     Demeye başladılar. Lan oğlum ne Fettocusu? Ben önceden de Fettoya düşmandım, bu gün de düşmanım yarın da düşman olmaya devam edeceğim. Ben çizgimi değiştirmedim, ben başkasının ağızıyla çizgimi değiştirmem, benim gibi düşünenler de öyle.

Veeeee, finalde amcalar darbe girişimi yaptıııı. Eğer başarsalardı, şu an Akp ve ana muhalefetteki beğenmedikleri bürokratları, Cumhur başkanını, Başbakanı asmış olacaklardı ve aynı zamanda sana bana en büyük işkenceleri yapacaklar, hapislerde çürütecekler ve öldüreceklerdi zira biz Fettocu değiliz. Kendilerinden olmayanları, kendilerini deşifre edenleri yok etmek için bütün hırslarıyla saldıracaklardı. Ülkemizi de ele geçirmiş olacaklardı. Neyse ki, başaramadılar.

Peki, bu niye böyle, neler oluyor? Niye biz hep böyle rezilliklere tanık oluyoruz? Neden bu ülkede ikide bir ihtilal oluyor? Neden bu ülke bir rahat nefes alamıyor?

     Hah, işte esas konumuz bu. Buraya kadar uzun bir girişten sonra nihayet mevzuya geldik cigerto.

     Günümüzdeki, siaysi gündemi saymazsak, en çok konuşulan konulardan birisi de, Kur'an etrafında dönen konulardır. Din her zaman birilerinin iştahını kabartmıştır zira din en büyük sömürü aracıdır. Öyle ki, insan kitlelerine; '' paranızın yarısını bana verin'' derse birisi büyük bir olasılıkla o adamı öttürürler. :) Öyle kolay mı? Ama o birisi,

- Ben evliyayım

derse veya

- Ben Allah'tan vahiy alıyorum

derse veya,

- Falanca, (haşa) Allah'ın oğludur ben de ona yakınım

derse ve o halk kitlesi inanmışsa ona, bırakın paranın yarısını tamamına verir gelirler. Ancak islamın şirke karşı tutumu ve hristiyanların İsa'ya oğul yakıştırmasını red edip kınaması, ''oğul'' senaryosunu devre dışı bırakmıştır hatta diğer senaryoları bile. Ama münafık boş durur mu? Adamlar önce din adamı ayağına dinin başına oturmuşlardır. Din, Allah'ın doğru yolu olduğuna göre;

Dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım  ARAF 16

     Evet aynen öyle oldu, Allah'ın doğru yolunun (din) üzerine oturarak İblis'in amelini yaşattılar onun yolundan gittiler. Kur'anın üstünü örttüler (küfür), Allah'a ve elçisine (Resul) iftira attılar. Allah'a söz ftira ettiler (hurafe hikayeler), ve elçisine söz iftira ettiler (bakınız Kur'ana aykırı uydurma hadisler). Böylelikle, evliayalar oluşturdular, gaybden vahiy aldılar !!!! ve bununla insanları sömürmeye başladılar. Aslında tam açıklaması şu;

     Allah'ın dininin yanında bir paralel din uydurdular ve insanları Allah yolundan alıkoyup o uydurma dine sürüklediler. Ve bunu da profesyonelce yaptılar. O uydurma dini de islam diye yutturdular, içerisinde de islamdan kırıntılar barındırdığından, insanlar bunu farkedemediler.

     Ancak, çok korktukları bir engel var önlerinde;

       KUR'AN-ı KERİM

Kur'anın okunmasu onlar için büyük bir kabustur zira insanlar bir anlasa, bunların foyası ortaya dökülecek. O yüzden de müslümanı Kur'andan ayırmak için insanları korkutuyorlar. Nasıl korkutuyorlar? Sapıtmakla, sapık olmakla;



Bu adam, 15 Temmuz 2016'da darbe yapmaya çalışan ve halkın üzerine ateş açan cemaatin lideri değil mi? Kimin sapık olduğunu gördük 15 temmuzda. Evet cigerto, eğer insanlar Kur'anı okuyan ve onunla amel edenler olsalardı, o zaman bu adamınşakirtleri robota dönüşmeyecek ve bu cemaate girmeyecekti. Girse de, yanlışı görüp, derhal cemaatten çıkacaktı. İşte bu olmasın diye, kendi cemaatini KORKUTUYOR sapık olursun diye;

İşte size şeytan. O yalnız kendi dostlarını korkutur. Eğer inananlarsanız onlardan korkmayın, benden korkun.  ALİ İMRAN 175

     Kur'an okuyup iman eden o kadar insan varken, okuyup da sapıtan nerde görülmüş? Ha götüyle okuyorsa o başka, o da okuyanın cehaleti biz ne yapalım?  Hatta şunu da söyleyelim;

Ve kim Rahman'ın zikrini (Kur'an) görmezlikten gelirse / yüz çevirirseOna şeytanı musallat ederiz. Artık o onun dostudur.

Ve muhakkak ki, onlar onları yoldan alıkoyarlar ve onlar hidayette olduklarını sanırlar.  ZUHRUF 36-37

Kur'an Allah'In yolunun rehberi olduğuna göre, Allah'ın yoluna girmek isteyen Kur'ana uymak zorundadır ki, Kur'anda Kur'an için, karanlıktan aydınlığa çıkaran, doğru yola ileten olduğunu söylemiyor muydu? Şu an ayetler aklımda değil cigerto. Peki, insan Allah'ın zikrini yani Kur'anı görmezden gelirse, Allah ona bir şeytanı musallat ediyor o da onu Allah'ın yolundan alıkoyuyor. Bunu da, Allah'ın yolunun rehberi olan Kur'anı okutmayarak yapıyor;

- Aman haaaa, Kur'anı okuma SAPITIRSIN. Kur'an müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı!!!

Neyse konumuza odaklanmaya çalışalım, her şey tamam, tamam da niye bu adamlar böyle yapıyor? Dertleri ne?

     Şu dünyada yapılan her kepazelik, para ve güç içindir cigerto. Big bradırslarınki de öyle,

 Ey iman edenler! Ahbar ve Ruhbanlardan birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.  TEVBE 34

     Bakın, bu ayette hahamlar ve rahipler diye tercüme yapılmış ama orada ahbar ve ruhban diyor,  ahbar ilim adamlarını, ruhban ise DİN ADAMLARINI ifade eder. Din adamları önemli zira Allah'ın doğru yolunun üzerinde onlar oturuyor ve güya insanları Allah'ın yoluna çekiyorlar, tabi yersen. Bak ne diyor Tevbe 34. ayette? Sadece Ruhbanı alalım ve onu da günümüze uygun ''din adamı'' olarak düşünelim, din adamlarından bir çoğu insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah yolundan alıkoyuyorlar. Bu Fethullahçı cemaatin mal varlığını artık herkes biliyor, gazeteler, televizyonlar, ticari şirketler, bankalar v.b.  Bu paralar piyangodan çıkmadığına göre....

Hatta geçenlerde okuduğum haberde bir itirafçı, ilk maaşını abilere verdiğini söylüyordu, ondan sonra Allah bilir daha neleri vermişlerdir. Ama bu insanların penceresinden bakacak olursanız, ya da onlara soracak olursanız, sizlere dine hizmet ettiklerini, Allah için bunu yaptıklarını söyleyeceklerdir. Çünkü bu insanlar din diye kandırılmışlardır. Akıllarını işletmedikleri için gerçeği göremediler. Aslında Allah bunun için de uyarıyordu, eğer Kur'anı okumuş olsalardı görürlerdi;

Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın. FATIR 5

Ayette uyarıyor, sakın sizi ''Allah ile aldatmasınlar'' diyor. Allah ile aldatmak için dini kullanman gerek, bunu da din adamları yapar. En çok kimi dinlerler cigerto? Seni, beni mi yoksa din adamlarını mı? Ha gerçi ayette ''ALLAH İLE'' demesine rağmen meallerde kıvırıp ''Allah'ın affına güvendirerek...'' diye anlamlandırıyorlar, bak bu da aldatmadır. Daha doğrusu insanlar uyanmasın diye aldatma şeklini saklıyorlar. Aslında, bu konu darbe girişiminden önceki haftalarda başladığım ve bu konudan sonra da devam edeceğim konu dizisinin bağlantılı kısmıydı. Bu yazı dizisinde zaten biraz daha derinlemesine ele alacağız, Allah kısmet ederse.

     Şimdi de, bunun başka bir boyutuna dikkat çekmek isterim; Dış mihraklar.....  Dış mihraklardan kastımın, Amerika olduğunu tahmin edersiniz her halde. Peki, bu adamlar neden Feto ve diğer bazı cemaatleri destekliyor olabilirler? Konu ne? Amaçları ne?

     Uydurma dine yönelmek insanı kafirlikten şirke kadar ne kadar lanet yol varsa oralara götürür. Allah, şirk koşanı affetmiyor ve bütün amelinin boşa çıkacağını söylüyor. Konu uzamasın diye kısaca söylemek gerekirse, müşrikler hakkında hem Kur'andan gördüğümüz örneklere dayanarak ve hem de tarihten gördüğümüz örneklere dayanarak söyleyebiliriz ki, ızdıraptan başka bir şey yoktur. Dünyada da, ahirette de. Tevbe edip kendini düzelten hariç. Sonuç olarak Amerika'yı arka plandan yönetenler biliyorlar ki, dinlerinden uzaklaştırılıp şirk batağına düşürülenleri sömürmek daha kolaydır. Ayrıca şirk batağına düşenler, Allah'a değil kendi evliyalarına (dostlar) itaat ederler.

Peki, ya o evliyalar /dostlar; (görünüşte Feto, arka planda big bradırslar)  bir ülkeyi tahrip etmeyi, bozmayı, etkisizleştirmeyi emrederse?

     Evet kabaca da olsa, big bradırsların, neden gerçek islam değil de, uydurma islamla bu kadar ilgilendiğini ve neden Feto cemaatini, işid oluşumunu kurdurup desteklediğini anlamak zor olmasa gerek. Akla ve bilime yönelen toplumları kandırmak ve sömürmek zordur. Gerçek islama yönelen insan akla ve bilime yönelir ki, zamanının müslüman bilim adamlarının neleri bulduğunu ve günümüz teknolojisinin temelini oluşturduğunu düşününce, islamın bilime düşman olmadığını görüyoruz hatta ayetler bile bilime yönlendiricidir. Öte yandan akla ve bilime yönelen bir insan, eğer islam üzere değilse, gerçek islamı gördükten sonra gerçek islama da yönelir. E o zaman big bradırslar insanları nasıl sömürecek?

     Görünüşe göre bu başarısız darbe girişimiyle birlikte, Abd ülkemizdeki yerli işbirlikçisi ajanları olan DİNCİ Feto'yu kaybettiler. Bu sebeple big bradırsların ülkemizde yeni Feto'lar ve cemaatler yaratması ihtimalini unutmayalım. Bundan dolayıdır ki, Allah'ın ipine yani Kur'ana hep birlikte sarılırsak, bu rezaletin bir benzerinin daha yaşanmasının önüne geçmiş oluruz. Umarım kafanızda bir ışık yakmayı başarmışımdır. Aslında durun, aklıma gelmişken hemen söyleyeyim, bu Feto zamanında hep garibanların üzerine oynadı. Yoksul çocuklarını kandırdı kendi tarafına çekti. Bu günün bir mevkiye gelmiş fetocusu, dünün kandırılmış yoksul çocuğuydu. Ha bu suçlu olanı suçsuz yapmaz ama benzerlerinin olmasının önüne geçmek adına önemli bir detaydır. Bu konuyla ilgili internette çok bilgi var. Yoksulluk çok zordur cigerto bu çaresiz durumları ve bu durumdan ötürü eğitimsizlikleri, her türlü tehlikeye açık hale getiriyor bu insanları. Bu sebeple, nerde bir yoksul görseniz imkanınız ölçüsünce elinden tutun, sahip çıkın. Eğer siz sahip çıkmazsanız, Feto gibiler sahip çıkar. E feto gibiler sahip çıkınca ne olduğunu gördünüz, kafamıza bomba yağdırıyorlar. Başarsalar ağızımıza s.çacaklardı.

     Neyse, bir sonraki konuda görüşmek üzere cigertolar, önceki yazı dizimize kaldığımız yerden devam edeceğiz, Allah kısmet ederse.

Sevgiler.

   

17 Temmuz 2016 Pazar

15 TEMMUZ 2016 GECESİ DARBE GİRİŞİMİ




Selam cigeroviçler,

Bu gün konu dışına çıkıp biraz gündem yapalım. Aslında konu dışı dedik ama konumuzla da alakası var. O yüzden bu konuyu iki bölüm halinde inceleyeceğim zira çok uzun bir yazı olur. Bunun ikincisinde bağlantısını yüzeysel anlatım ''Kur'andaki din'' serisine geçip, onun ilerleyen bölümünde ise o bağlantıyı göstereceğim Allah izin verirse. 15 Temmuz gecesi, bir intenet sitesine yorum yazmak için taslak hazırlıyordum, tam o sırada üzerimizden sıra dışı bir şekilde jetler geçti. Hatta bir videyu izliyordum bir kaç bilgi toplamak için ve o alçaktan uçan jetlerin sesi yüzünden videodaki konuşmaları duyamayıp pausa bastım ve söylenip durdum. Ben, bir şeyi dinlemeye çalışırken bir gürültü oluşur da duyamazsam acayip kudururum :)

Neyse, bir müddet sonra evdekiler televizyondan duyup bana, askerin sokaklara çıktığını acayip bir hareketlilik olduğunu söylediklerinde, yorum yazma işini bırakıp haber sitelerini turlamaya başladım. Zaten bir müddet sonra da, bombalamalar başladı.

Bizim ev, saraya yakın bir semtte bulunuyor. Önümüzde bir tepe olduğundan göremiyoruz ama yakın. Evimizin arka cephesi de MİT binası tarafına bakıyor. Saray kadar olmasada yakın sayılır. İşte bu sebeple sanki savaş alanında gibiydik, zira uçaklar üzerimizden sorti yapıyor bombalama yapıyordu. O da nasıl bir makineyse, evi deprem olmuyormuş gibi sallıyor zaten mahallede bir çok kişinin camı kırıldı.

Görünen o ki, bizler de bir darbeye tanık oluyorduk. Ama bu pek de darbeye benzemiyordu. İtiraf edeyim, darbeleri tasvip etmesem de, bu süreçte o sarayın yıkılmasını çok istedim orası ayrı bir konu. Çünkü, şaşalı saraylar, dünya malı ve güç düşkünlüğünün sembolüdür. Neyse, bu işin boku çıkmaya başladı, uçakların sortileri ve binanın zangırdaması bir müddet sonra insanın sinirini bozuyor ''yeter lan'' diyorsun bombalıyorsanız baombalayın siktirin gidin diyorsun. Artık dayanacak takat kalmıyor insanda.

Neyse,ilerleyen saatlerde olay netleşmeye başlayınca, kafalarda deli sorular belirmeye başlıyor;

Bu acaba bir tiyatro mu? Zira darbe, darbeye benzemiyor. Dört tane uçak, sekiz on tane tank ile darbe mi olur? Olursa başarısız olur. Bunu biz bile görebiliyorsak, savaş stratejileri konusunda eğitim almış subaylar bilmiyor mu? Eğer bilmiyorlarsa bu çok vahim, zira bir savaş sırasında bu beceriksizlerle ne yapılır? Darbe, yönetime yapıldığı için, ilk önce eş zamanlı olarak iktidar ve muhalefet liderleri evlerinden alınıp tutuklanır. Ama bir bakıyorsun ki, başbakanı, cumhurbaşkanından tut tüm muhalefet liderleri demeç veriyor. Bu ülkede Tayyip Erdoğan karşıtlığının çok olması ve darbenin esas hedefinin doğal olarak cumhurbaşkanı olmasının büyük ihtimal olduğu bir ortamda, cumhurbaşkanının ülkeyi terketmemesi, ''bu acaba bir senaryo mu?'' sorusunu akıllara getirdi. Silahsız bir halk ayaklanması olan ki, gezi olaylarında hemen resmi gezi ayağına yurt dışına çıkan bir kişi, neden silahlı bir askeri kalkışmada yurt dışına kaçmaz. Ve dahası havada ihtilalci jetler varken uçakla İstanbul'a gelir? Şunu da unutmamak lazım, artık o eski usulle darbe marbe olamaz zira teknoloji buna müsait değil. Eskiden internet yoktu tek kanallı yelevizyon vardı ve halkın hemen haber almasını engellemek kolaydı. Oysa günümüzde götümüzde taşıdığımız cep telefonuyla mahallede konuşlanan askerin resmini çekip tüm türkiyeye duyurmak bir kaç dakikalık iştir.

Daha bir sürü sorular sormak mümkündür. Çeşitli gözlemlerim, oradan buradan yaptığım okumalar sonucunda bir kaç tane senaryonun olası olduğunu gördüm. Ve bunu paylaşmak istiyorum. Tiyatro ihtimaline sonra geleceğim, önce iyimser olasılıklarla başlayalım;

1. SENARYO Darbe kalkışmasını bir grup asker gerçekleştirdi. Ordunun geri kalanı buna yanaşmadı ya da haberi yoktu. Olsaydı bunları tutuklarlardı. Bu şekilde de başaramayacaklarından, amaçları darbe yapmak değil, DARBE YAPTIRMAKTI. Olası senaryo şöyle düşünülebilir;

a) Askerle polis, sokakta çatıştırılacak ve şehirlerde büyük yıkımlar olacaktı bu da bir iç savaş demekti dolayısıyla ordunun geri kalanı, darbe yapmak istemese de mecburen yönetime el koyacaktı.

b) Akp karşıtı halk, akp'ye olan bıkkınlığı sebebiyle darbeye destek verecek, tabi bu arada akp taraftarı olan halk da iktidara destek verecek, iki taraf sokağa çıktığında sivil halkın da karıştığı bir iç savaş çıkartılacaktı ve ordunun geri kalanı yine kaosu ve iç savaşı önlemek adına istemese de yönetime el koyacaktı. Bun ibneler de fırsattan istifade belli yerleri kapacaktı.

Ama olmadı, planları tutmadı. Akp karşıtı halk darbeyi desteklemedi. Ha içlerinde ''oh iyi oldu'' diyenler vardı mutlaka ama fiili bir destek olmadı.

2.SENARYO  Hükümeti her ne kadar sevmesem de, aslında inkar edemeyeceğimiz bir iyilikleri var (tabi tiyatro değilse); Fetoculardan ülkeyi temizlemek. Buna göre Fethullahçı yapılanma iyice köşeye sıkıştı, zaten hükümet bu yapılanmaya sürekli operasyonlar yapıyordu son vuruş için gerekli istihbari bilgileri topladılar, bunların da bundan haberi oldu ve bilgileri yok edip gizlenip yerlerini korumak için MİT binasını tahrip etmeyi planladılar. Ama bu şekilde göze batacaklarından bir darbe süsü vererek bunu gerçekleştirmek istimiş olabilirler. Evimin yakın olduğunu söylemiştim, bombalamanın şiddetli sesinden, sarayın ve MİT binasının tamamen yıkılmış olabileceğini düşünmüştüm ama sabah haberlerde sarayın pek hasar almamış olduğunu gördükten sonra aklım Mit'in binasına takıldı ve şu an itibariyle hala mitin binasına ait bir görüntü bulamadım. Eğer o bina büyük bir tahribata uğradıysa, o zaman bu senaryo akla daha da yatkın düşer. Bazı Fethullahçı generaller kendilerini gizlediler diğerlerini feda edip darbe süsü vererek o gizlenen generelleri de açığa çıkaracak belgeleri yok etme girişiminde bulundular. Ama o darbeci subayların başı yanacak böyle işe niye girişsinle diye sorma, zira içlerinde davaları için ölecek adam çok.

Ama bunlar sadece birer zan.Ama iyimser bir gözle yapılan zanlardır. İyimser olasılık dedim çünkü, eğer böyleyse, bu demektir ki, Fethullahçı yapı tamamen çökmek üzere, bu sebeple can havliyle saldırıyor. O zaman bunlardan kurtulma günü yakın demektir. Peki, bu bir tiyatro olamaz mı? Ki, genelde ülkemizde yapılan darbeler hep amerika patentlidir. Tiyatro olduğunu var sayalım soru şu;

Eğer tiyatroysa, bu iktidardakilerin bir tiyatrosu mu? Yoksa senaryosu amerikaya ait bir senaryo mu?

Eğer amerikaya ait bir senaryoysa, bu senaryodan hükümetin haberi var mı yok mu?

Yöneticilerin sakin tavrı, bu senaryodan haberi varmış gibi bir intiba uyandırsa da, olmayadabilir.

Peki, amerikan senaryosuysa neden başarısız bir darbe girişimine imza attılar, özellikle başarısız olsun diye mi, yoksa onlar da başarı bekliyordu ama istedikleri sonucu alamadılar mı? Ama biz biliyoruz ki, amerikalı emmiler öyle hesapsız iş yapmazlar. Peki, neler oluyor?

SENARYO 1  Darbeyi, insan psikolojisini iyi bilen ve bununla diğer ülkelerde operasyonlar yapan amerika planladı. Hükümetin haberi vardı ve dediler ki;

-Biz sana o çok istediğin başkanlığın kapılarını açalım, sen de bizim ortadoğuda özellikle suriyede istediklerimizi ver.

Ve perde kapanır.

SENARYO 2  Abd planladı, ama hükümetin bundan haberi yok. Ancak başarısız olacağını biliyorlar o yüzden de telaşlanmıyorlar fırsattan istifade için pusuda bekliyorlar.

Bu senaryoya göre abd şunu hesapladı;

a) İyimser senaryonun birincisindeki gibi, (ama bu durumda sonuç iyimser değil) ordunun geri kalanını darbeye zorlayacak başarırsa, akp'den kurtulmuş olacak ve yerine kendine daha bağımlı birilerini getirecek. Çünkü akp, her ne kadar abd çıkarlarına hizmet etse de, ara ara amerikanın emirlerinin dışına çıkıyor. Çünkü engellenemez hırsları, ihtirasları var adamların.

b) Ama başarısız da olabilir. Tamam bunu da fırsata çevirebilirler. Bu durumda akp daha da güçlenecek ve başkanlık garanti olacak. Buna göre de, başkanlık sistemiyle, 20. yüzyılda emperyalizm ve kapitalizle savaşıp yenen tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk'ün sistemini yıkmış olacaklar. Atatürk'ün sistemi yıkıldığı an, Türkiye'yi kendilerine köpek yapmaları malesef daha kolay olur. Bu sebeple de her ihtimale karşı yabancı basında, bu darbenin başarısız olduğunda hükümetin elinin güçlenip başkanlık sistemi ihtimalinin daha da artacağı analizlerinin olması, kafirin birilerinin kulağına üflemesi olarak düşünebiliriz. Yani biri ''A'' planı diğeri ise ''B'' planı.

Tabi, bunların hiçbirini elimizde yeterli deliller olmadan doğrulayamayız ya da yalanlayamayız. Hatta bu senaryolara yenilerini bile ekleyebiliriz.

Şimdi, sevgili cigeroviçler, bu olaylar sinir bozucu olaylardır. Neden hep böyle boktan sorunlarla uğraşıyoruz? Neler oluyor ve neden amerikanın oyunuyla, bir oraya bir buraya savruluyoruz? Bunu bir sonraki yazımda masaya yatıracağım. Öbür konuyla da bağlantısını dağa sonra yapacağım zira Kur'andaki din mevzusuyla bağlantısı da var bu işlerin. Eğer Kur'andaki dine uysaydık bütün bu rezaletleri yaşamıyor olacaktık. Ve birileri d ısrarla Kur'andaki dinden yani Allah'ın dininden uzaklaşmamızı istiyor. Sebebi böyle durumlarda olalım ki, üzerimize rahat çöksünler.

O zaman, bir sonraki konuda görüşmek üzere..

Sevgiler.

3 Temmuz 2016 Pazar

KUR'AN'DAKİ DİN 2


NEBİ VE RESUL KAVRAMINA KISA BİR GİRİŞ


Selam cigeroviçler,

    Geçen konuyu kabaca tekrar edecek olursak, Allah Kur'anı arapça olarak açıklamıştır. Zaten Kitabı da arap diliyle indirmiştir. Ve göze batan detay olarak da, Kur'anı arapça bilen bir topluluk için açıklamıştır.

    Şimdi cigerto, şöyle bir detay da var Kur'anda;

Eğer onu yabancı bir dilde Kur'an kılsadık, mutlaka ''onun ayetleri açıklanmalı değil mi, arab'a yabancı dil mi? '' derlerdi. De ki o, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve onlara karşı körlüktür onlara uzak bir bir yerden seslenilir.  FUSSİLET 44

    Evet, eğer Kur'an arapça değil de başka bir dilde indirilmiş olsaydı, '' araba başka bir dil mi? Ayetleri açıklanmalı değil miydi?'' diyeceklerdi. Peki, ya arap olmayanlar? Mesela bir türk; '' türke başka bir dil mi?'' ya da bir alman; '' almana başka bir dil mi?'' demez mi? Onlara açıklanıyor da bize açıklanmıyor mu cigerto? Yoksa Bu kitap bize de hitap etmiyor mu?


 İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar. ENAM 92

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” ENAM 19

    Ulaştığı herkesi uyarmak için vahyolunmuş. Yani bütün insanlığa bir uyarıcı ve müjdeleyici olacak. Peki, ya dil konusu? Ki, araplar dışındaki insanlar arapça bilmiyor. Ama şu da var;

Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Bilen bir TOPLULUK için açıklanmış peki şimdi ne olacak :)

Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! İBRAHİM 4

    Şimdi buraya bir parantez açalım, geleneksel dinciler, resulu, kendisine kitap verilen olarak tanımlarlar ki, bunun tanımına birazdan geleceğiz. Bir an için bunun doğru olduğunu var sayalım. Allah orda ne diyor? Her resulü kendi toplumunun diliyle gönderdiğini söylüyor, peki bize? Almanlara?, Japonlara? v.b...?  Eğer resul, kendisine Kitap vahyedilense, o zaman hepimize kendi dilimizde, kendisine kitap vahyedilmiş bir resul gelmesi gerekmez miydi?

E hani?

    Halbuki, bir önceki konuda değinmiştik. Enam 83.ayetten itibaren Allah, İbrahim'den başlıyor, Yakup, İshak,Lut, İsa ve diğerlerini isim isim saydıktan sonra Enam 89 da;

İşte onlar, kendilerine Kitap,Hikmet ve nübüvvet verdiklerimizdir. Eğer bunlar onu inkar ederse,onu inkar etmeyecek bir kavmi ona vekil kılardık ENAM 89

    Ne diyor? Kendilerine Kitap, Hikmet ve Mübüvvet yani Nebilik verdikleri olduğunu söylüyor. Bu ayetten RAHATLIKLA -anlaşılıyor ki- Allah, Resullere değil, Nebilere Kitap veriyor ve önceki konuda değindiğimiz gibi, Allah'ın sadece 4 (dört) tane değil bir çok Kitabı bulunuyor. Yani ne kadar Nebi göndermişse, o kadar Kitap göndermiştir Allah.

    Peki o zaman Nebi ne, Resul ne? Ama ondan önce şu ağızımıza yapışan ''Peygamber'' kelimesini bir irdeleyelim ki, Kur'an meallerinde hep bu kelime kullanılır. Halbuki, ayetin orijinalinde ya Resul diyordur ya da Nebi.

    Peygamber, arapça bir terim değildir, farsçadır. '' Haber getiren'' anlamındadır. Yeni öğrendiğim bir bilgiye göre, peygamber orijinalde '' gaybden, cinlerden haber getiren'' anlamındadır ki, bu ismi Allah'ın nebilerine atfetmek, islamın ruhuna aykırıdır. Nitekim, o dönemlerde, Allah'ın elçilerine ''bu cinlenmiş, cinlerden haber getriyor'' denildiğini biliyoruz ve Kur'anın bunu red ettiğini de biliyoruz ve bunu bile bile Allah'ın elçilerine ''peygamber'' demek ne derece doğru olur artık orasını siz düşünün.

    Peki, Allah gönderdiği/ görevlendirdiği kişilere hangi isimlendirmeyi yapmıştır? Kur'ana baktığımızda iki kavram hemen göze çarpmaktadır; ''Nebi''ve ''Resul''

    Tamam, nedir bu Nebi, ve nedir bu Resul?

    Resul; bildiğimiz elçi demektir. Bir birinin sözünü, kendisinden bir şey ekleyip, çıkarmadan bir başkasına ileten kişidir. Padişahın sözünü taşıyorsan, padişahın elçisi olursun, Hüsamettin amcanın sözünü taşırsan, Hüsamettin amcanın elçisi olursun ve eğer Allah'ın sözünü taşırsan Allah'ın elçisi olursun. Peki, Padişahın sözünü değiştirirsen ne olur? Kellen gider.. Ya Allah'ın sözünü değiştirirse?

    Nebi; ise en basit tanımıyla kendisine kitap verilendir. Bir vasıftır, Allah birisini seçer böylece onu onurlandırmış da olur ve o kişiye bir görev verir, Kitap verir artık o kişi Nebidir.

Şimdi cigeroviçler, Allah nasip ederse bu nebi, resul mevzusunu, daha farklı açıdan yeniden işleyeceğim. Bu gün sadece, bir önceki ve bir sonraki konuyla bağlantılı olan kısmını masaya yatırmakla yetineceğim. Evet, ne diyorduk? Kendisine kitap ve hikmet ve mübüvvet verilen kişi Nebi'dir. Bir Nebi, kendisine verilen Kitabın turşusunu kuracak değil ya! Onu mutlaka tebliğ etmesi gerekir bu durumda da Resul olur. Her Nebi mutlaka Resuldur ama her Resul, Nebi değildir. Biri Nebi olan Resuldur, diğeri ise Nebi olmayan Resuldur. Bir Nebi, kendisine vahyedileni tebliğ eder, Nebi olmayan Resul ise, bir Nebiye vahyedileni tebliğ eder. İki mizansenle olayı anlatmaya çalışalım;

- Şimdi, Muhammedi biliyoruz kendisine vahyedileni tebliğ ediyor ve kendisi Nebi olan Resuldur. Diyelim ki, kendisine inen ayetleri yanında bulunan iki adama okudu ve dedi ki; '' şunu falanca topluma gidin okuyun'' O adamlar da gittiler, filanca memlekette o ayetleri ( Muhammede inen ayetleri) oradaki insanlara okudular. Bu durumda bu adamlar da Resulluk yapmış oluyorlar, Allah'ın ayetlerini okuyorlar. Ama o ayetler, kendilerine inmiş değil, yanlarında bulunan bir Nebi'ye (Muhammed) inmiştir. Bir Nebi'ye inen ayetleri -tebliğ- ediyorlar. Dolayısıyle Nebi olmayan Resul pozisyonundalar. Peki, o ayetlerin ulaştırıldığı toplum, farklı bir dille konuşan bir toplum olsun, bu durumda Muhammed ne yapardı? O toplumun dilini bilen adamları görevlendirirdi değil mi? Ki, onlar o toplumun diliyle ayetleri beyan etsin.

- Şimdi de, ikinci mizansenimizi, günümüzden yapalım, Allah'In ayetleri tüm insanlığı uyarsın diye gönderilmiştir. Şimdi bir kişi, bu ayetleri, kendi toplumuna o toplumun diliyle beyan ederse, o da Resulluk yapmış oluyor. Ama bu kişi(ler) Nebi olmuyorlar sadece bu sefer yanlarında bulunan değil de, 1400 sene evvel gönderilmiş bir nebiye ineni tebliğ ediyorlar.

    Şimdi şu ayeti yazmanın tam vaktidir;

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.  AHZAB 40

    Ne diyor? Allah'ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur. Nebilerin sonuncusuymuş peki ya Resul? Resullerin sonuncusu değil mi? E değil, olsa onu da söylerdi. Nebilerin sonuncusu olduğuna göre, ve Nebilere Kitap verildiğine göre o zaman artık bir daha bir Nebi gelmeyecek, yeni bir Kitap da gelmeyecek demektir. Buna göre, sonra ki zamanlarda bu Kitaba ulaşanlar, onu diğer insanlara beyan edecek, bu şekilde de resullük yani çevirisiyle -ELÇİLİK- yapmış olacak. AMa buraya DİKKAT! Bunu yanlış anlamamak için bir sonraki konuyu iyi düşünün sırayla gidiyoruz cigertolar.

    Şimdi, yazının başlarına geri dönelim;

Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Allah, Kur'anı BİLEN BİR TOPLULUK için, ayetleri arapça açıklamış. İşte o bilen topluluk, Allah'ın gösterdiği şekilde -ki, bu bir sonraki konunun içeriğini oluşturuyor- okuyup, kendi toplumlarına, kendi dillerinde BEYAN edecekler..

Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! İBRAHİM 4

    İşte o beyan edenler, Allah'ın sözünü taşıdıklarından ve dolayısıyla elçilik yapmış olacaklarından, bir üst paragrafta verdiğimiz İbrahim 4. ayet gerçekleşmiş olacak.

    Tam da sırası, buraya çok önemli bir notu eklemem gerek. Abdülaziz Bayındır hocanın aklımda kaldığı şekliyle bir videosunda ( o videoyu bulduğumda paylaşırım) -RİSALET- in de RESUL sayıldığını dolayısıyle Kur'anın da RESUL sayıldığını söylemişti. Tam bu cümlelerle değilse de, hemen hemen bu şekilde söyledi. Aslında mantıken bakacak olursak, Resul/ elçi, bir sözü taşıyansa, bu Kitap da Allah'ın sözünü bize taşıdığından, Kur'anın aynı zaman da Resul olması akla yatkın durmaktadır. Buna göre, eğer Kur'anda bahsedilen Resul GÜNÜMÜZ İÇİN sadece Kur'anı temsil ediyorsa, o zaman günümüzde Resul; Kur'andır onu okuyup kendi toplumuna, toplumunun diliyle ulaştıranlar ise Resule YARDIM EDENLERİ temsil eder. Benim fikrime göre, İbrahim 4. ayette her Resulü kendi toplumunun diliyle gönderdiğini söylediğinden ve Kur'anın her dilde bir kopyası indirilmediğinden, İbrahim 4. ayette, onu kendi toplumunun diliyle BEYAN edenleri de kastediyor olabilir. Bu da akla yatkın duruyor. (bu Beyan ifadesini niye kocuman :) harflerle yazdım? Bu daha sonraki konuda)

    Peki o zaman, bu kişiler, Kur'anı nasıl okuyacak? Kur'an'ın arapça açıklandığını artık biliyoruz fakat nasıl açıklanmış? Ve Bunu kendi toplumuna ulaştıranlar bunu nasıl yapacak ya da yapmalı? İşte bu bir sonraki yazının konusudur.

    Son söz; Bu Nebi, Resul konusu bu kadarla sınırlı değildir cigerto. Bu yüzden bu konuyu, bu yazı dizisi bittikten sonra yeni bir başlıkla masaya yatıracağız? Neden Nebi, neden Resul? Muhammed hem Nebi ve hem Resul se, niye ayrı ayrı ifadelerle anılıyor? Tek bir isimle -örneğin peygamber- anılsa olmaz mı? Zira Nebi deyince de Muhammed, Resul deyince de Muhammed anlaşılmıyor mu? Hadi gelin bir ipucu vereyim; ''peygamber'' ifadesiyle Kur'andaki, bir çok şeyin üzerini örtüp, Allah'a ve Resulune iftiranın yolunu açtılar ve insanları çok kötü aldattılar....  Pek Yakında... diyelim ve yazımızı bitirelim.

    Bu arada Ramazanı da bitirdik cigertolar. Neyse bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Segiler.

Durun, hemen bitirmeyek :) size Nebi ve Resul kavramına ilişkin uzun bir video paylaşayım;



Bu videoda  Doç. Dr. Zeki Bayraktar hoca anlatıyor izleyin. Bir de Dr. Fatih Orum ile yine Doç. Dr. Zeki Bayrktar hocaların, KÖK programında, Kur'anda Nebi ve Resul konusunu konuştukları videoyu izleyin. Bu iki videoyu mutlaka izleyin gerçekten ufuk açıcıdır. Allah razı olsun kendilerinden.



Evet, tekrar görüşmek üzere..

Sevgiler.


18 Haziran 2016 Cumartesi

KUR'ANDAKİ DİN 1


ARAPÇA KUR'AN

  Selam cigeroviçler,

    Biraz iş temposu, biraz sağlık sorunları ve biraz da üşengeçlik sonucu uzun bir kaytarma evresine girmiştim. Eğer bir aksilik olmazsa artık yavaş yavaş başlıyoruz. Ha bu arada, kaytardık
dediysek totomuzu devirip yatmadık, bu süre içerinde -öğrenme- konusunda kaytarmadık :)

    Kur'an tartışmalarının ana teması genellikle anlaşılır olup olmamasıdır.  -gelenekselci- diye de isimlendirebileceğimiz bir grup, ısrarla ve hararetle Kur'anın anlaşılamayacağını, onu sadece ulemanın anlayabileceğini ve zaten ulemanın da Kur'anı anlayıp bütün mevzuları çözüp günümüze ulaştırdıklarını iddia etmektedirler. Bu gelenekselciler görüşlerini desteklemek için, ulemalara sürekli atıfta bulunurlar.

-Filanca hazretleri böyle dedi..
-Falanca radıyallahu anh'ın naklettiğine göre..
-Falan imamın eserinde böyle demiştir..

Ama hiçbiri ''Kur'an ne diyor?'' demezler, imam ne diyor? Derler. Sadece Kur'anı anlamaya çalışan grup, Kur'anı referans gösterir. Peki, Kur'an bu ''anlaşılır olma'' konusunda ne diyor? diye sorup Kur'ana baktığımızda ise çok ilginç iki detay ile göz göze geliriz birincisi;

Kur'anın arapça olması

    Ki, zaten gelenekselciler sıkıştıklarında, ayetlerdeki bu konuyu kıvırarak kendilerince delil getirmeye çalışmaktadırlar. ama bu şimdilik konu dışıdır, durup dururken gelenekselcilerle uğraşmayalım şimdi :) Ne diyorduk hah, anlaşılma konusunda Kur'ana baktığımızda gözümüze takılan ikinci detay ise;

Kur'anın -açıklanmış- olmasıdır.

    Gözünde bir canlandır, -arapça-  ve -açıklanmış- şimdi bu kitap açıklanmışsa ve arapçaysa doğal olarak arapça olarak daha doğrusu arap dilinin gramer yapısı ve dilbilgisi kurallarıyla  açıklanmış demektir. Bir başka deyişle, Kur'anı anlamak için arap dilinin gramer yapısını, dilbisi kurallarını çok iyi, hatta çok iyiden de çok iyi, bilmek ve bu perspektiften okumak gerekir. Çünkü kitap bu şekilde açıklanmış. Gerçi başka bir metotla hatta özellikle o metotla açıklanmış ama onu şimdilik karıştırma cigerto, o yazının ilerleyen kısmında var. Şimdi ayetlere bir bakalım;

Elif Lam Ra Bunlar, açıklanmış Kitabın ayetleridir.
Muhakkak ki biz, onu arapça Kur'an olarak indirdik umulur ki, siz akıl edersiniz.
YUSUF 1-2

    Bak dikkat et, açıklanmış bir kitap ve arapça indirilmiş. Aslında orada arapça KUR'AN OLARAK indirdik diyor. Ne demek kitabın Kur'an olarak indirilmesi? Konuyu dağıtmamak için şimdilik buna girmiyorum biz devam edelim.


Ve böylece biz onu arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda vaadedilenleri açıkladık umulur ki onlar takva sahibi olurlar veya onlar için bir zikir olur.
TAHA 113

Ve andolsun, bu Kur'anda insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik, umulur ki, onlar tezekkür ederler.
Eğriliği olmayan arapça Kur'andır. Umulur ki onlar takva sahibi olurlar.
ZUMER 27-28

Ve muhakkak ki o, gerçekten alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Onu Ruh'ül emin indirdi. Uyaranlardan olman için senin kalbine. Apaçık arapça lisanı ile.
ŞUARA 192-195


Ve bundan önce imam ve önder olarak Musa'nın kitabı vardır. Ve bu arap lisanı ile (tevratı) tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir.
AHKAF 12

Ha Mim Andolsun açıklanmış Kitaba. Muhakkak ki biz onu arapça bir Kur'an kıldık. Umulur ki, akıl edersiniz.
ZUHRUF 1-3

Ve böylece onu, arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra onların hevalarına tabi olursan, senin Allah'tan ne bir dostun olur ne de bir koruyucu.
RAD 37

    Peki bu neyi ifade ediyor? Neler oluyor? İşte bu sorunun cevabı bu yazı dizisinin ilerleyen aşamalarında anlaşılmaya başlanacak. Evet cigeroviçler, Kur'an AÇIKLANMIŞTIR. Bu tamam, soru şu, açıklayan kim ve niye o açıklamıştır? Biz de açıklasak olmaz mı? Neler oluyor?

Elif LAM RA, Bir kitaptır, ayetleri muhkem kılınmış sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır. HUD 1

    Evet, kim açıklamış? Ortaya çıktı; Hakim ve Habir tarafından yani hüküm sahibi ve her şeyden haberdar olan açıklamış. Kim bu Hakim ve Habir olan kişi? E Allah, kim olacak? Bakın burada güzel bir vurgu var, HER ŞEYDEN HABERİ OLAN yani her şeyi bilen. Bir şeyi, en iyi kim açıklayabilir? Bilen açıklar değil mi? Bir uçağın nasıl uçtuğunu, bu konuda en iyi bilgiye sahip kişiler açıklar değil mi? Bu, tabiatta olan, fıtratımızda olan dolayısla da bidiğimiz bir konudur, nedir o konu?

    Bir şeyi, o konuda EN İYİ BİLENLER açıklayabilir.

    En iyi bilen olmak için o konuda, her şeyi tüm ayrıntısına kadar bilmen lazımdır. İşte, hükümleri ve bu hükümlere ilişkin hikmeti, bunun uygulanmasını ve daha bir çok mevzuyu en iyi bilen Allah olduğuna göre, bu kitabı açıklayacak tek kişi Allah olması lazım gelir.


    E peki, bizim mürekkep yalamış, alim adamlarımız da açıklasa olmuyor mu? Onlar da hani mürekkep yalamış bir şeyler öğrenmiş adamlar sonuçta?

  Ayete bakalım;

Allah'tan başkasına KUL OLMAYASINIZ diye. Muhakkak ki ben, size ondan bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. HUD 2

    Olmuyormuş.. Bakın Hud suresinin ilk ayetinde ''Kitabı ben açıkladım'' diyor ve ikinci ayetinde ise niye açıkladığını söylüyor; ALLAH'TAN BAŞKASINA KUL OLMAYASINIZ DİYE. Haaaa demek ki, başkası açıklarsa Allah'tan başkasına kul olmuş oluyormuşuz. Buradan şöyle bir denklem çıkarmak mümkündür cigerto;

Kitabı, Allah açıklarsa Allah'a kul olmuş oluruz, Allah'tan başkası açıklarsa, Allah'tan başkasına kul olmuş oluruz. 

E Allah, kendisinden başkasına kul olmamızı istemediğine göre ve bizler de, sadece Allah'a kul olmak istiyorsak, Kur'anı Allah açıklamalı değil mi lo? Tamam, zaten açıklamış o zaman bizler o açıklamalara uyacağız. Burada gözden kaçmaması gereken bir detay çıkıyor ortaya;

  ALLAH, TEFSİRE İZİN VERMİYOR, DAHA DOĞRUSU KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSENİN TEFSİR ETMESİNE İZİN VERMİYOR.

Evet, tefsir açıklamaysa, ulemanın yaptığı tefsirler,'' ulemanın Kur'anı açıklaması'' anlamına geldiğinden ki, zaten din adamları bunu da söylüyor, ulema açıklamış diyor, sana bok yemek düşer diyor. Ama Allah ne diyor? ''Ben açıkladım, Allah'tan Başkasına kul olmayın diye'' diyor. Ulema Allah'tan başkası sayılmıyor mu?

Peki tefsir olmayacak mı? Olacak ama falancanın tefsiri değil, Allah'ın tefsiri olacak. Başka bir deyişle Kur'anı Allah'a açıklatacağız, ulemaya evliyaya değil.

Bir tekrar edelim, Kur'an Allah tarafından açıklanmıştır, arapça olarak açıklanmıştır. Buraya kadar her şey tamam. O zaman şu soruyu da hemen soralım;

    Her şey tamam da, bu açıklamalar nerede?


    Enam suresi 83. ayetten itibaren, İbrahimden başlıyor, Yakub, İshak, İsa, Lut, Nuh... hepsini saydıktan sonra;

İşte onlar, kendilerine Kitap,Hikmet ve nübüvvet verdiklerimizdir. Eğer bunlar onu inkar ederse,onu inkar etmeyecek bir kavmi ona vekil kılardık ENAM 89

    Hepsine KİTABI ve HİKMETİ verdiğini söylüyor. Burada bir parantez açalım, ulemalar Allah'ın dört tane kitap gönderdiğini, diğer peygamberlere ise küçük sayfalar gönderdiğini söylerler. Bize hep öyle söylediler. Oysa ki Allah tam tersini söylüyor; hepsine KİTAP vermiş. Gördünüz mü? Hangisi doğruyu söylüyor Allah mı, ulema mı? Hangisine inanacağız? Elbette herşeyden haberdar olan, Hakim ve Habir olana inanacağız. Parantezi kapatıyorum. Şimdi ne diyor ayette? Nebilere KİTAP ve HİKMET vermiş. Hz.Muhammed de Nebi olduğu için ona da Hikmet verilmiş. Bu konuda çok ayet var da konuyu uzatmayalım.Kitap tamam da, Hikmet nerede?


İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir'den okuduğumuzdur. ALİ İMRAN 58

Hikmet, Kur'anın içindedir ve doğru hükümlerdir. Hani Allah demişti ya '' Ben açıklarım'' diye, işte o açıklamalara ulaşmaktır ve o açıklamalar Kur'anın içindedir. Peki o açıklamaları nasıl bulacağız?

Şimdi de şu ayete bakalım;

Allah sözün en güzelini, müteşâbih mesânî bir kitap olarak indirmiştir. ZÜMER 23

    Müteşabih, birbirine benzeyen iki şeye deniyor, mesani ise ikişer anlamına gelen mesna'nın çoğulu. O zaman birbirine benzeyen ikişerli ayetlerden oluşturmuş bu kitabı. Şimdi bir reklam arası verelim, şu adreste Kur'anı anlamada usül başlıklı yazıyı boş bir zamanınızda okuyabilirsiniz. Orada daha kapsamlı anlatılıyor;

http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/kurani-aciklamada-usul.html

Hatta yukarıdaki, adresteki yazıyı okursanız orada müteşabih kelimesinin bir çok ayette ''benzer'' anlamında kullanıldığını örnekler vererek izah etmiş.Ama ulema ne diyor müteşabihe? Anlamını Allah'tan başka kimsenin bilmediği.....

    Ah ulema ah. Hadi oradan bir alıntı yapalım;

وَبَشِّرِ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا.

“İnanan ve iyi işler yapanlara müjde ver; içinden ırmaklar akan cennetler onlar içindir. Onun her ürününden yararlandıkça “bu daha önce yararlandığımız şeydir” diyeceklerdir. Onlara orada müteşâbih şeyler verilecektir.” (Bakara 2/25)

Oradaki, arapça metini de buraya yapıştırdım arapça okumayı bilenler, metindeki kalınlaştırdığım ( مُتَشَابِهًا ) ''muteşabihen'' kelimesini görecektir.

    Bak ne diyor? Müteşabih şeyler verilecek yani BENZER şeyler verilecek diyor. Bakın mesela bu detayları görebilmek için arapçaya hakim olmak gerekiyor ve dikkat etmek üzerinde düşünmek gerekiyor. Allah öyle bir düzen koymuş ki, kitabı sözlük niyetine de kullanabilirsin. Neyse, Allah ayetlerini müteşabih ayetlerle açıklamıştır. Bir ayeti anlayabilmek için onun müteşabihini yani benzerini bulacağız. şimdi konuyu fazla dağıtmadan mevzuya geri dönelim; Tamam iyi anladık Kur'an Allah tarafından arapça olarak açıklanmış, iyi de biz arap değiliz ve haliyle arapça bilmiyoruz, bu nasıl olacak?


Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Bak burda da, ayetlerin arapça olarak açıklandığını söylüyor ve ek olarak kim için olduğunu da söylüyor; BİLEN BİR TOPLULUK. Demek oluyor ki, arapça bilenler arap dilinin gramer yapısı, dilbilgisi kurallarını da dikkate alarak ama mutlaka ayetler arası ilişkiyi kurarak okuması gerekiyor. Burada önemli bir husus, bilen bir TOPLULUK ifadesi aslında ekip çalışmasına işaret eder. Evet cigeroviçler tüm bu olaylar, Allah'ın açıklamalarına ulaşıp uymak içindir. Buraya kadar her şey tamam, tamam da niye arapça bilenler topluluğu? Kur'an arapça bilmeyenlere hitap etmiyor mu?

    Hah, bu bir sonraki konunun içerisinde anlatılacak mevzudur cigerto. Arka arkaya farklı başlıklarda konular olsada, aslında birbirinin devamı niteliğinde, birbiriyle bağlantılı uzun bir mevzuyu masaya yatıracağız. Bu gün şunu gördük, Kur'an Allah tarafından arapça olarak açıklanmıştır. Allah, kendinden başkasının açıklamasına izin vermiyor aksi takdirde Allah'tan başkasına kul olmuş oluruz. Ek olarak, arapça bilenler topluluğu ayetler arası ilişkileri kurarak, ekip çalışması ile Allah'ın bu açıklamalarına ulaşacaklar.

    Peki niye arapça bilen topluluk? İşte bu sorunun cevabı bir sonraki, başlığı Kur'andaki Nebi,Resul kavramı olan konuda irdelenecektir. Allah nasip ederse.

    Son söz olarak şunları söylemek istiyorum, bu yazı dizisiyle ulemanın, müslüman alemini nasıl mahvettiğini daha kapsamlı görmüş olacağız. Bu yazının başında kaytardık :) ama öğrenmeye devam ettik dedik. Bu öğrenme sürecinde Kur'anın ana temel prensiplerini çok iyi olmasa bile iyi şekilde gördüğümü düşünüyorum ve bu gördüklerimi, anladıklarımı sizinle Allah izin verirse paylaşacağım. Ek olarak bu süreçte kendi yanlışlarımı da gördüm. Bu bağlamda şunu söyleyeyim, bu güne kadar yazdığım yazılarda doğrularım da var, yanlışlarım da var ve eksiklerim de var. Ve zaman içerisinde yavaş yavaş onları da elden geçirmeyi, gereksiz olanları da silmeyi düşünüyorum. Hem kendimin ve hem de sizlerin doğruya ulaşabilmesi için Allah'tan yardım diliyorum. Bu arada Ramazanınız mübarek olsun cigertolar. Bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Ha dur lan bi dakika, yukarıda bir ayette neden kitabı arapça KUR'AN olarak açıkladığını söylüyor? Onu anlatacaktık. Yani Kitap Kur'an değil mi? Kur'anı Kur'an olarak açıklamış gibi bir şey çıkıyor, o zaman Kur'an ne demek?


Video buradan açılmazsa aha şu adreste;

https://www.youtube.com/watch?v=6ZZZtiK9CiM

Anlaşıldı mı hüstın :)


Sevgiler.


14 Haziran 2016 Salı

Hazırlanın

Hazırlanın cigeroviçler,

Yeni yayın dönemine yavaş yavaş başlıyoruz :) Bu arada Kur'an ayı olan Ramazanınız mübarek olsun, bereketli olsun. Bir aksilik çıkmazsa bu hafta sonu bismillah diyeceğiz başlayacağız.

Hadi Allah'a emanet olun. Hafta sonu görüşürük.

Sevgiler.

14 Eylül 2015 Pazartesi

İMAN VE VATAN BORCU



İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104

  Evet cigeroviçler,bildiğiniz üzere bir süredir bazı sebeplerden ötürü kaytarıyordum :) ancak içinde bulunduğumuz durum, asla kaytarmamayı gerektiren bir pozisyona sürüklenince derhal klavyenin başına oturdum. Bu yazı benim hem iman hem de vatan borcumdur. Ülkemizin içine yuvarlandığı durumu hepiniz biliyorsunuz. İşin siyasi boyutuna girmeyeceğim, zira olmuş olaylayları (hataları) konuşmak yerine, kötü sonuçlara gebe, olabilecekleri konuşmak, stratejik açıdan da çok önemlidir.

   Son zamanlarda, sözde barış sürecinin bit(iril)mesi sonucunda ülkemiz neredeyse kan gölüne dönüştürülmüş durumdadır ve haklı olarak halkımız öfkelenmektedir. Öfkelenmeye haklılık verdik ama bir dakika!

Kontrol edilemeyen öfke, haklıyı haksız yapar, insanı yanlışa sürükler...

Atalarımızın dediği gibi;

Öfkeyle kalkan zararla oturur.

Bunu sakın unutmayın.


Bu yazıyı yazmak için,klavye başına oturmadan önce, televizyonda bir haber izledim. Habere göre şu an ismini hatırlamadığım bir beldemizde, inşaat işçilerinin Türk bayrağına hakaret ettiği söylentisine öfkelenen kalabalık, inşaatı basıyor. Belki bu haberi siz de duymuşsunuzdur haberin detayına girmeye gerek yok. Şimdi soru şu;

Ya o işçiler böyle bir şey yapmamışsa ve ortalığı karıştırmak isteyen fesatın birisi, ortaya bir laf atıp insanları birbirine kırdırmaya çalışmışsa? Bakınız Allah ne diyor?

Ey iman edenler, bir fasık size haber getirdiğinde araştırın. Cehaleten/bilmeyerek bir kavme/topluluğa kötülük edersiniz yaptığınıza pişman olanlardan olursunuz.  HUCURAT 6

Buraya dikkat! Birileri bu ülke üzerinde bir takım oyunlar oynadı ve lanet olasıcalar hep amaçlarına adım adım yaklaşmayı başardılar. Artık bunlara tokat vurmanın zamanı gelmedi mi?

Tokat derken sokağa dökülelim anlamında değil, Aman ha. Onlara fırsat vermeme anlamında demek istiyorum. Bakın sevgili cigertolar,

sevgili kardeşlerim, ben inanıyorum ki, sizler böyle oyunlara gelecek türden insanlar değilsiniz zira araştıran, okuyan insanlarsınız. Ancak şu da bir gerçek ki, çevrenizde tanıdığınız insanlardan mutlaka bir takım oyunlara gelebilecekler vardır. Bunu onları kınamak için demiyorum, insanlık halidir olabilir. Alın size iman ve vatan borcu;

Onlardan söz dinletebildiklerinize öğüt verin, konuşun gerekirse bu yazıyı okutun....

İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104


Savaş, sadece cephede olmaz sevgili cigertolar. Düşman bizi birbirimize düşürerek bitirmeyi ondan sonra saldırmayı planlıyor. Pkk terörünü bu ülkeyi mahvetmek için oluşturanlar ki, onların kim olduğunu artık sağır sultan bile biliyor, şimdi de halkı birbirine düşürerek iç savaş çıkarma planını sahneye sürüyor hem de en kanlı çatışmaların olduğu bir ortamda.Bu kanlı ortamda hergün onlarca evladının cenazesini kaldıran halkta oluşan öfkeyi, bu halkın yıkımına kanalize etmeyi planlayan birileri var.

Yaşanan olaylar yukarıda verdiğim haberle sınırlı değil cigeroviçler, ülkemizin bir çok yerinde kürt kardeşlerimize birileri saldırarak hem kürt kardeşlerimizi bize karşı, hem de bizi onlara karşı kışkırtmak istiyorlar. Bizi bu girdabın içine sürükleyebilmek için, bizden biriymiş gibi rollere bürünüyorlar.

Mesela, Ülkücü taklidi yapıyorlar, vatanperver taklidi yapıyorlar, yapıyorlar da yapıyorlar....

Unutmayın ve öğüt verdiğiniz/vereceğiniz insanlar da unutmasın ki, her kürt pkk değildir. İçlerinde bu vatana bağlı kardeşlik duygularıyla dolu insanlar var, pkk'yı tasvip etmeyenler var. Pkk ve onu yaratanlar pkk'ya artık destek olmayan kürt halkını, pkk safına çekmek istiyor..

Onlara istedikleri silahı verelim mi?

Her ne kadar kör topal işliyor olsa da, düzene konulmuş ve barış içerisindeki ülkemizi bozguna mı uğratalım?

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. ARAF SURESİ 56

Hemen ekleyelim, Bakara suresi 205.ayetin son cümlesinde Allah, fesadı sevmediğini söylüyor. E fesadı/ bozgunculuğu sevmeyen, fesadı engellemek için çabalayanı seviyor olmalı, mantık bunu gerektirmez mi? Bakara 205 her nekadar ekini ve nesli bozanlardan bahsetse de, ayetin son cümlesi genel bir ifadedir.

Ve yine bakın;

Ve Rabbinizden mağfirete ve genişliği gökler ve yer kadar olan, muttakiler için hazırlanmış cennete koşun ALİ İMRAN 133

Peki, kim bu muutakiler ne yapar bunlar?

Onlar, bollukta ve darlıkta Allah için infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affedenlerdir. Ve Allah muhsinleri sever. ALİ İMRAN 134

Kalabalık psikolojisi hakkında araştırma yapacak olursanız, kitlelerin kontrolünün zor olduğunu öğrenirsiniz. Bu konuda Gustave Le Bon'un ''Kitleler Psikolojisi'' kitabını önerebilirim. Kalabalıklarda akıl olmaz cigertolar. Bir insan breysel haldeyken yapmaya çekindiği bir hareketi topluluk halindeyken yapabilir.Ki bu hareket yakma yıkma eylemi gibi kötü sonuçları barındıran hareketler de olabilir. Gerçi, ben tanık olduğum tek büyük kitle hareketi olan gezi olaylarında bunun bir istisnası olduğunu görsem de- zira halkın ''aman ülkeye zarar gelmesin, iç savaş çıkmasın'' şeklinde bir hassasiyetine tanık oldum. Öyle ki, kavga çıkmasın diye etrafı yıkanlara ''aman yapamayın'' demekten başka bir şey yapamadılar- Ne diyorduk? Hah, her ne kadar gezi olaylarında bir sağduyuya tanık olsamda, sürekli cenazelerin geldiği bir ortamda, sağduyunun hakim olabileceği ihtimalinin zayıf olabileceğini zannediyorum.

Bu sebeple, kontrolsüz kalabalıklar, sokağa çıkmadan önlenmesi gerekiyor. Bunun içinde en etkili yol, çevremizdeki insanlarımızla, en güzel yol ne ise onunla konuşarak bilinçlendirmektir.

Allah korusun, eğer iç savaşa sürüklenirsek hiçbirimiz KAZANAMAYIZ!

Sadece big bradırs denen küresel şerefsizler kazanır..

Biz ise kaybederiz.

Cephe savaşının yerini günümüzde psikolojik ve sosyolojik savaş almıştır.


Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, kendisinden korkup sakınanlarla beraberdir. BAKARA 194

Bakın orada size saldırana orijinal metinde ''misliyle'' saldırın diyor yani aynı şekil ve ölçüde diyor. Kafir bize psikolojik harp teknikleriyle saldırıyorsa ki saldırıyor, biz de onlara psikolojik harp teknikleriyle karşılık vermeliyiz.

Mesela ne yapıyorlar?

Bizi birbirimize düşürüp kırdırmaya çalışıyorlar. O halde onların oyununu bozup, birbirimize düşmeyip tam tersi daha çok kenetlenmeliyiz. Birbirimize, öğüt vermeli,kırıcı, suçlayıcı konuşmalardan kaçınmalı, sabrı tavsiye etmeli mümkünse imkan ölçüsünde maddi ve manevi destek olmalıyız.

Teröristlerin silahlı saldırısı mı?

Onu zaten güvenlik güçlerimiz hallediyor biz, üstümüze düşeni yapalım.

Bakınız, geçen bir medyada okudum, vatandaşımızın birisi, kürt olduğu gerekçesiyle saldırıya uğruyor sonrasında ise evlatlarının şehit cenazesini alıyor. Bir düşünsenize, adam kürt, evladı bu vatan için görevi esnasında şehit oluyor ama güya teröre kızan ama farkında olmadan o terörü yaratan kafire hizmet edenler tarafından saldırıya uğruyor. Bu olmaz, olmamalı.

Çünkü bu adalete uygun değildir, pkk'ya hizmet etmeyeni pkk diye linç edemezsin. Allah adaleti ayakta tutmamızı istiyor.

Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutup, adaletle şahitlik edenlerden olun. Bir kavme/ topluluğa olan kininiz sizi adaletsiz olmaya sevketmesin. Adil olun/davranın. Bu takvaya en uygundur. Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. MAİDE 8

E şimdi, pkk'ya kızıp şu haberdeki insanlara adaletsizlik mi yapacağız?

http://odatv.com/o-gece-kizimin-cesedini-koynuma-alarak-uyudum-1309151200.html

Ne yani, şimdi bu zavallı kadıncağız terörist mi?


Ya da teröriste kızıp ona saldırmak yerine ki, bunu zaten güvenlik güçleri yapıyor, bu kadına mı saldıracağız? Allah korusun, Allah, adaletsizliği yasaklıyor....

Pkk saldırıyorsa pkk'ya vurulur, pkk olmayana niye vuralım? Sizce bu adil mi?

Bakınız bu ülkede hep aynı senaryoları uyguladılar ve hep adım adım başardılar. Ne yaptılar?

Sağcı-solcu kavgası çıkardılar çok kardeş kanı döküldü. Oysa ki, sağcı solcu birbiriyle vuruşmamalıydı el sıkışmalıydı bu yücelmek için şarttır. Farklı olmak birbirimizi vurmak için değil, birbirimize üstün olmak için değil birlikte yücelmek için gereklidir. Şu türküyü bilir misiniz?



Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Sözü yazan,sağcı ülkücü bir kardeşimize, beste ise solcu ve alevi bir kardeşimize ait. İki zıt kutup barışla,sanatla bir araya gelirse ortaya şaheser çıkar. Ama birbirleriyle vuruşursa sadece kan ve gözyaşı çıkar, iki tarafta kaybeder ama kafir kazanır.


Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. HUCURAT 13

Tefekkür edin.

Bu arada Hazır türküden bahsetmişken Abdurrahim Karakoç ile Musa Eroğlunu saygıyla selamlayalım.

Ve bakın bu ülkede alevi-sünni çatışması çıkardılar. Bu millet kendi üzerinde oyun oynanmasına daha ne kadar süre izin verecek?

Son olarak 6-7 Eylül 1955 olaylarını size örnek verelim:




Bilgi almak isteyenler için aha wikipedi adresi;

https://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1

Selanikte Atatmızın evi bombalandı, hasara uğradı diyerek yapılan haberle halkı galeyana getirip, ÖFKELİ kalabalığın gayri müslim vatandaşlarımızın oturduğu semtlere saldırmalarına sebep oldular. Özellikle de rumların.


Belki de o insanların içerisinde bu ülkeye bağlı güzel insanlar vardı. iyi mi oldu?

Halbuki biz, bu topraklarda, istiklal marşımızı duygulanarak göz yaşlarıyla okuyan rum asıllı bir kızımıza da tanık olduk.



Sormak lazım, Atatmızın evini bombaladılar diye asparagas haber yapanlar kimse, kürt işçiler türk bayrağına hakaret etti diyen ve yayanlar da aynı kafanın mahsülüdür;

Kafire hizmet eden cahil. Bunu kimse anlamıyor mu?

Ki, öyle olsa bile, aman ülke bölünmesin diye örtbas edilir en azından ortalık durulana kadar. Hiç kimse kafiri başarısız kılmak istemiyor mu? Savaşı kazanmak isteyen yok mu bulkede yahu?

Al sana strateji, al sana akıl;

Allah aklını işketmeyenin......  nasıldı o ayet?

Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. YUNUS 100

Eğer aklımız işletmezsek kafir kazanır biz kaybederiz bundan iyi pislik mi olur aga?

Bak bir de bu var;

Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter. NİSA 79

Eğer başımıza bir kötülük gelirse, sorumlusu kendimiziz. Hayra ve barışa yönelik bir şeyler yapalım ki, Allah'tan bize iyilik gelsin. İyilik yapan iyilik bulur. Vatanımız için, insanlarımız için iyilik yapalım;

Adaleti, barışı destekleşmeyi ayağa kaldıralım.

Bu vatanın, vatandaşı, kürt,laz,çerkez,ermeni,rum ve bilmediğim başka kim varsa hepimiz için şu durum söz konusudur;

Hiçbirimizin gidecek başka yeri yok! Bu vatan hepimizin yarınlar ise çocuklarımızın ortak malıdır.

Eğer, big bradırs denen şerefsizlerin, vatanımızı ve yarınlarımızı elimizden almasını istemiyorsak, el ele tutuşmak zorundayız. Eğer elimizden alırlarsa, türk,kürt,laz,çerkez,rum,ermeni v.b demeden hepimizi katlederler. Çünkü onlar, insanı değil parayı severler, malı mülkü severler. Kıyıya vuran çcuğun cesedini kendi halkları galeyana gelip sorgulamasın diye önemsediler de mültecilere sözde kıyak geçtiler. Yoksa onların gözünde kendi halkları da dahil, hiçbir insanın değeri yok.

Lütfen, çevrenizde, üye olduğunuz forumlarda, okullarınızda hep iyiliği emredin birbirinize sahip çıkın..

Kurtuluş istiyorsak, başka seçeneğimiz yok;

İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104


Sevgiler.

27 Haziran 2015 Cumartesi

GÜNÜMÜZ PENCERESİNDEN RA'D SURESİNE KISA BİR BAKIŞ





Selam cigeroviçler,

Aslında bu günün konusu, en son konunun yani iman konusunun devamı olması gerekiyordu, ancak günümüzle örtüşmesi, günümüzü anlatıyor olması sebebiyle,
bugün Rad suresini masaya yatıracağız.

Şimdi cigertolar, eğer yanlış anlamadıysam, bana göre Rad suresinin kalbi, 11. ayettir.
Diğer ayetler ise onun, nedenini, niçinini, nasılını anlatıyor.

11. Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarını değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz.

Şimdi burada duralım ve düşünelim. Allah bize diyor ki, '' Bir toplumun MARUZ KALDIĞI ŞEYLERİ, onlar kendinde olanı değiştirmedikçe değiştirmem'' Bunu iki yönlü düşünmek mümkündür; Bir toplum diyelim ki, doğruya ve güzele kılavuzlanmış ve kaliteli bir yaşam sürüyor. Eğer bu toplum adaleti ayakta tutmaya devam eder, hayır ve barışa çalışır ve güzellikler sergilerse bu toplum yıkılmaz. Yani Allah o toplumun iyiliğinden ötürü maruz kaldığı güzel şeyleri değiştirmez ve o toplum hep güzel mutlu bir yaşam sürer. Ama eğer bunu değiştirirse ve yoldan çıkarsa o zaman Allah bunu değiştirir ve o toplumu çıkmaza sürükler.

Veya tam tersini düşünün, o toplum felaketleri yaşıyor zulümden kurtulamıyor ama bu GİDİŞİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN çaba sarfetmiyor, başka bir deyişle KENDİNDE OLANI DEĞİŞTİRMİYOR. İşte o zaman Allah, o toplumun üzerindeki bu felaketi kaldırmaz o kötü hallerini değiştirmez. Ve ayetin devamına bakacak olursak, bu öyle sonsuza kadar da sürmez. Çünkü diyor ki, '' Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek yoktur''

Yani Allah, verdiği süre tamamlanıp '' Tamam buraya kadar bunlar iflah olmaz'' dediği an bunu o toplum geri çeviremez. O topluma yıkılış gelip çatabilir. Ve bunu hiçkimse DEĞİŞTİREMEZ zira ayetin sonunda ''Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz'' diyor.

Aslına bakarsanız, 1940'lı yıllardan beri ülkemiz kötü gidişatlar yaşıyor ve bunu bir türlü değiştiremiyoruz. İyi de niye?

Çünkü, biz kendimizde olanı değiştirmediğimiz için, Allah da bu gidişi değiştirmiyor. Tamam, doğruya ulaşamamış ama Allah'a teslim olmaya çalışan bir insan penceresinden bakarak şunu soralım;

İyi de biz, bizdeki neyi değiştirmeliyiz ki, Allah da bizim maruz kaldığımız şeyleri değiştirsin?

Bu sorunun cevabı, surenin içerisinde var cigertolar.

14. Gerçek dua yalnız O’na / hak davet yalnız O’nun için yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.

16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kim?” De ki: “Allah.” De ki: “O’nun yanında başka dostlar mı / destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar sağlayıp zarar verme gücünde değiller.” De ki: “Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah’a, tıpkı O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış / yaratılanlar kendileri için benzeşir hale mi geldi?” De ki: “Allah’tır herşeyi yaratan, O’dur Vahid ve Kahhar olan.”

Bu iki ayette anlatılanlar size bir şeyler çağrıştırıyor mu?

Artık biliyoruz ki, günümüzde hem ülkemiz ve hem de diğer müslüman ülkelerdeki insanların büyük çoğunluğu, bilerek ya da bilmeyerek Allah'tan başkasını yardıma çağırmıyor mu? Bir takım evliyayı, ulemayı Allah ile kendi arasına dostlar olarak koymuyor mu? Bu iki ayette Allah, insanların yakardıkları ve bir takım dostlar edindiklerinin durumunu da vererek neden yanlış olduğunu da veriyor. Onların Allah gibi bir şeyler yaratamadıklarını, hiçbir çağrıya cevap veremediklerini gözler önüne sererek aslında akıllıca bir kıyas yapılmasına da olanak tanıyor;

Bir tarafta yaratan, yönlendiren hüküm sahibi olan biri var diğer tarafta hiçbir şey yaratamayan, çekip çeviremeyen, hiçbir çağrıya cevap veremeyen bir(ler)i var. O zaman ben yaratan dururken neden yaratılanı dost, destekçi edineyim ki?

İşte bu kıyas her şeyi değiştirir cigertolar. Zaten Allah bu surenin çoğu ayetinde yaratışına, kudretine, kainatı çekip çevirdiğine vurgular yaparak, tabiri caizse patronun kim olduğunu bize hatırlatıyor. E hal böyleyken neden Allah'ı bırakıp başkalarını yardıma çağıralım ki? Biz o kadar beyinsiz miyiz?

Sıkı durun esas bomba şimdi geliyor;

31. Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah’ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle-tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

Burda ne diyor? Küfre sapanların yaptıklarından ötürü, ya üzerlerine ya da yurtlarının yakınına bela konacak diyor. Bu size tanıdık geldi mi? Ülkemiz siyasi ekonomik v.b belalarla boğuşurken bir de yakınımıza başka belalar kondu, bakınız Suriyede olanlar, bakınız Irakta olanlar. Oralarda ucu bize dokunacak şekilde belalar yaşanıyor. Oradakiler de felaketleri yaşıyor ve bize de o felaketler adım adım yaklaşıyor. Allah'ın vaadi gelinceye değin diyor bir de. O gelecek olan vaat ne?

11.Ayetteki şu cümle;


Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur.


Ve ekliyor;
Allah vaadine asla ters düşmez. Ne demek bu?

Allah vaat ettiğini mutlaka gerçekleştirir, eğer böyle yaparsanız bu mutlaka olur, demektir.

Ve şunu da söylüyor;

33. Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: “Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?” Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.

Evet, bu ayet de bize tanıdık geliyor, bir takım isimler uydurulmuş, kutup ve gavs gibi ve bunlar Allah'a ortak koşuluyor.

Şimdi, surenin en başına dönelim ve anlamaya çalışalım neler oluyor?

Sure, söze Kitabın ayetleri olduğunu ve Rabbimizden indirilen hak/gerçek olduğunu ama insanların çoğunun buna (ayetlere) iman etmediğini söyleyerek başlıyor (ayet 1) Aslında bu çok doğru bir sözdür. İnsanların çoğu buna (ayetlere) inanmıyor eğer inansaydı söyleneni yapardı. Bakın mesela ben size desem ki, ''Başka bir galaksiden gelen asgardlılar :) Mars'ın yörüngesinde toplanmış ve dünyaya saldıracaklar :) eğer sığınaklara girerseniz kurtulursunuz zira yeraltına kadar giremiyor bu yaratıklar''  Evet, eğer benim dediğime inanırsanız ne yaparsınız?

- Evet, bu adam doğru söylüyor hemen sığınaklara girelim.

Der ve yeraltı sığınaklarına girersiniz değil mi? İşte inanmak böyledir. Allah, eğer şöyle şöyle yaparsanız, başınıza şunlar gelir diye vaat ettiği zaman, eğer inanıyorsanız o şeyleri yapmazsınız veya yapılması gereken şeyleri yaparsınız. Ama hani? İşte bu yüzden insanların çoğu iman etmiyorlar diyor.

Daha sonra 2-3 ve 4. ayetlerde;

2. Allah odur ki, gökleri direksiz yükseltmiştir, görüyorsunuz onları… Sonra arş üzerine egemen olmuştur. Güneş’i ve Ay’ı da boyun eğdirmiştir. Bunların tümü belirlenmiş bir vakte kadar akar dururlar. Oluşu yönlendirir, çekip çevirir O… Ayetleri birer birer gözler önüne serer ki, Rabbinize kavuşacağınıza açık-seçik inanasınız. 

3. Yeri uzatıp döşeyen ve onda oturaklı dağlar ve nehirler vücuda getiren O’dur. Bütün meyvalardan kendi içlerinde ikişer çift yaratmıştır O. Geceyi gündüze sarıp bürümektedir O. Bütün bunlarda derin derin düşünecek bir topluluk için elbette ayetler vardır. 

4. Yeryüzünde birbirine sırt vermiş komşu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, bir tek suyla sulanırlar. Biz bunların, yemişlerde bir kısmını diğer bir kısmına üstün kıldık. Bütün bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ki ibretler vardır.

Bu üç ayette Alah'ın yarattığı şeyler ve onlara hükmettiğini, onları çekip çevirip yönlendirdiğini gözler önüne serer ve bunlardan ibret almamız istenir. Nedir bu ibretler? Birincisi, mutlak güç sahibinin kim olduğunu bileceksin, bildikten sonra şu sorunun cevabı otomatik olarak ortaya çıkar;

Güç sahibi dururken, güçsüz olana kulluk edilir mi?

İkinci olarak da, ikinci ayetin son cümlesinden hareketle, Rabbimize kavuşacağımıza AÇIK-SEÇİK inanalım. Açık seçikten kasıt, belgeli, gözleme dayalı bir inanıştır yoksa kuru kuruya, falanca ulema dedi diye inanma olmaz. Dikkat ederseniz, Kur'anı bütününü dikkate alarak düşünecek olursak Allah, çeşitli örneklerle özellikle de yağmur döngüsü ile tabiatı defalarca dirilttiğini, bir çok kere gözler önüne koyar durur. Sizi de böyle tekrar dirilteceğim demektir bu. Nitekim Rad suresinin 5. ayetinde bu konuda da şöyle söyler;

5. Eğer şaşıyorsan, esas şaşılacak olan onların şu sözüdür: “Biz toprak olunca mı ve gerçekten mi yeni bir yaradılış içinde bulunacağız?” Bunlar Rablerini inkar edenlerdir. Ve bunlar boyunlarına bukağılar vurulanlardır. Bunlar ateşe dost olanların ta kendileridir; orada sürekli kalacaklardır.

Evet, gerçekten de, Allah'ın (yarattığı) ayetlerini görüp, tabiatın sürekli dirilişine tanık olup ve aynı zamanda ilk yaratılışı da bilen insanın;

-Hakkatten la, biz yeniden mi yaratılacağız?

Diye sorması, gerçekten şaşılası bir durumdur. Nasıl ki, darbeye maruz kalınca bir camın kırıldığı bilgisine ulaştıktan sonra, bir cam bardağın düştüğünde kırılacağı yönündeki bir habere şaşırmıyorsak, aynı şekilde Allah'ın yaratıcılığını ve devamlı öldürüp dirilttiği bilgisinin ışığında, Allah'ın yeniden dirilteceğine inanmak ve anlamak gerekir. Bazen inanan insan da, dünya nimetine dalıp, yeniden dirileceği günü unutabilir, onlara da hatırlatmak içindir. İnanmayanı bilgilendirmek uyarmak, inanıp unutana da hatırlatmak için.

6. Senden, güzellikten önce kötülük istemede acele ediyorlar. Halbuki önlerinden pek çok örnek gelip geçti. Şu da bir gerçek ki, Rabbin insanlara karşı, zulümlerine rağmen af sahibidir. Ve rabbinin azabı elbette çok şiddetlidir.

Bu altıncı ayette, insanların kötülüğü istemede aceleci olduklarını söyledikten sonra kendisinin, insanların zulmüne rağmen af sahibi olduğunu söylüyor ama şunu da ekliyor; ve Rabbinin azabı gerçekten çok şiddetlidir.

Yedinci ayette;

7. Küfre sapmış olanlar şöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.

Küfre sapanların peygamberden mucize istemelerine karşılık, peygamberimize sadece bir uyarıcı olduğu söyleniyor. Yani mucizeyi dilerse Allah gönderir peygamberin elinde değil bu, o sadece bir uyarıcıdır. Ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder olduğunu söylüyor. Ama ne hazindir ki bu önderleri de dinleyen pek çıkmaz cigertolar.


Bu ayetlerde;

8. Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını bilir. O’nun katında herşey bir ölçüye bağlıdır.

9. Gaybı da görünen alemi de bilendir O… Kebir, sınırsızca büyük O’dur; Müteal, sonsuzca yüce O’dur.

10. Sizden sözü saklayan da açıklayan da geceye sığınıp gizlenen de gündüz yol alan da onun için birdir.

Allah, yine kendinden bilgiler vererek, herşeyi bildiğini, görünen-görünmeyen, gizli-açık her şeyi bildiğini söylüyor. Aslında bu kendisine dair verdiği bilgiler, kendisinin güç sahibi, yaratıcı, herşey üzerine tam hakim olduğunu hatırlatmak içindir ki, insanlar bunu hatırında tutsun ve böyle vasıfları olmayanları dost, yardım edici v.b edinmesin. İşte herşeyi yaratan, yarattığına şekil veren onu yönlendiren ve yarattıklarının herşeyini gören ve yarattıklarına hem bilgi yönünden hem de kudretiyle, yönlendirmesiyle tam bir biçimde hakim olan Allah'ın bu özellikleri veriliyor. Hatta bu, sadece bu surede değil, Kur'anın bir çok suresinde tekrar tekrar veriliyor buna rağmen insanların bir çoğu, bu gerçeğe rağmen, Allah2tan başkasını yardım edici, dost v.b ediniyor. Ki bu bir şirktir, Allah'ın tevbe edilip bırakılmadığı takdirde asla affetmediği bir suçtur. Zumer 65. ayette;

Andolsun, sana da senden öncekilere de şu vahyedilmiştir: Eğer şirke saparsan amelin kesinlikle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun. 
   ZUMER 65

Evet cigeroviçler, bu amel hem dünya ameli hem de ahiret amelidir. Nitekim Kehf suresinde (uzun olmasın diye kısa geçeceğim) bahçe sahibi bir amca, arkadaşının uyarısına rağmen şirkinde devam ediyor ve Allah onun bahçesini (dünyalık amelini) elinden alıyor. O da Kehf suresi 42.ayete göre şöyle dertleniyordu;

Derken bütün ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak avuçlarını ovuşturuyor ve şöyle diyordu: "Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!"
    KEHF 42

Sahip olduğumuz, malımız, sanayimiz, ülkemiz v.b bizim dünyalık amelimizdir. Eğer şirk batağına düşersek bunları, tıpkı o amca gibi teker teker kaybederiz. Ola ki, kendimizde olan bu şirki düzeltmemiş olalım.

Eğer düzeltirsek, Allah bunları niye elimizden alsın ki?

İşte tam bu noktada Rad suresinin bomba ayetlerinden biri karşımıza dikiliyor;


11. Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarını değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz.

Buraya kadar genel bir özet yapacak olursak, Allah kendisinin dua edilmeye, yardıma çağırılmaya, dost edinilmeye layık olduğunu belirtmek için kudretinin eserlerini ve kendisinin bunları yaratmakla kalmayıp, onların üzerinde tam hakimiyet sahibi olduğunu ve herşeyden haberdar olduğunu hatırlattıktan sonra onbirinci ayette bir toplumun kendini değiştirmedikçe onları değiştirmeyeceğini söylüyor. Ve eğer perişanlık dilerse tıpkı o kehf suresindeki amcaya olduğu gibi, o perişanlığı kimsenin geri çeviremeyeceğini uyarı olarak hatırlatıyor. Ama şu da bir gerçek ki, bu Rad suresinin altıncı ayetinde dediği gibi;

......... Rabbin insanlara karşı, zulümlerine rağmen af sahibidir. 

O perişanlık dilenmeden önce, belki o söz konusu toplum döner diye, neyin yanlış yapıldığını da hatırlatıyor;

14. Gerçek dua yalnız O’na / hak davet yalnız O’nun için yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.

16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kim?” De ki: “Allah.” De ki: “O’nun yanında başka dostlar mı / destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar sağlayıp zarar verme gücünde değiller.” De ki: “Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah’a, tıpkı O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış / yaratılanlar kendileri için benzeşir hale mi geldi?” De ki: “Allah’tır herşeyi yaratan, O’dur Vahid ve Kahhar olan.”

Tamda günümüz müslümanlarının acı ama gerçek durumu, Maalesef.


Onbeşinci ayet;

15. Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah’a secde eder.


Evet, o ayetlerde tabiatın ve meleklerin Allah'a yöneldiğini vurgulamıştı. Burdan anlaşılan şudur,yaratılanlar Allah'a yöneliyor hem de ortağı bulunmayan ve önceki ayetlerde belirtilen tabiatı yaratıp çekip çeviren hüküm sahibi ve hakim olan Allah'a... Peki ya insan?

Yukarıda verilen ondört, onbeş ve onaltıncı ayetler aslında onbirinci ayetin bizde oluşturacağı olası sorunun cevabıdır;

İyi de biz, bizdeki neyi değiştirmeliyiz ki, Allah da bizim maruz kaldığımız şeyleri değiştirsin?

Evliyadan yardım dilenilen, evliyayı ulemayı Allah'tan daha çok dost edinen bir toplumun, maruz kaldığı şeylerin değişmesini beklemek hem de bu huyunu değiştirmeden beklemek, komik bir davranış olmaktan öte gidemez.

Bakınız 14 ve 16. ayetlerde yalvarıp davet edilenin acizliği de, güç sahibi olmayışı da, okuyucunun bilgisine sunuluyor. İşte bu yüzden bu ayete gelene kadar önceki ayetlerde Allah'ın yaratışı, çekip çevirişi güç ve kudreti anlatılarak, gerçek güç ve kudret sahibinin Allah olduğu için, yardım ve davet edilenin Allah olması gerektiği VURGULANIP hatırlatılıyor. Ve yine şu ve diğer ayetlerde olduğu gibi;

15. Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah’a secde eder.

Göklerde ve yerdekilerin, Allah'a boyun eğişini tekrar tekrar hatırlatıyor. Tabi, düşünüp öğüt alanlara.

E onlar Allah'a (başkasına değil sadece Allah'a) yöneliyor. secde ediyor da insana ne oluyor?


Tabi yazı uzun olmasın diye :) biraz kısaltıyorum 17.ayette hakla batılı örneklendiriyor ve indirilenin (Kur'an) hak olduğunu bilenle kör olanın aynı olmadığını söyleyip düşünüp ibret alana göndermede bulunuyor;

19. Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi, kör olan biriyle aynı mıdır? Sadece aklı ve gönlü işleyenler düşünüp ibret alır.

Ve sonra şunu diyor;

20. İşte bunlardır, Allah’a verdikleri söze sadık kalanlar ve antlaşmayı bozmayanlar.

sonraki ayetlerde ise, bunların ne yaptığını (bize örnek olsun biz de yapalım diye) anlattıktan sonra onlara ve onlar gibi olanlara ne tür bir ödül vaat ettiğini söylüyor (lütfen bu ayetleri okuyun ve DÜŞÜNÜN).  Şu ayet gerçekten de ilginçtir;

31. Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah’ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle-tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

Allah Allah yanlış mı okuyorum? Bizim yurdumuzun yakınında da BELALAR yok mu? Bakınız suriye, bakınız ırak. Ve o son iki cümle;

......Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

Peki, Allah'ın vaadettiği ve gelecek olan nedir? Kur'anın bütününe bakacak olursak bu vaatler hem bu dünyada ve hem ahirette olacaklardır. Allah, müminler için de, küfre saplananlar için de bir takım vaatlerde bulunmuştur ve o vaat edilen MUTLAKA GELİR çünkü,

ALLAH VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ!

Bu surenin kalbi, BANA GÖRE 11. ayettir ve diğerleri onun açıklamasıdır. Nedenleri, niçinler ve nasıllarıdır....

Bak;

33. Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: “Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?” Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.

Gördünüz mü? İnternette araştırın, kutup ve gavs diye İSİMLENDİRDİKLERİ bir takım zatlara neler yakıştırılmış. Çok uzun olmasın diye buraya almıyorum ama Allah'ın ısrarla kainatı kendisinin çekip çevirdiğini söylemesine RAĞMEN kutbun kainatı çekip çevirdiğini söylemek, bahsedilen kişiyi Allah'In mülkünün (kainat) yönetiminde ona ortak tutmaktır. Ve 33. ayette denildiği gibi ''kutup'' ''gavs'' insanların uydurduğu bir takım isimlerdir.

Evet acı ama gerçek..

Ve, sonraki ayette benim yukarıda bahsetmeye çalıştığım bir şey okuyucuya hatırlatılıyor;

34. Dünya hayatında bir azap var onlar için, ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir. Onları Allah’a karşı koruyacak kimse de yoktur.

Evet bu vaattir, böyle yapanlara Allah bu dünyada da ahirette de azap vaat ediyor.

ALLAH VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ!

Aslında fazla uzatmaya gerek yok, sure genel olarak bu anlatılanların çevresinde dönüyor.

Gördünüz mü, günümüzle nasıl örtüşüyor.

Bu kitap bizi anlatıyor, bu kitap UYARIYOR, ÖĞÜT veriyor, DÜŞÜNDÜRÜYOR...

32. Andolsun ki, biz Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! KAMER

Konuyu yavaş yavaş noktalayalım zira uzadıkça uzar :) Sonuç olarak cigertolar, Allah, hatırlatıyor, uyarıyor ve eğer dikkat ederseniz bize bizi anlatıyor, günümüzü anlatıyor.

Bu kitap zaman üstüdür. Uyarı vardır, tehdit vardır, ödül vardır, kurtuluş vardır, bilgilendirme vardır. Bunların hepsi birer vaat olarak sıralanır. Neyi yaparsak, ona ilişkin verilen vaat ile mutlaka karşılaşacağız.

Bu arada bu sureyi şu adresten okuyup düşünün, anlamaya çalışın;

http://www.kuranikerimmeali.com/rad-suresi.html


Bu kitabı terkedersek başımız beladan kurtulmaz ki zaten böyle de oluyor. Çünkü;

ALLAH VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ!

Allah'ın vaadi mutlaka olur, oluyor da!

Tekrar görüşmek üzere..

Sevgiler.