7 Eylül 2014 Pazar

İSLAM DİNİ'NİN GERÇEK YÜZÜ - SONUÇ

Selam cigertolar,

Din camiasında çok garip şeyler oluyor. Şöyle düşünün, evin içerisi bok götürüyor, temizlemesi gereken, gübürleri halının altına süpürmüş tabi bu arada halının altında kalınlık yapıyor. Dışarı atılmayıp gözden saklanan çöplerden pis kokular gelmeye başlamış. Müslüman devletler ızdırap çekiyor acaba neden?

Neler oluyor?

Bize din diye masallar anlatılıyor cigertolar. Ama işin en garip olanı nedir biliyor musunuz? Peygamber Allah'ın mesajını okuduğunda, inananların dışındakiler şöyle tepki veriyorlar;

-Bu, eskilerin masallarıdır.

Ama gel gör ki, peygamberin vefatından sonra güya ulemalar, insanlara masal anlatıyor ve büyük bir kitle bu masallara inanıp, onları din yapıyor. Yani,

Allah'ın mesajı, masal diye nitelenip kenara itiliyor, gerçek masallar ise, Allah'ın mesajıymış gibi sahipleniliyor.

Trajik bir durumdur bu.

İnsan fıtratında, en önemli şeylerin üzerine düşmek vardır ki, bu normal bir durumdur. Bir adamı ameliyat edecek olan doktorlar, o adam enfeksiyon kapmaması için konuya ilişkin temizlik kurallarını TİTİZLİKLE uygularlar yoksa o adam ameliyat masasından kalkamaz. Bazı anneler, babalar küçük çocuklarına ÜSTÜNE BASA BASA öğüt verir,

-aman tanımadığın insanlardan bir şey alma, çağırırlarsa yanlarına gitme. İsmimizi öğrenir ''ben babanı tanıyorum seni ona götüreceğim'' der.

gibi cümleleri TEKRAR TEKRAR hatırlatırlar. Önemli şey önemlidir ve mutlaka unutulmaması gerekir, mutlaka yapılması/yapılmaması gerekir. Bu yüzden de tekrar tekrar hatırlatılır. Biz küçükken, annemgil bizi evde bırakıp bir yere gidecekleri zaman talimatı verirlerdi;

-Ocakta çay var, kahvaltınızı yapıncı ocağın altını kapatın. Mutfağın penceresini bir saat sonra ev havalandıktan sonra kapatın, açık kalırsa kedi girer içeri. vesayire vesayire vesayire

Tabi bu arada evden çıkmak için hazırlık yapıyorlar. Abooo oda ne? Talimat tekrarlanıyor;

-Ocakta çay var, kahvaltınızı yapıncı ocağın altını kapatın. Mutfağın penceresini bir saat sonra ev havalandıktan sonra kapatın, açık kalırsa kedi girer içeri. vesayire vesayire vesayire

Tamam eyvallah, evallah da bu talimatları evden çıkarken en az 30, en fazla 50 kere duyardık. Allah'tan o dönemde cep telefonu diye bir şey yoktu :) bir 50 kere de telefonla arayıp söylerlerdi herhalde, olası sms'leri saymıyorum bile :)

E çocuktuk o zaman kardeşim, aklında talimat mı kalır? Önemli olan/görülen ne varsa unutmayalım, oyuna dalıp unutmayalım diye tekrar tekrar söylenirdi.

Ve genellikle de, verilen talimatların yerine getirilmesi unutulurdu :) bazen unutmazdık ama bazen de unuturduk ya da bazılarını unuturduk :) E o kadar uzun liste olursa unutulur tabi :)

Neyse, benzer uygulamanın Kur'anda da olduğunu görüyoruz. Bazı şeyler önemli ki, tekrar tekrar söyleniyor. Bazı şeylere sürekli vurgu yapılıyor. Hadi bir kere dedin, iki kere dedin bu kadar çok niye tekrar ediliyor ki?

Önemli ki, tekrar ediliyor. İlgili konu(lar) ısrarla tekrarlanıyor. Peki, Kur'andaki ısrarla tekrarlanan ve çok çok önemli olan konular ne ola ki?

Burada yanlış anlamanın önüne geçmek adına şunu hemen belirteyim, Allah'ın, Kur'anda sadece bir kere geçen konusu bile önemlidir bunda kuşku yoktur. Bir kere söylenen konuyu önemsiz saymıyorum benim dikkat çekmek istediğim ÜZERİNE EN, EN, EN ÇOK DÜŞÜLEN KONU(LAR)dır.

İşte tam bu noktada, sözde din adamı, sözde ulema olan amcalara sorsanız, Kur'anda en en çok vurgulanan konu nedir diye, size baş örtüsü baş örtüsüüüü diye tutturular. Halbuki örtünmeyle ilgili ayetleri toplasan topu topu 3-4 tane bilemedin 5-6 tanedir. Bak fazla bile yazdık rakamı :) Sonra elleri titreyerek alkool içki, domuz etiii deyip dururlar sonra da, konuyu ustalıkla Kur'andan uzaklaştırıp, tuvalete sağ ayakla mı, yoksa sol ayakla mı girileceği konusuna getirip, hiç kıllandırmadan evliya masallarına sizi sürüklemeye çalışırlar.

Artık biliyoruz ki, o ulema bozuntuları, o tarikat şeyhleri kesinlikle yalancıdır. (tabi günümüzdekileri söylüyorum eskileri bilemem. Ama onlardan kalan kitaplar da bozuklarla, çelişkilerle dolu olduğuna göre, şu üç ihtimalin üzerinde durabiliriz;

1-Eski ulema da bunlar gibi yalancı ve yoldan çıkmış olabilir.

2-Eski ulema yoldan çıkmamış, doğru yolda olmuş fakat onlardan sonrakiler, o ulemanın kitaplarını bozmuş olabilir.

3-Eski ulema yine aynı şekilde doğru yolda, hatta kitapları da bozulmamış olabilir ancak günümüz ulema bozuntuları o kitapları bozarak tercüme ediyor olabilir.

Neyse ki, bizim ulema kitaplarına ihtiyacımız yok zira Allah'ın bozulmamış kitabı var. Hem Allah'ın kitabı dururken başka kitaplara mı bakacağız?

Yok canım..

Bak şurada ne var;

Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
   ENAM 114

Allah'ın kitabı dururken, hatta bak, ayette dediği gibi AYRINTILI DA KILINMIŞKEN eski ve yeni ulema kitaplarını mı hakem yapacağız kendimize?

Allah'a şükür aklımızı oynatmadık. Neyse biz ne diyorduk? Hah, Kur'anda en en en çok vurgulanan konu(ları) konuşuyorduk. Kur'ana yüzeysel bir gözle de baksanız ilk göreceğiniz konu, daha doğrusu ISRARLA VURGULANAN konunun şirk konusu olduğunu görürsünüz. Yani, domuz eti değil, içki değil (tamam bunlar da var ve haram ANCAK, en çok ÜSTÜNE DÜŞÜNÜLEN konu değiller bunlar) Hatta şu ayeti dikkate alarak konuşmak gerekirse;

Allah, kendisine ortak koşulmasını affetmez ama bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, dönüşü olmayan bir sapıklığa dalıp gitmiştir.
   NİSA 116

Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.
   NİSA 48

Buraya dikkat! Şirk koşan da dahil, hangi günahı işlerse işlesin, bir insan tevbe edip kendisini düzelttiği an günahlarından kurtulur. Allah'ın affedici, tevbeleri kabul eden olduğu sürekli vurgulanır ve insanlar tevbeye davet edilir. Bana inanmıyorsanız Kur'ana bakın :) Neyse, konuya dönersek, tevbe eden ve ölen bir adamın günahı affedildiğine göre o günahın lafı edlir mi? O halde Nisa 116 ve 48.ayetlerdeki mevzu, günahı işlemiş ama tevbe etmeden ölenler için geçerlidir. Tevbe edene günahı sorulmaz ki. Ne diyor ayette? Allah şirki affetmez ama bunun dışında olanı DİLEDİĞİ KİŞİ İÇİN AFFEDER.

Dilediği kişi için affeder dediğine göre, demek ki, belli bir kriterlere uyan kişileri affedecek. Öncesinde şirki affetmez dediğine göre bu kriter şirkten kaçınmak olabilir. Ya da şirkten kaçınmak bir çok kriterden birisi olabilir. Başka bir deyişle bu affedilişin birden fazla kriteri olabilir bunu anlamak için Kur'ana DİKKATLİCE bakmak gerekir. Ama şu gerçek ki şirke battığın an, kriter mriter işlemez, affedilmezsin. Bir de o din adamı bozuntuları derdi ki,

-Efendim Allah kul hakkını asla affetmez. Kul hakkıyla karşıma gelmeyin demiş.

Ulan nerde demiş? Hani biz niye göremiyoruz? Allah, kul hakkını değil, şirki affetmem diyor. İşin ilginci, şirki bu tarafa koy, bunun dışında kalanlar, içkiden tut zinaya kadar bütün günahları kapsar. Yani, bu günahları işleyen AMA ŞİRKE BATMAYAN kimselerden dilediğini Allah affedebiliyor. Tabi bunu yanlış anlamayın :) O günahları rahatlıkla işleyebilirsiniz anlamına gelmiyor bu :)

Ama herşeye rağmen şu tespiti yapmak mümkündür, en tehlikeli günah şirktir. O halde üstüne en düşülen günahta şirk olmalıdır değil mi? Parmağında küçük bir yara olsa, bir de kolun kangren olmak üzere olsa, hangisinin üstüne çok düşerdin? Parmağının mı? Yoksa kolunun mu?

Zaten masalcı din adamlarına bakın, hiç şirk konusunu konuşmazlar. Es kaza konuşacak olsalar, onu da heykele tapınma şeklinde anlatır geçerler. Şirk o kadar önemsiz bir konu mu? Yoksa halktan birşeyler mi gizliyorlar?

Peki, sadece üstüne düşülen sadece şirk konusu mu?

Yoooo.

Bakın Kur'an sureleri, iniş sırasına göre toplanmamış acaba neden? Başka bir önemli konuyu gözden kaçırmak için olmasın sakın? Eğer Kur'anı iniş sırasına göre okursak mal mülk, verme, malı biriktirmeme v.b konusuna ağırlık verdiğini görürüz.

Hadi biraz göz atalım;

ALAK SURESİ

6. İş sanıldığı gibi değil. İnsan gerçekten azar:

7. Kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görmüştür.

Alak suresi için şunu söyleyeyim, 9 ve 10. ayette bir kulu salat etmekten alıkoyan/yasaklayana gönderme yapar ve o ayati ''gördün mü yasaklayanı, bir kulu namaz kılarken'' diye çevirirler. Emin olmamakla birlikte bu salatın namaz mı yoksa destekleşme mi olduğu konusunda tereddütlerim var. Daha din yeni inerken ne namazı bu? Ama emin olmamamın sebebi ise beşinci ayetten sonraki ayetlerin ne zaman indiğini bilmiyorum hatta öncesinde başka surelerin ayetleri inmiş ve sonrasında alak suresinin bu ayetleri inmişse, o zaman namaz olabilir. Neyse en azından şunu görüyoruz ki, insanın kendisini her türlü ihtiyacın üzerinde gördüğünde MUTLAKA azdığını söylüyor. İhtiyaç mevzusu mal mülkle alakalı değil midir?

KALEM SURESİ

10. Şunların hiçbirini tanıma: Çok yemin eden, bayağı-alçak,

11. Alaycı / gammaz, koğuculuk için dolaşıp duran,

12. Hayrı engelleyen, sınır tanımaz, saldırgan, günaha batmış,

13. Kaba / obur, bütün bunlardan sonra da soyu bozuk, kötülükle damgalı.

14. Mal ve oğullar sahibi olmuş da ne olmuş?

15. Ayetlerimiz ona okunduğunda şöyle der: “Daha öncekilerin masalları.”

16. Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız / burnunu sürteceğiz.

Muhatap alınmaması gereken kişileri vasıfları tanımlanıyor ve 14 ayette;

Mal ve oğullar sahibi olmuş da ne olmuş?

Bu cümlede kinayeli bir vuruş var ardından da tehdit;

16. Yakında biz onun hortumu üzerine damga basacağız / burnunu sürteceğiz.

Sonra 17.ayette mevzuyu bahçe sahipleriyle ilişkilendirerek, bahçe sahipleri anlatılıyor;

17. Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.

18. Hiçbir istisna tanımıyorlardı.

19. Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,

20. O, simsiyah kesiliverdi.

21. Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:

22. “Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin.”

23. Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:

24. “Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanımıza gelmesin.”

25. Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.

26. Fakat bahçeyi görünce: “Yahu biz yanlış gelmişiz.” dediler.

27. “Hayır, hayır. Biz mahrum edilenleriz.”

28. Ortancaları / ılımlı olanı şöyle dedi: “Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!”

29. O zaman dediler ki: “Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz. Gerçekten biz zalimler olduk.”

30. Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

31. “Yuh olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız.”

32. “Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de herşeyimizle Rabbimize yöneliriz.”

33. İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilebilselerdi.

Ayetlere dikkat edin, bahçe sahibi amcalar, YOKSULA VERMEMEK İÇİN erkenden yola çıkıyorlar. Yoksulun, istemesine fırsat vermeyecekler/engel olacaklar güya. En sonunda ne oluyor? Bahçe ellerinden gidiyor hem de acıklı bir şekilde.Yani azap görüyorlar. Malınızın elinizden alındığını bir düşünsenize ortada cascavlak kalıvermişsiniz yaptıklarınızdan ötürü ve büyük pişmanlık duyuyorsunuz...

33. İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilebilselerdi.

MÜZEMMİL SURESİ

10. Onların söylediklerine sabret. Ve güzelce ayrıl onlardan.

11. Benimle, o nimete boğulmuş yalanlayıcıları başbaşa bırak. Birazcık süre tanı onlara.

12. Bizim yanımızda bukağılar var, cehennem var.

13. Boğazdan zor geçen bir yiyecek, korkunç bir azap var.

14. O günde ki yer ve dağlar sarsılır ve dağlar eriyip akan bir kum yığınına dönüşür.


Nimete boğulmuş yalanlayana tehdit var. Nimete boğulmuş diyor dikkat et.

MÜDDESİR SURESİ

11. Benimle, yarattığım kişiyi başbaşa bırak.

12. Hesapsız bir mal verdim ona.

13. Göz doyurucu oğullar verdim.

14. Alabildiğine imkanlar döşedim onun için.

15. Tüm bunlardan sonra hırs ile daha da artırmamı istiyor.

16. Hayır, iş sanıldığı gibi değil. O bizim ayetlerimize karşı bir inatçı kesildi.

17. Ben onu dik bir yola süreceğim.

18. Derin derin düşündü o; ölçtü-biçti.

19. Kahrolası nasıl bir ölçü kullandı!

20. Bir kez daha kahrolası nasıl bir ölçü kullandı?!

21. Sonra baktı.

22. Sonra yüzünü buruşturdu, kaşlarını çattı.

23. Sonra arkasını döndü ve böbürlendi.

24. Şöyle dedi: “Bu, rivayet edilerek gelen bir büyüden başka şey değil.”

25. “İnsan sözünden başka birşey değil bu.”

26. Onu Sekar’a fırlatacağım.

27. Bilir misin nedir Sekar?

28. Ortada birşey bırakmaz, hiçbir şeyi görmezlik etmez o.

İfadelerdeki kızgınlığı görüyorsunuz değil mi?

Benimle, yarattığım kişiyi başbaşa bırak.

Niye böyle diyor? Hesapsız mal vermiş, oğullar vermiş, alabildiğine imkanlar vermiş ama o kişi, daha da artırmasını istiyor. Mevzuyu görüyorsunuz değil mi? Mal mevzusu. Ölçtü biçti dediğine göre büyük olasılıkla malından verme mevzusunu ölçmüş biçmiş olabilir, kar zarar hesabı yani. Baksana o kadar mala, imkana rağmen hala Allah'tan istediğine göre.

TEBBET SURESİ

1. Elleri kurusun Ebu Leheb’in; zaten kurudu ya.

2. Ne malı kurtardı onu ne de kazandığı.

3. Alevli bir ateşe yaslanacaktır o.

4. Karısı da öyle.

5. Odun hamalı olarak. Gerdanında bir ip olacaktır onun, en sağlam fitillisinden.

Bak mal vurgusuna bak. Malı kurtaramadı diyor mal mülkle bu işin ne alakası olabilir? Bir düşünün bakalım.

ALA SURESİ

9. Eğer hatırlatmak yarar sağlarsa hatırlat / öğüt ver.

10. İçine ürperti düşen öğüt alacaktır.

11. İçi kararmış bedbaht ise ondan kaçınacaktır.

12. En büyük ateşe girer o.

13. Sonra orada ne ölür ne de hayat bulur.

14. Benliğini arındıran / zekat veren, kurtuluşa gerçekten ermiştir.

15. Rabbinin adını anmış, namaz kılıp dua etmiştir o.

16. Doğrusu şu ki, siz şu iğreti hayatı yeğliyorsunuz.

17. Oysa ki sonraki hayat daha mutlu, daha kalıcıdır.

18. Bütün bu gerçekler ilk sayfalarda da elbette vardır.

19. İbrahim’in ve Musa’nın sayfalarında.

Zekat vermek, kurtuluşa ermiş..

Bak bak Leyl suresine bak;

LEYL SURESİ

1. Andolsun bürüyüp örttüğü zaman geceye,

2. Ve parıldadığı zaman gündüze,

3. Andolsun erkeği de dişiyi de yaratana,

4. Ki sizin emek ve gayretiniz dağınık-parça parçadır.

5. Kim verir ve sakınırsa,

6. Ve güzeli doğrularsa,

7. Biz ona en kolay olanı kolaylaştıracağız.

8. Ama kim cimriliğe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür,

9. Ve güzelliği yalanlarsa,

10. Biz onu, en zor olana sevkedeceğiz.

11. Aşağı yuvarlandığında malı onu kurtarmayacaktır.

12. Doğruya ve güzele kılavuzlamak sadece bizim işimizdir.

13. Sonrası da öncesi de sadece bizimdir.

14. Ben sizi, köpürerek yanan bir ateşe karşı uyardım.

15. Sadece karanlık ruhlu azgın girer ona.

16. Yalanlamış, sırtını dönmüştü o.

17. İyice saklanan da ondan uzak tutulur.

18. O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.

19. Onun katında hiç kimsenin, karşılığı verilecek bir nimeti yoktur / hiç kimsenin ona, karşılık olarak verilecek bir nimeti yoktur.

20. Yüceler yücesi Rabbinin yüzünü özleyip istemek için veren hariç.

21. Yakında mutlaka hoşnut olacaktır.

Sizin emek ve gayretiniz parça parçadır diyor ve ekliyor;

Kim VERİR ve sakınırsa, ve güzeli doğrularsa, biz ona en kolay olanı kolaylaştıracağız.

Peki vermeyip cimrilik yapan?

8. Ama kim cimriliğe sapar ve kendisini tüm ihtiyaçların üstünde görür,

9. Ve güzelliği yalanlarsa,

10. Biz onu, en zor olana sevkedeceğiz.

Verirsen kolaylık geliyor Allah'tan vermezsen ve kendini her türlü ihtiyacın üstünde görürsen (hatırladınız mı burayı? Hani böyle olursa insan mutlaka azıyordu ) en zora sevkediliyorsun.

Veee bingooo;

11. Aşağı yuvarlandığında malı onu kurtarmayacaktır.

Mevzu malla ilgili ki, malı onu kurtaramayacak vurgusu yapılıyor. Mesela mevzu bilgi olsaydı o zaman ne denirdi? Bilgisi/ilmi onu kurtaramayacak denirdi değil mi?

veee,

18. O ki, temizlenip arınsın diye malını verir.

Demek ki, malından vermek, temizlenip arınmakmış.

Fecr suresi de ilginçtir cigerto;

FECR SURESİ

uzun olmasın diye tamamını yazmayalım,sureye yemin ederek başladıktan sonra, Adi Semud, İrem ve Fravun kavmine Rabbin ne yaptı görmedin mi? diye soruyor ve açıklıyor çok kısa bir şekilde. Onları azabın yakaladığını söyleyip şu detayı gözümüzün önüne koyuyor;

13. Bu yüzden Rabbin, üzerlerine azap kamçısını yağdırıverdi.

14. Çünkü Rabbin tam gözetleme yerindedir / tam bir biçimde gözetlemektedir.

15. İnsan böyledir; Rabbi kendisini deneyip de ona cömert davranır, nimet yağdırırsa: “Rabbim bana ikramda bulundu.” der.

16. Ama Rabbi onu sıkıntıya uğratıp rızkını ölçüye bağlarsa: “Rabbim bana ihanet etti.” der.

17. Doğrusu şu ki, siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.

18. Yoksulun doyurulmasını teşvik etmiyorsunuz.

19. Mirası derleyip toplayıp yiyorsunuz.

20. Malı, devşirip depolatacak bir sevgiyle seviyorsunuz.

21. İş böyle gitmeyecektir. Yer birbirine çarpılıp dümdüz hale getirildiğinde,

22. Rabbin gelip melekler saf saf dizildiğinde,

23. O gün cehennem de getirilir. İşte o gün düşünüp anlar insan. Ama düşünüp hatırlamanın ona ne yararı var!

24. Der ki: “Keşke şu hayatım için önden birşeyler gönderseydim.”

25. O gün hiç kimse O’nun azabı gibi azap edemez.

26. Ve hiç kimse O’nun vurduğu bağ gibi bağ vuramaz.

27. Ey sükuna kavuşmuş benlik!

28. Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak.

29. Gir kullarımın arasına.

30. Gir cennetime.

Gördünüz mü? İnsan fıtratındaki MAL KONUSUYLA İLGİLİ bir arızaya dikkat çekiyor, Allah, deneyip cömert davranınca Rabbim cömert davrandı diyor, ama rızık ölçüye bağlanınca da, Aha Rabbim ihanet etti diyor.Ama ardından yine o mevzunun damar bölümüne getiriyor sözü;

17. Doğrusu şu ki, siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz.

18. Yoksulun doyurulmasını teşvik etmiyorsunuz.

19. Mirası derleyip toplayıp yiyorsunuz.

20. Malı, devşirip depolatacak bir sevgiyle seviyorsunuz.

21. İş böyle gitmeyecektir. Yer birbirine çarpılıp dümdüz hale getirildiğinde,

22. Rabbin gelip melekler saf saf dizildiğinde,

23. O gün cehennem de getirilir. İşte o gün düşünüp anlar insan. Ama düşünüp hatırlamanın ona ne yararı var!

24. Der ki: “Keşke şu hayatım için önden birşeyler gönderseydim.”

Yoksulu doyurmak, doyurmayı geçtik teşvik etmek, yetime ikramda bulunmak,mala sevgi bağlamamak ve depolamamak, mirası derleyip toparlayıp yememek gerekir ama insan öyle yapmıyor.

Ve Allah da diyor ki, iş böyle gitmez, cehenneme yaklaşınca ''keşke şu hayatım (ahiret) için önden bir şey gönderseydim'' diyeceksiniz diyor.

İyi de önden ne göndereceğiz?

Yetime ikramda bulun, yoksulu doyur, doyurulmasına teşvik et, malı depolama, depolayacak kadar sevme. Bak o zaman ahiret için neler neler gidiyor.

Eğer bunu yaparsan, yani önden bir şey gönderirsen ne olur? Allah bundan razı olur değil mi? Sen de onun vereceği ikramdan razı olursun,

27. Ey sükuna kavuşmuş benlik!

28. Dön Rabbine, razı etmiş ve razı edilmiş olarak.

29. Gir kullarımın arasına.

30. Gir cennetime.

Görüyonuz değil mi? Hep mal mevzusu, mevzuyu geçtik tehditler havada uçuşuyor. Din adamları da uyuyor, güya ahaliyi uyarma görevini yapıyorlar.

BAK BAK

DUHA SURESİ

1. Andolsun kuşluk vaktine,

2. Gelip oturduğu vakit geceye ki,

3. Rabbin seni terketmedi, sana darılmadı da.

4. Sonrası senin için öncesinden elbette ki daha mutlu ve kutlu olacaktır.

5. Rabbin sana verecek de sen hoşnut olacaksın.

6. O seni bir yetim olarak bulup da barınağa kavuşturmadı mı?

7. Seni şaşırmış olarak bulup da kılavuzluğunu üstlenmedi mi?

8. Seni aile geçindirme zorluğu içinde bulup da zengin etmedi mi?

9. O halde, yetimi örseleme,

10. Yoksulu / dilenciyi azarlama.

11. Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir.

O halde yetimi örseleme, yoksulu/dilenciyi azarlama. Veee son ayete DİKKAT!

11. Ve Rabbinin nimetini söz ve fiillerinle dile getir.

Rabbin nimetini söz ve FİİLLE dile getirmek ne demek? Ala sana tefekkür konusu. Bu arada Rabbimizin nimetleri mal mülk olduğuna göre ve mülk de onun olduğuna göre bu pencereden düşünmek lazım gibi geliyor bana.

Al sana Adiyat suresi;

ADİYAT SURESİ

1. Andolsun soluyuşlarıyla ses çıkararak koşanlara / nefes nefese saldıranlara.

2. Çakıp çakıp ateş çıkaranlara,

3. Sabahleyin akın edenlere / baskın yapıp toprak fethedenlere,

4. Derken onunla toz duman çıkaranlara,

5. Derken onunla bir topluluğun ortasına dalanlara ki,

6. İnsan, Rabbine karşı gerçekten çok nankördür.

7. Ve kendisi de buna iyiden iyiye tanıktır.


Nankör mü? İnsan ne yaptı ki, nankör oldu olabilir?


8. O, mal ve servet arzusu yüzünden alabildiğine katıdır.

9. Bilmez mi ki o kabirler içindekiler dışarı fırlatıldığında,

10. Göğüslerin içindekiler derlenip toplandığında,

11. Hiç kuşkusuz, o gün Rableri onlardan iyice haberdar olacaktır.


TEKASÜR SURESİ

1. Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,

2. Öyle ki ziyaret edip saydınız kabirleri.

3. Ama iş öyle değil; yakında bileceksiniz.

4. Hayır, hayır! İş öyle değil. Yakında bileceksiniz.

5. İş sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz.

6. Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.

7. Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz.

8. Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz.

Nimetten hesaba çekileceğiz haberiniz olsun. Nimet de ne ola ki? Sakın onlar da mal mülk olmasın?

MAUN SURESİ

1. Gördün mü o, dini yalan sayanı?

2. İşte odur yetimi itip-kakan,

3. Yoksulu doyurmayı özendirmez o.

4. Vay haline o namaz kılanların ki,

5. Namazlarından gaflet içindedir onlar.

6. Riyaya sapandır onlar / gösteriş yaparlar.

7. Ve onlar, yardıma / zekata / iyiliğe engel olurlar.

Bu sureyi yazmasak olmazdı bak dini yalan saymaktan bahsediyor. İyi de dini yalan saymakla itham edilen amcalar, ibadet ediyor nasıl oluyor bu? Nasıl olduğunu surede söylüyor zaten, yetimi itip kakıyor, yoksulu doyurmaya özendirmiyor (burda da kaşımıza çıktı gördünüz mü? ) mauna engel oluyor (zekat)

Bakın cigeroviçler, necm suresinde şunu diyor,

29. Bizim Zikrimiz’den / Kur’an’dan yüz çeviren ve iğreti dünya hayatından başka birşey istemeyen kimseden, sen de yüz çevir.

30. Onların, ilimden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz, yolundan sapmış olanı Rabbin çok iyi bilir. Hidayet üzere yürüyeni de en iyi O bilir.

31. Göklerde ne var yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, Allah’ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.

Kur'andan yüz çeviren ve DÜNYA HAYATINDAN BAŞKA BİR ŞEY İSTEMEYENDEN yüz çevir diyor. Dünya hayatını isteten şey mal mülk sevgisidir. Hani şu depolatacak kadar kendini sevdiren. İlle maldan vereceksin. Peki tamam dilenciye 1 TL atarız ne var bunda?

33. O yüz geri döneni gördün mü?

34. Azıcık verdi, sonra inatla sıkıca tuttu.

35. Gaybın bilgisi onun yanında da o mu görüyor?

36. Yoksa haber verilmedi mi ona, Musa’nın sayfalarındakiler?

37. Ve o çok vefalı İbrahim’in sayfalarındakiler…

38. Gerçek şu ki, hiçbir günahkar bir başka günahkarın yükünü sırtlanmaz.

39. Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.

40. Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir.

41. Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir.


Gördünüz mü cigertolar, bazı sureleri es geçtim. Bazıları hariç hemen hemen hepsinde mal vurgusu var. Gerçekten de mal biriktirme hastalığı var insanda ve buna Allah kızıyor;

HÜMEZE SURESİ

1. Yuh olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne;

2. O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı.

3. Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini.

4. Hayır, iş, sandığı gibi değil. Yemin olsun ki fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana / Hutame’ye.

5. Hutame’nin ne olduğunu sana öğreten nedir?

6. Allah’ın tutuşturulmuş ateşidir o,

7. Ki tırmanıp işler yüreklere.

8. O, onların üzerine kilitlenecektir.

9. Uzatılmış sütunlar arasında.

Tehdidi görüyorsunuz değil mi?

FIRLATILIP ATILACAKTIR O HUTAMEYE

E niye atılacak ki?

Çünküüü,

1. Yuh olsun arkadan çekiştirenlerin, kaş göz işareti yapıp alay edenlerin tümüne;

2. O ki, mal biriktirdi, onu saydı da saydı.

3. Sanır ki, malı sonsuzlaştıracaktır kendisini.

4. Hayır, iş, sandığı gibi değil. Yemin olsun ki fırlatılıp atılacaktır o kırıp geçirene, yalayıp yutana / Hutame’ye.

Aboooo konuyu çok uzatmışız lan. Neyse hadi Beled suresini de yazalım ondan sonra toparlayalım;

BELED SURESİ

1. Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir.

2. Sen bu kente mahremsin / bu kente gireceksin.

3. Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,

4. Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.

5. O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!

6. “Yığınlarla mal telef ettim.” diyor.

7. Hiç kimsenin kendisini görmediğini sanıyor.

8. Biz ona vermedik mi iki göz,

9. Bir dil, iki dudak?

10. Kılavuzladık onu iki tepeye.

11. Akabe’ye, sarp yokuşa atılamadı o.

12. Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?

13. Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.

14. Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,

15. Yakındaki bir yetimi,

16. Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.

17. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.

18. İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.

19. Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.

20. Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir

Köle azat etmek, yoksulu doyurmak yada yetimi doyurmak sonra da sabrı, merhameti öneren kişiler olmak. Gördünüz mü? Hani nerde yazıyor, saçının bir teli gözükenin cehennemde çatır çatır yanacağı?

Yazıyor mu, iki rekat eksik kılanı, ateşe daldıracağız diye? Malı yığan, malından vermeyen, yoksulu doyurmayana tehdit gelmiyor da kime geliyor biri bana söylesin. İşte görüyorsunuz değil mi? İslam alemi niye ızdırap çekiyor?

Allah, niye bahçe sahiplerini bize örnek veriyor? Bize ne fi tarihindeki bahçe sahibi amcalardan diyebilir miyiz?

Diyemeyiz.

Bahçe sahipleri, Allah'ın nimetine nankörlük ettiler, yoksulu doyurmadılar, malları yığıp onunla öğündüler ve azdılar. Sonra ne oldu? Allah o bahçeyi ellerinden aldı hatta hikayeyi şu cümleyle bitirmişti hatırlarsanız;

33. İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Ah! Bir bilebilselerdi.

Peki, gel günümüze,hangi müslüman ülke, Allah'ın bu ısrarlı ayetlerini dikkate aldı? Tam tersine müslüman ülkelerde yoksulluk arttıkça arttı. Kölelik arttı. Big bradersların emirlerine itaat edilip, halk köylüsüyle, işçisiyle köleleştirilip yoksullaştırılmadı mı? O yoksulların hakkı (yer altı yerüstü kaynakları), yoksullara verilmek yerine, birileri aralarında bölüşüp yemediler mi? Big braderslara yedirmediler mi?

Bahçe sahipleri buna benzer şeyler yapmıştı değil mi? Ve bahçeleri ellerinden gitmişti değil mi?

Müslüman ülkelerin toprakları da birer bahçe değil midir?

Bak, Irak diye bir ülke yok sadece alışkanlıktan Irak deniliyor, bak, Türkiye nereye gidiyor? Bak, diğer müslüman ülkeler ne oluyor?

Ortadoğuya savaş kokuları geliyor. Işid ayağına ıraktaki peşmergeleri bir silahlandırsınlar hele.

Işid nereden çıktı? Amerika çıkarmadı mı sahneye? Çıkardı.

E niye?

Çünkü terör ayağına Irakı silahlandıracaklar. Öyle yapmıyorlar mı zaten?

Allah ne diyor, müslümanlar ne yapıyor?

Peki, müslümanlar niye böyle yapıyor? Sakın sebebi şunlar olmasın?


-Sakın Kur'anı okuma! kafir olursun.
-Ulemanın, dediklerine uyacaksın.
-Bir şeyhe tabi olman gerekiyor.
-Biz kiiim, evliyalar kiiim, onlar gibi olamayız. Onların himmetine sığınmalıyız!??!
-Saçın bir teli gözükmesiin, cehennemde yanarsın
.......

Bu örnekleri çoğaltabiliriz. İşte müslümanlar bu hurafelere uydukları için, Allah'ın dininden/ doğru yolundan uzaklaştılar.

İyi de, adamlar müslüman değil mi? Niye uzaklaşsın ki, doğru yoldan zaten islam doğru yol değil mi?

Evet öyle de, sen yukarıda saydığım hurafelerden ilk sıradaki olanına ''Kur'anı okuma! Kafir olursun'' uyarsan, yani Kur'anı, yani Allah'ın zikrini okumazsan, görmezlikten gelip, uzaklaşırsan....

Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.
   ZUHRÛF 36-37



Böyle olur. İşte cigeroviçler, bu yüzden birkaç gün önce bir karar aldım, eğer Allah nasip ederse arapça kursuna gitmeyi düşünüyorum. Şu bir iki ay zarfında hesabımı kitabımı yapıp, denkleştirip kursa gitmeyi planlıyorum. Evet, Allah Kur'anı korumuş ama arapça halini korumuş yoksa yapılan çevirileri değil. Bazı Allah'sızlar, müslümanı buradan vuruyorlar. Bir kitabı, değiştirenler o kitabı elinde tutanlardan başkası değildir cigertolar. Yoksa dışarıdan kimse müdahale edemez. Ama bu sefer, Kitap, Allah tarafından korunduğu için, kitaptan rahatsız olanlar başka bir formüle başvurmuşlar. Kitabın yanında başka kitaplar oluşturup, insanları o kitaplara yöneltip, Kur'andan uzaklaştırmak. Ek olarak da, Kur'anı tercüme ederken kıvırıp tercüme etmek.

Peki, elinden geldiğince düzgün tercüme eden yok mu hiç?

Olma mı? Ama bu sefer de onlara saldırıp, dini bozmak, sünnete muhallif olmakla itham ederek, halkın onlara itibar etmesini engelliyorlar. Bu olay size tanıdık geldi mi?

İşte bu yüzden, Yaşar Nuri Öztürk, Abdülaziz Bayındır, İhsan Eliaçık ve adlarını bilmediğim diğer, Kur'ana sarılıp düzgün çeviri yapmaya çalışan hocalara teşşekkürü bir borç bilirim. Bak Aklıma geliyor Mehmet Okuyan hatta kimsenin beğenmediği Edip Yüksel de dahildir buna. Ha sonuçta bunlar da insan elbette ki, hataları olacak. Hatasız insan olmaz önemli olan, hatayı farkettiğinde düzeltiyor mu, düzeltmiyor mu? Gönül isterdi ki, bu adamlar bir araya gelip çalışsa, daha iyi olur. Belki o da olur ileride.

Sureleri gördünüz değil mi? İniş sırasına göre okuduğun zaman ''noluyoz lan?'' diyor insan ister istemez. Mülk diyor başka bir şey demiyor, tehdit de onlara. İki konu; şirk ve mülk. Sure sırasını iniş sırası değil de gelenekteki gibi yapınca, şirk konusu kaybolmuyor ama mülk konusu kayboluyor, daha doğrusu dikkatlerden kaçıyor. Gerçi çok dikkatli okursan her şekilde anlaşılır ama geleneksel bilgiler dikkat dağıtıyor. Salatı da bu yüzden saklıyorlar. Ben de salat konusunda fazla detaya inemiyorum zira arapça bilemiyorum ama size link vermiştim o konuyla ilgili bir makalenin. Ama arapçayı öğrenebilirsem, işte o zaman en derinine dalmayı düşünüyorum o konunun.

Neyse ki, herşeye rağmen, meallerde bir çok önemli konunun üstünü örtememişler bu yüzden, meal okumaya devam ama araştırmaya da devam.

İmkanı olan da arapçayı öğrensin derim. Bak ben şu yaşımda niyetleniyorum :) Size bir şey diyeyim mi? Geçen arapça hakkında küçük bir araştırma yaptım, gramer yapısı çok garip bir dil. Normalde hafızamın zayıf, dikkatini toplama yönünden problemli biri olduğum ve üşengeç oluşumdan dolayı :) normal şartlarda böyle bir dili s.kseler öğrenmeye yanaşmam :) ancaaak Kur'an için her türlü zorluğa deyer. Kur'anda müthiş şeyler var cigerto, üzerine örtü örtmüşler. Şimdi o örtüyü kaldırmanın zamanı geldi. Tabi Allah nasip ederse.

Neyse, inşallah olayı anlatabilmişimdir cigeroviçler. Allah hepimizi doğru bilgiye ulaştırsın. Sakın paniklemeyin Allah yolu kolaylaştıracağım diyordu değil mi?

Peki ne yapınca kolaylaştırıyor?

Allah'a güvenin, SADECE ONDAN YARDIM İSTEYİN araştırmalara, okumaya devam edin.

Başka konuda görüşmek üzere.

Sevgiler.


31 Ağustos 2014 Pazar

İSLAM DİNİ'NİN GERÇEK YÜZÜ-4

Selam cigeroviçler,

Bir an için müslüman olmayan bir toplumda dünyaya geldiğinizi ve bulunduğunuz dinin işe yaramaz bir din olduğunu anladığınızı varsayın. Eğer bir yaratıcının varlığı konusunda ikna olmuşsanız ve içinde bulunduğunuz din konusunda da şüpheleriniz varsa büyük olasılıkla bir din arayışına gireceksiniz demektir. Böylelikle, en yakınınızda bulunan din anlayışından, en uzağınızdaki din anlayışına kadar, bütün dinleri incelemeye alırsınız. Büyük olasılıkla ajandanızda islam dini de olacaktır. Peki, sıra islamı araştırmaya başladığınızda karşınıza ne çıkacak?

Eğer bir dini araştıracaksanız, önce o dinin inananlarına bakarsınız hatta onlarla iletişime geçersiniz. Onlardan kitap istersiniz bilgi alırsınız. Hatta okuduğunuz o dine ilişkin anlamadığınız yerler varsa o dinin inananlarına sorarsınız.

Ama gel gör ki, bunları yaparken islama geldiğinizde kamyon çarpmış gibi bir duruma düşüyorsunuz. Etrafınıza bir bakıyorsunuz o tarafta,çocuklar da dahil suçlu, suçsuz ne kadar insan varsa kafası kesiliyor, başka tarafa bakıyorsunuz, akla ve bilime ters ne varsa zorla yaptırılıyor. Ve daha birsürü pislikle kafayı yiyecek hale geliyorsunuz.

Sevgili cigeroviçler, işin özü şudur; ister müslüman olun, ister din arayışına girmiş ehli kitap veya ateist olun hiç değişmez ilke şudur, eğer dini, bu dincilerden, ulema bozuntularından,tarikatlardan öğrenmeye kalkarsanız, sizi Allah yolundan saptırırlar. Gelin bunu sadeleştirelim öyle yazalım;

İSLAMI, MÜSLÜMANDAN ÖĞRENMEYE KALKARSANIZ ALLAH YOLUNDAN SAPTIRILIRSINIZ.

Ne yazık ki, öyle.

Dinin sahibi Allah'tır ve kanunu o koyar. Peki bu dinciler neden ''sakın Kur'anı okuma '' diyor? Çünkü Allah'ın yerine kendi kural koyacak ve onu uygulayacak/uygulatacak. Niye kendi kurallarını uygulatmak istiyor? Şunun için;

1-Hevesini dinleştirmek
2-Atatlar dinini kutsamak

Bakın size bir örnek;

http://www.odatv.com/n.php?n=isidden-akil-almaz-liste-2408141200

Işid'li amcalar kuruyemiş ve turşu tüketimini HARAM etmiş.

Şu bir gerçek ki, ilimsizlik yüzünden öz evlatlarını beyinsizce katledenlerle Allah'ın kendilerine verdiği rızıkları, Allah'a iftira ederek haramlaştıranlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. İnan olsun, sapıtmışlardır onlar; hiçbir zaman doğruyu ve güzeli bulamazlar.
   ENAM 140

De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?"
   YUNUS 59

Ey iman sahipleri! Allah'ın size helal kıldığı şeylerin temiz ve güzel olanlarını haramlaştırmayın; azıp sınırı aşmayın; Allah azıp sınırı aşanları sevmez.
   MAİDE 87

Bak burada ne var? Mekke'deki müşrik amcalar bazı hayvanları kafalarına göre haramlaştırmışlar, bazen hayvanların erkeklerini, bazen dişilerini bazen de yavrularını haramlaştırıyorlarmış. Ayetleri okuyalım;

Hayvanlardan yük taşıyanı da yaygı/döşek yapılanı da yaratan yine O'dur. Allah'ın size verdiği rızıklardan yiyin, şeytanın adımlarını izlemeyin! Çünkü o sizin için açık bir düşmandır.

Sekiz çift: Koyundan iki, keçiden de iki. De ki "İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerinin kuşattığını mı? Eğer doğru sözlü iseniz bana ilimle haber verin."

Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki "İki erkeği mi haram kıldı, iki dişiyi mi, yoksa iki dişinin rahimlerince kuşatılanı mı? Yoksa Allah size bunu önerirken siz de tanıklık mı ediyordunuz?" İlim dışı bir şekilde insanları şaşırtmak için yalan düzüp Allah'a iftira edenden daha zalim kim olabilir? Allah, zulme sapan bir topluluğa kılavuzluk etmiyor.

De ki: "Bana vahyolunanlar içinde, bu haram dediklerinizi yiyecek birine yasaklanmış bir şey bulamıyorum. Yalnız şunlardan biri olursa başka: leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki o bir pisliktir- Allah'tan başkası adına boğazlanmış bir murdar." Iztırar haline düşen, başkasının hakkına dokunmamak, zorunluluk sınırını da aşmamak şartıyla bunlardan yiyebilir. Çünkü senin Rabbin çok bağışlayıcı, çok merhametlidir.
   ENAM 142-145

Bak orda diyor ki, ''VAHYOLUNANLAR İÇİNDE söylediklerinizden yasaklanmış bir şey bulamıyorum'' ve ardından ''şunlar başka/istisna diyerek haramın neler olduğunu belirtiyor. VAHYOLUNANLAR İÇİNDE cümlesine dikkat! Neyin haram neyin helal olduğuna biz sadece VAHYOLUNANLAR içine bakarak karar vereceğiz. Onun dışında haram arayamayız. E aradığımız konu Kur'anda haram ya da helal diye adlandırılmamışsa? O zaman bu demek oluyor ki, onun hakkında bir hüküm verilmemiş onlara haram helal diyemeyiz. Mesela turşu :) buna haram da diyemezsin helal de diyemezsin. Beğendiğin bir gıdaysa yersin, değilse yemezsin. Ama sen buna haram dersen haddi aşmış olursun.

Bak burda da nelerin yiyecek konusunda haram kılındığı yazılıyor;

O size ancak şunları haram kılmıştır: Ölü, kan, domuz eti, Allah'tan başkası adına kesilen hayvan. Bununla birlikte, zorda kalan, başkasının hakkına tecavüz etmemek, sınırı da aşmamak şartıyla bunlardan yerse, Allah bağışlayacak, merhamet edecektir.
  NAHL 115

E canım, haram desek ne olur? Aha bu olur;

Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar.
  NAHL 116

Şu şu haramdır/helaldir demek, bunu Allah haram/helal etti demektir ama gerçekte öyle bir helal/haram yoksa bu Allah'a iftiradır. Bunu yapanların kurtulamayacağını söylüyor Allah.

Sonra da şu olur;

Az bir nimetlenme ardından, acıklı bir azap var onlara.
  NAHL 117 

Yaaa, gördünüz mü? Kurtuluş yok, bu dünyada az bir nimetlenme ama ahirette azap var. Ben yukarıda ışid'den örnek verdim bunların dışındakiler çok mu iyi? Bütün mezhepleri araştırın haram/helal dediklerini bir kenara yazın, sonra Kur'ana bakın. Kur'anda da olanların üstünü çizin geri kalanı Allah'a iftiradır.

Hatta günümüzde özellikle bu son 10 yılda haram uyduranlar, iktidarın dini söylemlerinden de güç alarak işin bokunu çıkardılar. Buna en güzel örnek, helal kolonya saçmalığı ve helal sexshop manyaklığıdır.

Helal sexshop mu?

Al bak adresi;

http://www.helalsexshop.com/tr/

Bakın şurada bu sexsshop ile ilgili bir haber var,


http://www.posta.com.tr/yasam/HaberDetay/-Helal-seks-shop-a-talep-patladi-.htm?ArticleID=201414

orada şöyle bir ifade geçiyor;

...........Kadınlarda ise orgazm kremi ve vajina daraltıcı kremlerin çok sattığını görüyorsunuz. Burası internet üzerinden cinsel ürünler satan bir seks shop. Özelliği İslami kurallara göre helâl olması. Bu yüzden her ürünün alkolsüz olduğu belirtiliyor.

 Alıntı; http://www.posta.com.tr/yasam/HaberDetay/-Helal-seks-shop-a-talep-patladi-.htm?ArticleID=201414

Ama o sexsshopun sahiplerinden birinin röportajta söylediği şu cümle oldukça düşündürücüdür;

- Açıkçası bu kadar tepki alacağımızı düşünmüyordum. Dindar insanlar tepki göstermiyor ama sol veya dine uzak bir sınıfa ait insanlar daha fazla tepki gösterdi. Dini kesimdeki insanlar ise bizi savundu. Biz bunun tam tersini bekliyorduk ama ben gösterilen ilgiye çok teşekkür ediyor, tepkileri de anlayışla karşılıyorum.

Alıntı;  http://www.posta.com.tr/yasam/HaberDetay/-Helal-seks-shop-a-talep-patladi-.htm?ArticleID=201414

Dindar insan tepki göstermiyor????? E göstermez tabi, zira Kur'anı sapıtmamak!!! için okumadığından, muhterem dindarların şu ayetten haberleri yoktur;

Yalan düzerek Allah'a iftira etmek için, dillerinizin uydurma nitelendirmeleriyle "Şu helaldir, şu da haramdır!" demeyin. Yalan düzerek Allah'a iftira edenler kurtulamazlar.
  NAHL 116

Hıımmmm, alkollü ürün yokmuşmuş, islami kurallara uygunmuşmuş o yüzden helalmişmiş. Ne yani protez çük'ün alkollüsü, alkolsüzü mü oluyormuş? Ne yapıyor bunlar? Bir de diyor ki, sol ve dine uzak kesim daha fazla tepki gösterdi.....  

Demek ki, o kesim dine uzak durmasına rağmen dine uygun tepki verebiliyormuş. O halde kim müslüman?

Dindar mı? yoksa dindar olmayan mı?

Ama gel gör ki, bu adamlara laf anlatamazsın. Bak ayette böyle böyle diyor diyerek önüne kanıt koysan alacağın cevap şudur;

-Ne, yoksa sen hadisi inkar mı ediyon? Bak hadiste şuna şuna haram diyor.

Atalar dini bu kazmaları çepeçevre kuşatmış bulunuyor. Bu dine düşman olan münafıklar zamanında tezgahı çok sağlam kurmuş cigerto. Mecazi manada, Kur'anın etrafına, uydurma hadisler ve çarpık ulama kitaplarını bir set gibi çevirerek insanların Kur'ana ulaşmasına engel olmuşlardır. Ama bu gün, o setler yavaş yavaş çatırdamaya başlıyor, gümbür gümbür Kur'an müminleri yetişiyor. Dolayısıyle de adamları büyük bir telaş aldı. Bakın günümüzde imamhatip liselerinin sayısını artırıyorlar. Niye ki? Herkesi imam mı yapacaklar? Ama sorsan ''efendim, çocuklarımız din eğitimi alsın'' diyeceklerdir. Halbuki yalan, amaçları Kur'andan kopmuş, atalar dinine sarılan ve böylelikle kendilerine biat eden nesiller yetiştirmektir. Din dersi bahanedir.

Neyse konuyu biraz dağıttık, şimdi konunun ana fikrine gelelim. En başından beri salat dedik, mülk dedik, bugün de bir haram helal konusuna kısaca değindik. Bak aklıma gelmişken, geçen hafta emanet konusunu anlatırken kuşlarla ilgili bir ayet vardı onu bulamadım demiştim, aha buyur;

Görmedin mi, göklerdeki ve yerdeki şuurlular da bölük bölük olmuş kuşlar da Allah'ı tespih etmektedir. Her biri kendine özgü duasını, kendine özgü tespihini bilmiştir. Allah, onların yapmakta olduklarını çok iyi bilmektedir.
   NÛR 41

O verdiğim ayetlerde cansız varlıkların tespihi ağırlıktaydı, bu ayette ise şuurlular ağırlıktadır. Hayvanların da kendince bir şuuru var ama az, ama çok ki, kuşları da olaya dahil etmiş. Her birisi Allah'ı tespih ediyor. Sanki bu kuşlarla ilgili bir ayet daha mı vardı sonu ''ama siz bilmezsiniz'' diye bitiyordu. Neyse bu da yeterlidir sanırım.

Kim Rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur.

Bu şeytanlar onları yoldan saptırırlar. Onlarsa kendilerinin hâlâ hidayet üzere olduklarını sanırlar.
   ZUHRÛF 36-37

Evet günümüz müslümanlarının içine düştüğü durum malesef budur. Allah'ın zikrini (KUR'ANI) görmezden gelenin ve ondan uzaklaşanın peşine bir şeytanı musallat ediyor Allah, o şeytan da bunları yoldan saptırıyor ama onlar kendilerini HİDAYET ÜZERE OLDUKLARINI SANIYORLAR.

Nas suresinden hatırlayın şeytan, İNSANDAN DA cinden de oluyordu. Bu saptıran şeytan hacı, hoca görünümlü insan şeytanlarıdır.

Mal mülk konusu ve verme mevzusu için şu çarpıcı ayeti de yazayım sonra konuyu toparlamaya çalışalım;

İşte sizler, Allah yolunda harcamaya çağırılan insanlarsınız. Ama bir kısmınız cimrilik ediyor. Oysaki, cimrilik eden kendi aleyhine cimrileşmiş olur. Allah Ganî'dir; yoksul olan sizlersiniz. Eğer yüz çevirirseniz, Allah yerinize başka bir toplum getirir. Ve onlar, sizin benzerleriniz olmazlar.
  MUHAMMED 38

Ne diyor orda? Allah yolunda HARCAMAYA/ İNFAK ETMEYE ÇAĞIRILAN insanlarsınız. Diyor ama son cümle ilginç;

Eğer yüz çevirirseniz, ALLAH YERİNİZE BAŞKA BİR TOPLUM GETİRİR.

Peki günümüzün müslüman emmileri bundan yüz çevirdiler mi çevirmediler mi? Müslüman ülkelerde yoksulluk katlanarak artmıyor mu? Kölelik (modern kölelik faizli borçlanma) katlanarak artmıyor mu?

Salatı komple namaz yaparak, infakı engelleyenler insanları nasıl bir duruma düşürdüklerinin farkında mı? Veya bu kazmaların, din diye peşinden gidenler nereye sürüklendiklerinin farkında mı?

Bak ne diyor burda?

BELED SURESİ

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1. Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir.

2. Sen bu kente mahremsin / bu kente gireceksin.

3. Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,

4. Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.

5. O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!

6. “Yığınlarla mal telef ettim.” diyor.

7. Hiç kimsenin kendisini görmediğini sanıyor.

8. Biz ona vermedik mi iki göz,

9. Bir dil, iki dudak?

10. Kılavuzladık onu iki tepeye.

11. Akabe’ye, sarp yokuşa atılamadı o.

12. Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?

13. Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.

14. Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,

15. Yakındaki bir yetimi,

16. Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.

17. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.

18. İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.

19. Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.

20. Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir.

İlk başlarda malı gasp edenden bahsediyor ve iki tepeye klavuzladık diyor ama o sarp yokuşa atılamadığını söylüyor.

Sarp yokuş da ne ki?

13. Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.

14. Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,

15. Yakındaki bir yetimi,

16. Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.

17. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.

18. İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.


Yani, biiiiir, köle azad etmek, ikiiiiii, açlık ve perişanlık gününde yetimi yahut ezilmiş-boynu bükük bir YOKSULU DOYURMAKTIR.

bunu uğur ve bereket dostlarının yapacağını söylüyor. Pekiii Allah'ın bu ayetini tanımazlık ettik, sırt döndük diyelim, başka deyişle sarp yokuşa atılmadık, köle azad etmedik, yoksulu doyurmadık. O zaman ne olacak?

19. Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.

20. Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir.

Anlaşıldı umarım mevzu.

Şimdi cigeroviçler, elimizdeki verileri toplayalım ve bir değerlendirme yapalım. Allah ısrarla mülk ve yönetiminin kendisine ait olduğunu ve diğer konularda olduğu gibi, bu konuda da ortağı bulunmadığını söylüyor. Demek ki, Allah'ın mülkünü ONUN İSTEDİĞİ ŞEKİLDE organize edeceğiz. Şu şekilde kullan diyorsa o şekilde kullanacağız. Malından ver mi diyor vereceğiz. Malı yığma mı diyor? Yığmayacağız. Haram helali ben belirlerim benim haram helal dediğimin dışındakilere haram helal diyemezsiniz mi diyor? O zaman Allah'In belirlediğinin dışında haram helal belirlemiyeceğiz yani HADDİ AŞMAYACAĞIZ. Hud suresinin ilk ayetlerinde dediği gibi Kur'anı ben açıklarım mı diyor? O zaman Kur'anın açıklamasını (tefsir) ona bırakacağız ve açıklamayı Kur'an içinden bulacağız. Buna göre de kendi kanaatlerimizi din yapmayacağız Allah'a iftira etmeyeceğiz. Böyle bir durumda ''bu benim kanaatim'' '' benim anladığım bu'' demeliyiz tabi doğruluğunu tekrar tekrar araştırmamız lazım gelir. Bu liste uzar cigerto sonuç, Allah'ın dediği gibi yaşamalıyız AMA VAHYİNDE (KUR'ANDA) DEDİĞİ GİBİ.


De ki: "İnsanların Rabbine sığınırım!
İnsanların yöneticisine, yönlendiricisine,
İnsanların ilahına;
  NAS 1-2-3

Bak orada yönetici diyor ama şu an yönetici konumunda değil. Ne oldu cümle garip geldi değil mi? Allah'ı biz başımıza yönetici yapacağız onun hükümlerine uyarsan senin yöneticin Allah'tır. Padişahı ve onun hevesine uyarsan senin melikin/ yöneticin padişahtır, şeytanın ilkelerine uyarsan senin yöneticin şeytandır. Ama gel gör ki, insanlar Allah'ı kendine melik yapmıyor hatta kendisine ilah da tanımıyor yahut, Allah ile birlikte başkalarını ilah yapıyor. Oysaki ilah, sadece Allah'tır.

Benim anladığıma göre cigertolar, Kur'anda sürekli tabiata ve tabiatta yaratılan şeylere dikkat çekiliyor. Mesela güneşe aya, hayvanlara dağlara taşlara v.b Bütün bunlar, Allah'ın yarattığı fıtrata uygun davranıyorlar yani ne için yaratılmışlarsa ona göre yaşıyorlar. Oysa ki, insan öyle değil, fıtratın dışına çıkıyor. Bize sürekli onları örnek göstermesinin sebebi, onlar nasıl fıtratlarına uyuyorsa siz de kendi fıtratınıza uyun demek istiyor olabilir. Ki zaten Rum suresi 30'da yüzümüzü fıtrata dönmemizi, Allah'ın insanı BUNA GÖRE (FITRATA) yarattığını, yarattığının yerine geçebilecek hiçbir şey olmadığını ve ŞAŞMAZ DİNİN BU DİN OLDUĞUNU (FITRAT) SÖYLÜYOR.

Tekrar başa dönecek olursak, Allah'ın Kur'anda en çok üstüne düştüğü iki konu vardır;

1-Şirk
2-Mülk

Mallarınızı aranızda haksız ve uydurma yollara baş vurarak yemeyin; bilip durduğunuz halde insanların mallarından bir kısmını günaha saparak yemek için onları yargıçlara aktarmayın.
  BAKARA 188

Ey inananlar! Mallarınızı aranızda bâtıl bir yolla/tutarsız bahanelerle yemeyin. Kendi hoşnutluğunuzla gerçekleşmiş bir ticaret olursa başka. Kendi canlarınıza kıymayın/intihar etmeyin. Hiç kuşkusuz, Allah, size karşı çok merhametlidir.
  NİSA 29

Bak burada ne diyor?

Allah'ın, kentler halkından resulüne zahmetsizce aktardığı mal ve nimetler şunlar içindir: Allah, Peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar, yolda kalmışlar. Bu böyle düzenlenmiştir ki, o mal ve nimetler sizden yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret aracı olmasın. Resul size ne verdiyse onu alın; sizi neden yasakladıysa ona son verin ve Allah'tan korkun. Hiç kuşkusuz, Allah'ın azabı çok şiddetlidir.
   HAŞR 7

O mal, yalnız zengin olanlar arasında dönüp duran bir kudret olmasın.

Ama olmuş işte, o yüzden kölelik var, o yüzden yoksulluk var. Ve o malı da genelde dini sömürerek veya dini sömürenleri kullanarak ele geçirmiyorlar mı?

Evet geçiriyorlar.

Eğer bir toplumda yardımlaşma,destekleşme ve dayanışma olsa, yoksulluk olur mu cigertolar? Kölelik olur mu?

Şu ayeti;

Ama arkalarından öyle bir nesil geldi ki; namazı yitirdiler, şehvetlere uydular. Bunlar, azgınlıklarının cezasını bulacaklardır.
   MERYEM 59

Namaz şeklinde çeviriyorlar, benim zannım buradaki salat, namaz değil de destekleşme olması lazım. Bak şu ayette de;

Kitap'tan sana vahyedileni oku! Namazı da kıl! Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah'ın zikri/Kur'an'ı daha büyüktür! Allah, neler yaptığınızı biliyor.
  ANKEBUT 45

Namaz diye çevrilenin yine destekleşme olduğunu zannediyorum zira namaz kıldığı halde bütün pisliklere dalan adamların çokluğunu görüyoruz. Hani kötülüklerden korurdu? Şöyle bir durumu tasavvur edin kafanızda;

Bir toplumda yoksulluk almış başını gitmiş, yoksullaşan halkı bir de faizli ekonomiyle köle yapmışlar. O halkın yer altı, yerüstü kaynaklarını kafire peşkeş çekip halkın üretimini, ticaretini öldürmüşler. Bu durumda o beldede/ülkede görüntü nasıl olurdu?

Adam yoksul, karnı aç bu durumda çalmaktan başka seçeneği olmaz.

Adam yoksul, evlenemiyor, oralara zinanın hakim olmaması mümkün değil.

Bunu çoğaltabiliriz, tüm bunlar olduğunda orada asayiş bozulur. Adam öldürmeler, hırsızlıklar, fuhuş, tecavüz artar. Sokakta yatanlar, uyuşturucu kullananlar artar.....  Bundan dolayı da insanların birbirine güveni yıkılır ve toplumda sosyolojik anlamda kopuş başlar. Maddiyat yüzünden eğitim aksar cehalet yayılır.

Bu anlatılanlar size tanıdık geliyor mu bir yerlerden?

Peki, bu olumsuzlukları/kötülükleri namaz kılarak mı çözeriz yoksa yardımlaşmayı, destekleşmeyi yayarak mı? Yanlış anlaşılmasın Namaz yok demiyoruz ama öncelik bu taraftadır yani yardımlaşma destekleşmededir. Böylelikle Allah'In mülkünü gasp ederek, insanları yoksulluğa ve köleliğe sürükleyenlere de baş kaldırmış oluyoruz. Zaten mülk ve yönetimini ele geçirmek, Allah'a mülk ve yönetiminde ortak koşmaktır.

İnşallah mevzuyu anlatabilmişimdir cigerto. Şunu da söylemek isterim, dikkat ederseniz bizim alanımız meal ile sınırlıdır. Arapça terimler hakkında ise, duyduğumuzu söylemekten başka çaremiz yoktur. Ha onu akla ve Kur'ana danışabildiğimiz kadar danışıyoruz. Ancak alanımız kısıtlı ve hata yapma olasılığımız ise normalin biraz üzerindedir. Bu yüzdendir ki, imkanı olanlara arapçayı öğrenmelerini tavsiye ediyorum. Eğer bu ülkede kanun koyucu konumunda olsaydım, Türkiye'deki tüm Kur'an kurslarını kapatır yerine arapça kursları açardım ve herkese de kolaylık sağlardım. İmkanı olanlara acilen öneriyorum kimbilir güzel kardeşim sen gerçeği göreceksin ve bizlere anlatacaksın. Belkide Allah sana hikmeti öğretecek güzel kardeşim, imkanın varsa hemen öğren.

O, hikmeti dilediğine verir. Ve kendisine hikmet verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz.
   BAKARA 269

Gördün mü? Kendisine hikmet verilmş olana büyük bir hayır verilmiş demektir diyor. Şunu da diyor O, hikmeti dilediğine verir.

Peki bu hikmet ne? Ve nereden bulacağız bu hikmeti?

Kur'anın içinde;

İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir'den okuduğumuzdur.
  ÂLİ İMRÂN 58

Yâ, Sîn.
Yemin olsun o hikmetlerle dolu Kur'an'a ki,
  YÂSÎN 1-2

Hikmetli Kur'an, demek ki, hikmet içinde. Yani doğru hüküm vermek.

Ama her şeye rağmen, şunu mealden olmasına rağmen rahatlıkla görebiliyoruz ki, mülk konusu, şirk konusu, infak, yardımlaşma, YOKSULU DOYURMA ve KÖLE AZAD ETME konuları, aşırı derecede önemli konulardır. Hatta maun suresinde salatı lanetlenenlerin, neden lanetlendiği anlatılırken, yoksulu doyurmaya özendirmediğini, yetimi itip kaktığını ve maunun (kamu hakkının) yerine ulaşmasına engel olduğunu söylüyor değil mi?

O halde, yoksulu doyurmalıyız. Köle azad etmeliyiz, Kur'anla haşır neşir olmalıyız.

Kitap'tan sana vahyedileni oku! Namazı da kıl! Çünkü namaz, çirkinliklerden ve kötülüklerden alıkoyar. Elbette ki Allah'ın zikri/Kur'an'ı daha büyüktür! Allah, neler yaptığınızı biliyor.
  ANKEBUT 45

Bakın burda Allah'ın zikri/Kur'anı daha büyüktür diyor neyden salattan. O salat, namaz ise demek ki, zikir namazdan daha büyük anlamına gelir yok eğer destekleşme ise bu sefer ondan daha büyük anlamına gelir. Zira Kur'an öğüttür, karanlıklardan aydınlığa çıkaran bir nurdur.

Ama ne diyorlar?

Kur'anı okuma! anlaşılmaz.

Peki Allah ne diyor?

Yemin olsun ki, biz, Kur'an'ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?!
  KAMER 32

Bu ayet surede dört kere geçiyor.

Rabbinin yolu işte budur; dosdoğru, kıvamında... Biz öğüt alan bir topluluğa ayetleri ayrıntılı bir biçimde açıkladık.
  ENAM 126


Elif, Lâm, Râ. İşte sana o Kitap'ın ve açık anlatımlı Kur'an'ın ayetleri.
   HİCR 1

Daha böyle çok ayet var. Söylenenin tersini söylemek onu yalanlamak, inkar etmek demek değil midir? Mesela Allah var deniliyorsa sen, Allah yok dediğin zaman inkar etmiş olmuyor musun?

Peki, Kur'an anlaşılır dendiğinde, ''Kur'an anlaşılmaz '' dersen niye inkar etmiş olmayasın ki? İşte bu yobaz dinci, tarikatçı Allahsızlar, Allah'ın ayetini yalanlıyorlar.

Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlar da cehennemin dostlarıdır.
   MÂİDE 86

Yalan düzerek Allah'a iftira eden yahut onun ayetlerini yalanlayan kişiden daha zalim kim var? Şu bir gerçek ki, suçlular iflah etmezler.
  YÛNUS 17

İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar için aşağılayıcı bir azap öngörülmüştür.
   HACC 57

O zaman, yapılması gereken tek şey şudur; Atalar dinin terk edip, ulema masallarını terkedip, Allah'ın zikrine, nuruna, vahyine sarılmaktır. Yoksa o ulema bozuntuları Allah yolundan alıkoyarlar.

Tekrar görüşmek üzere

sevgiler.

24 Ağustos 2014 Pazar

İSLAM DİNİ'NİN GERÇEK YÜZÜ-3

Selam cigeroviçler,

Öncelikle şunu söyleyeyim, geçen hafta bu hafta için konuyu uzun tutarak bitirmeyi düşünmüştüm ancak gördüm ki, ya çok uzayacak (Michael'in son yazısını da geçebilirdi :) ) ya da kısaltma adına konuyu kuşa çevireceğiz. O yüzden öbür haftaya da uzatmayı düşünüyorum.Ayrıca geçen hafta salat mevzusuna değinmiştik, sıcağı sıcağına şu yazıyı okumanızı öneririm;

http://www.temizfikir.com/?p=632

Bir de şu yazıyı okuyabilirsiniz;

http://dersvekuran.blogcu.com/salat-kavrami-detayli/9903989

Okuduktan sonra geri gelin :)

Göreceğiniz üzere, Allah'ın ayetinin üzerini örtüyorlar. Evet Kur'anda namaz da var ama adamlar ne yapıyor? Namaz ile diğer ayetin üzerini örtüyorlar/GİZLİYORLAR. Çünkü heveslerine uymuyor salat.

Kur'anı ilk defa 30 yaşımda bir bütün olarak okumaya başladım ki, bunu burada defalarca söyledim. O günden beri de, her ne kadar zaman zaman kaytarsam da Kur'anı okuyup üzerinde düşünürüm, Kur'anla ilgili konuşan amcaların videolarını izlerim ve ilgili makaleleri okurum. Ve Allah'tan bir mani gelmedikçe bu ben ölünceye kadar devam edecek. Daha bir teknik konuşmak gerekirse doğru bilgiye ulaşana kadar devam edecek.

Konuya başlamadan önce İbrahimden bir örneği dikkatinize sunmak istiyorum cigertolar. Hadi bunu ayetleri yazarak uzun uzun değil de, kendi cümlelerimle kısaca özetleyeyim;

İbrahim gökyüzüne bakıyor ve bir yıldız görüyor ''aha benim rabbim bu'' diyor. Yıldızın battığını görünce ''ben batanları sevmem'' diyor bu sefer de ayı görüyor ve ''aha benim rabbim bu olabilir ötekisinden daha büyük'' diyor ama o da ne? ay da batıyor. Bu sefer güneşi görüyor ve '' işte benim rabbim bu, bu hepsinden daha büyük'' diyor. Ama güneşinde battığını görünce şunu söylüyor;

-Nihayet Güneş'in doğmakta olduğunu gördüğünde, "Benim Rabbim bu, bu daha büyük!" dedi. O da batıp gidince şöyle seslendi: "Ortak koştuğunuz şeylerden uzağım ben."
"Ben bir hanîf olarak yüzümü gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Müşriklerden değilim ben."  ENAM 78-79

Bu hikayede gözden kaçırılan iki tane detay vardır. Birincisi İbrahim analiz yapıyor, düşünüyor, anlamaya çalışıyor, araştırıyor bu şekilde de bize örnek teşkil ediyor. İkincisi ise, yapmış olduğu araştırmanın sonucunda ortaya çıkan bilgiye de körü körüne bağlanmıyor. Bir bilgiye ulaştıktan sonra araştırmaya devam ediyor ve eğer önceki bilginin yanlışlığını gördüğünde onu bırakıyor ve bunu doğru bilgiye ulaşıncaya kadar devam ediyor.

Bizler de öyle yapmalıyız, ulaştığımız veya duyduğumuz, öğrendiğimiz her bilgiyi kesin doğruluğunu görünceye kadar araştırma ve öğrenme içerisinde bulunmalıyız. Yanlışlanan bilgiyi de, terketmeliyiz bu bilgi asırlar boyunca atalarımızın kullandığı bilgi olsalar bile. Ama günümüzde insanlar atalar dinine denize düşmüş de yılana sarılıyormuş gibi sarılıyorlar. Adamlara;

-Hacı, bak Allah'ın kitabında şöyle şöyle diyor..

dendiğinde şöyle karşılık veriyorlar;

-O kadar ulema asırlardır yanlış biliyordu da bir sen mi doğruyu biliyorsun? Biz ulemaların (atalar) yolundan gideriz.

Bak Allah ne diyor?

Onlara, Allah'ın indirdiğine ve resule gelin dendiğinde şöyle derler: "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter." Peki, ataları hiçbir şey bilmiyor, doğru yolu bulamıyor idiyseler de mi?
    MAİDE 104


Tıpkısının aynısı değil mi cigertolar?

Şimdi konumuza girebiliriz. Geçen hafta İhsan Eliaçık hocanın mevzuya farklı yerden daldığını söylemiştik. Genel hatlarıyla İhsan hoca şu mealde şeyler söylüyor;

İslamın ana konusu mülktür ve eşitlenmedir. Mülkü kenz etmek (biriktirmek, toplamak) yasaktır bunu dağıtmalı ve eşitlenmeliyiz. Destekleşmeliyiz.....

Tabi işin içine eşitlenme mevzusu girince de şöyle bir tepki de ortaya çıkıyor;

-Vaaayyy pis adam :) islamı komünist yapmaya çalışıyor, islamı sosyalizme yamamaya çalışıyor......

Allah Allah, islam, mülkte eşitlenme ve komünizm, noluyoz lan? Acaba gerçekten de Kur'anda eşitlenmek içeren bir mevzu varmı?

Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır. Fazla verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor. Allah'ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar?
   NAHL 71

Ayete dikkat! rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır demek, kiminize kiminizden fazla rızık verildi demektir veya kiminize rızık imkanları verildi anlamına da gelir mesela işverenler bu gruba girebilir. Buraya kadar tamam ondan sonra ne diyor? Fazla verilenler (bak bu ifadeyle rızıkta üstün kılınmanın fazla verilmesi olduğu ortaya çıkıyor) ne diyorduk hah, fazla verilenler ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi ONDA (rızıkta) eşit hale gelmiyor. Dur lan, ayette komünizm propagandası mı var? :) Haşa. Eşit olmaktan rızıkta eşitlenmekten bahsediyor ama esas bomba ayetin son cümlesidir;

Allah'ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar?

Şimdi dur bir dakika. Diyelim ki Allah fazla rızık verdi ve biz de bunu elimizin altındakilere / aşağıdakilere vermedik bu durumda Allah'ın nimetini inkar mı etmiş oluyoruz? Öyle oluyor ki, Allah öyle demiş.

Aslında durun bir konuya açıklık getirmem gerekiyor bunu kimse farketmiyor. Kendisinden duymadığıma göre İhsan hoca da farketmemiş :) İnsanların eşitlenmesi demek, matematik anlamda eşitlenmek demek değildir. Zira insanlar birebir aynı değildir. Şöyle örnek üzerinden anlatalım, üç tane adam olsun biri A, diğeri B ve öteki de C olsun. Şimdi A bir ekmekle doyar, B ondan biraz kalıplıdır o iki ekmekle doyar, C ise zebellah gibi bir adam :) body çalışıyor üçgen vücudu var karın kasları baklava dilimi :) bu adam da üç ekmekle doysun. Şimdi, bu adamları matematiksel olarak eşitlemeye kalkarsak üçüne de üç ekmek vermemiz gerekir. Bu durumda A bir ekmekle doyduğundan iki ekmek israf olur, B iki ekmekle doyduğundan bir ekmek israf olur. Ha diyeceksiniz ki, '' canım onlar da artanını başkasına verecek'' :) dur dur, anlatmak istediğim başka örneğe devam edelim. Eğer biz A'ya bir ekmek, B'ye iki ekmek ve C'ye üç ekmek verirsek matematik anlamında olmaz ama, ihtiyaçlarını giderme anlamında eşitlemiş oluruz. Üçünün de karnı doymuş ve bu ihtiyacı giderilmiş olur böylelikle ihtiyacını gideremeyen, yoksul kalan kimse kalmaz.Biz, ekmekle örnek verdik siz bunu başka konulara da uyarlayabilirsiniz. Bir insan neye ihtiyaç hissediyorsa o ihtiyacını giderebilmelidir. Bir insanın ilgi alanına giren bir konuda ihtiyaçları olurken o konu benim ilgi alanıma girmediğinden benim için ihtiyaç olmaz ihtiyacım olmayan şeyi de bana zorla verecek haliniz yok ya :)

Burada araya bir parantez koyalım cigeroviçler, Michael sikkofield'in son yazısını okumadıysanız okuyun komünizm hakkında kolum kadar uzun bir yazı yazmış :) Orada göreceksiniz ki, komünizmi küresel baronların desteğiyle kuruluyor. Uzaktan bakınca emperyalizme karşı olan ve emperyalizm ve kapitalizm yanında çok iyi bir sistemmiş gibi görünen bu sistem aslında kapitalizm kadar kötüdür. Her ne kadar halkın eşitliği dense ve hatta sağlansa bile, halkın malı( devlet malı, hazineleri v.b) devleti yöneten amcaların sahipliği altındadır. Peki emperyalizm ve kapitalizm neden kendisine alternatif bir sistem kuruyor olsun? Hem de uzaktan bakınca da, Kur'andaki sosyal sisteme benzer (ama aynısı değil) sistem oluşturmuşlar.

Cevap çok basit cigerto, Kur'anın sosyal mesajını, başka bir sosyal mesajla etkisizleştirmek için. Evet öyle, bir de Darwin amca sosuyla Allah'sızlık sosunu döktün mü üstüne ÖZELLİKLE MÜSLÜMANIN kafasında eşitlik ilkesinin pis Allah'sız, komünist bir söylem olduğu algısını yaratmış olursun. Bunun sonucunda birisi çıkıp ta, Kur'anda sosyal adalet var, Allah eşitlik istiyor, malından ver diyor dediği zaman, bizim düşünmeden konuşan müslüman emmiler;

_ Vaaayy Allah'sız, islamı komünist mi yapıyon?

diyecektir, diyor da. Big brothers denilen dallamalar, Kur'an kavramını (sosyal adalet) yine bozunuma uğratılmış Kur'an kavramıyla (sosyal adalet/ izm) etkisizleştirdiler. Altını çizerek hatırlatalım, sosyalizm Kur'ana uygun değildir ancak uzaktan bakınca uygunmuş gibi gözüküyor hepsi bu yoksa en güzel sistem Kur'anda var gerisi fasafiso.

Eskiler ne demiş? Bir çiçekle bahar olmaz aynı şekilde bir ayetle de analiz olmaz cigertolar.

Yüzlerinizi doğu ve batı yönüne çevirmeniz zafer ve mutluluğa ermek değildir. Zafer ve mutluluğa ermek o kişinin hakkıdır ki, Allah'a, âhıret gününe, meleklere, kitaplara, peygamberlere inanır; akrabaya, yetimlere, çaresizlere, yolda kalmışa, yoksullara, özgürlüğüne kavuşmak gayretinde olanlara malı seve seve verir, namazı kılar, zekatı öder. Böyleleri söz verdiklerinde ahitlerine vefalıdırlar; bolluk ve bereket zamanı kadar, zorluk, sıkıntı ve şiddet zamanında da sabırlıdırlar. İşte bunlardır özüyle sözü bir olanlar. Ve işte bunlardır korunan takva sahipleri.
    BAKARA 177

Hıımmm burada da malı vermekten bahsetti hem de takva sahiplerinin vasıfları arasında belirtti. Tamam malımızdan verelim verelim de neyi, ne kadar ve kime vereceğiz?

Sana, neyi infak edip vereceklerini soruyorlar. De ki: "İnfak ettiğiniz mal ve nimet; ana-baba, yakınlar, yetimler, yoksul ve çaresizlerle yolda kalan için olmalıdır. Hayır olarak yaptığınızı Allah en iyi biçimde bilmektedir."
   BAKARA 215

Sana uyuşturucuyu/şarabı ve kumarı sorarlar. De ki: "Bu ikisinde büyük bir günah vardır; insanlar için çıkarlar da vardır. Ama onların kötülüğü yararlarından çok daha büyüktür." Ve sana neyi infak edeceklerini de soruyorlar. De ki: "Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin." İşte Allah, ayetleri size böyle açıklar ki, derin derin düşünebilesiniz.
    BAKARA 219

Bakara 215'te kimlere vereceğimizi 219'ta ise malımızdan ne kadarını vereceğimizi söylüyor

Helal kazancınızın size ve bakmakla yükümlü olduklarınıza yeterli olanından artanını verin

Bize ve bakmakla yükümlü olduklarımıza YETERLİ OLANI demek kendimizin ve ailemizin (bakmakta yükümlü olduklarımız) ihtiyaçları demektir. Buna göre ayette ihtiyaçtan arta kalanını kastediyor. O zaman bu şu demek olur, eğer bir kişinin eline 4000TL geçiyor diyelim, bu kişinin ve ailesinin aylık tüm ihtiyaç giderlerini 3200TL karşılıyorsa o zaman bu kişi 800TL'yi götürüp paşa paşa bir yoksula verecek demektir :)

Şimdi cigertolar, Kur'anda sürekli tabiata dikkat çeker bunda bizim için ibretler/işaretler olduğunu bunların Allah'ın ayetleri olduğunu söyler. İyi de bu neyin işareti? Allah'ın varlığına işretler mi? Kur'anda Allah vardır-yoktur muhabbeti yoktur cigerto Allah'tan başka ilah yoktur muhabbeti vardır şu meşhur kalu bela ayetinden biliyoruz ki, herkes Allah'ın varlığını ikna olmuş şekilde biliyor ama bazıları imanının üzerini örter. Kur'ana muhatap olan kişiler zaten Allah'ın varlığını bildiğine göre dikkat çekilen tabiattaki, işaretler/ibretler ne ola ki? Ama şunu da söyleyelim ki, o tabiatta Allah'ın varlığının da delilleri vardır hatta o tabiat olduğu gibi delildir ki, zaten insanoğlu o deliller neticesinde zürriyeti belinden alındığında (ergenlik çağında) ''Evet seb bizim Rabbimizsin'' diyor.

Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
   A'RÂF 172

Bütün yapmış olduğum analizlerde ben şu sonuca ulaştım cigerto, Allah'ın tabiata sürekli vurgu yapması tabiattaki kanunları (FITRAT) gözümüzün önüne sermesi ve bize de yüzümüzü fıtrata dönmemizi söylemesi, insanı BUNA GÖRE YARATTIĞINI belirtip şaşmaz dinin bu din olduğunu söylemesi (bak. rum 30) Bizden istenenin tabiat kanunlarına/ FITRAT uygun yaşamamız gerektiğini söylüyor olabilir. Mesela belgesellerden hatırlayın arslan acıkır, geyiği kovalar ve yakalar yer. Şimdi siz iki tane geyik avlayıp birini yeyip diğerini saklayan arslan gördünüzmü hiç? Şöyle bir senaryo üzerinde duralım, A ve B şeklinde iki tane geyik tanımlayalım, arslan iki avlanma arasında iki gün yatıyor olsun yani pazartesi avlanan arslan, bundan sonra bir de perşembe günü avlanıyor olsun. Peki soru şu, arslan, pazartesi iki tane geyik avlasa birini yese, diğerini de perşembe günü yese aynı şey değil mi? Ne farkeder? Hem perşembe günü koşmamış olur :) Evet arslan için aynı şeydir ama geyik için değil. Pazartesi, A geyiğini yedi diyelim, B geyiği ona perşembe günü rızık olacak dolayısıyle B'nin iki gün daha yaşama hakkı var eğer onu pazartesi öldürüse o zaman onun iki günlük yaşam hakkı gaspedilmiş olur. O geyik salı ve çarşamba günü hoplayıp zıplayacak otlanacak, bu Allah'ın ona verdiği bir haktır. Ki zaten arslan da böyle bir ibnelik yapmaz zira tabiatta Allah'ın kanunları tıkır tıkır işler bu kanunları bozan sadece insandır. Günümüzde kapitalist şerefsizler, daha çok et satmak, daha çok para kazanmak için hayvancılık sektörünü ele geçirirler sonra hayvanları, çok rezil ve sağlıksız bir alana kapatırlar, hormonlu gıdalarla beslerler ve makinelerle keser keser piyasaya sürerler. İnsanları da tüketmeye zorlarlar/özendirirler tüketim arttıkça kesim de artar. Ama o hayvanların yaşam hakkı gasp edilmiştir zira onların kırlarda hoplama, otlanma hakları vardır buna izin vermezler hatta o hayvanlara Allah'ın rızk kaynaklarıyla beslenme hakkı da vermezler kendi ürettikleri hormonlu gıdalarda kapalı ortamlarda beslerler tabi ona beslemek derseniz. Bu durumda adalet çiğnenmiş oluyor. Bu mevzuya daha sonra tekrar geleceğiz. Ama şunu söyleyelim, tabiattaki canlılar ihtiyacı kadarını yiyor ve biriktirmiyor. Allah rızık gönderiyor dolayısıyle o canlılar yoksulluk korkusu taşımıyor zira Allah'a güveniyor.

Durun şöyle yapalım, zaman makinemize binip :) Ademin zamanına bir gidelim bakalım neler olmuş tekrar hatırlayalım;

Ama önce şu ayeti aklınızda tutun cigeroviçler;

Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
  AHZAB 72

Bir sonraki ayet de ilgi çekicidir;

Bunun böyle olması, Allah'ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
   AHZAB 73

Emanet mi? Emanet de ne ola? Bu ayete tekrar geleceğiz şimdi Ademe bir bakalım,

Ve Âdem'e şöyle buyurmuştuk: "Ey Âdem, sen ve eşin cennete yerleşin ve ondan dilediğiniz yerde, bol bol yiyin. Ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zulme sapanlardan olursunuz."
   BAKARA 35

Derken, şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: "Ey Âdem! Sana, sonsuzluk ağacıyla eskimez, çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?"
   TAHA 120

Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etmiş, azmış, ziyana uğramıştı.
   TAHA 121


Bakın Allah, Adem'e istediğiniz yerden bol bol yeyin ama şu ağaca yaklaşmayın diyor. Şimdi bir matematik hesabı yapalım;

Diyelim ki, cennette (bahçe) 100 adet ağaç olsun, bir ağacı yasakladığına göre;

100-1=99 ağaçtan yemek içmek izin verilmiş bir ağaç yasaklanmış. Peki, nedir bu bir ağacın sırrı?

Ademe izin verilen ağaç, 100-1=99  bu %99 eder. Bahçede 100 ağaç vardır (tabi bu sayı bizim hesap yapabilmemiz için farazidir) Ağaçları mal olarak düşünürsek, malın %99'u ademe verilmiş oluyor. 100 adet ağaç malın tamamıdır ama Adem'e malın tamamı verilmemiştir %1'lik kısmı yasaklanmıştır.

Ayrıca o 1 ağaç, malın son sınırıdır, zira 101.ağaç yok. Adem o ağaçtan yediği zaman veya şöyle diyelim, Adem o ağaca sahiplendiği zaman, malın son sınırına el atmış oluyor.

Malı son sınırına kadar toplamak/biriktirmek, başka deyişle kenz etmek.

Ayette ağaç şecere kelimesiyle ifade edilmiş, İhsan hoca da şöyle bir tanım getirmiş;

''Şecere'' toplama, ''huld'' da bir şeyi son sınırına kadar götürmek demektir.
Ağaç, yaprakları, dalları ve meyveleri kendinde topladığı  için Arap ona ''şecere'' demiş.
Soy şeceresi [soy ağacı] da tüm geçmiş soyumuzu topladığı için ''soy ağacı'' olmuş.

Bu durumda ''Ağaca yaklaşmayın'' toplamaya, biriktirmeye yaklaşmayın, ALLAH’a güvenin, O’ndan ümidinizi kesmeyin, O’ndan uzaklaşmayın yani İblis ve Şeytan olmayın demektir. Demek ki yasak ağaç mülk - mülkiyet olmaktadır.

''Şeytanın soldan, sağdan, arkadan, önden yaklaşması'' bu durumda içimizdeki servet, siyaset, şöhret ve şehvet tutkularının bizi hırsa ve hasede sürüklemesi demektir.  Biz Ademler hep buralardan kaybederiz.

Yazının tamamı için;

https://tr-tr.facebook.com/notes/kuran-ara%C5%9Ft%C4%B1rmalar%C4%B1-platformu/kurana-bir-de-bu-g%C3%B6zle-bak%C4%B1n/314709211900406

İhsan hocanın şu makalesini de okuyabilirsiniz;

http://www.ihsaneliacik.com/2011/03/zamanin-sozu.html

Benzer konuda daha detaylı videoları da var arayıp bulabilirsiniz. Hoca burada kelimenin sözlük anlamından yola çıkarak bunu söylemiş ama biz de matematik hesabıyla :) olayı anladık buna göre de, malın son sınırı olan %1'lik kısmına yani o bir ağaca adem el atmış oldu. Malın son sınırına el atmış oldu. Malı son sınırına kadar biriktirmek, biriktirmeye çalışmak insanlarda bir tutku haline gelebiliyor. Buna göre de, malı çoğaltmaya çalışıyor ulaşabildiği en son sınırına kadar. Hatta bu konuda birbiriyle de yarışıyor. İşte bu yüzden Tekasür suresi diye bir sure vardır Kur'anda. Tekasür, çoğalma yarışı demektir. Aha sureye bir bakalım;

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla…

1. Aldatıp oyaladı o çokluk yarışı sizleri,

2. Öyle ki ziyaret edip saydınız kabirleri.

3. Ama iş öyle değil; yakında bileceksiniz.

4. Hayır, hayır! İş öyle değil. Yakında bileceksiniz.

5. İş sizin bildiğiniz gibi değil! Ne olurdu şaşmaz ve aldatmaz bir bilgiyle bilseydiniz.

6. Yemin olsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz.

7. Yine yemin olsun, onu gözünüzle apaçık göreceksiniz.

8. Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz.

Görülüyor ki, insan çoğalma yarışına giriyor hatta işin bokunu çıkarıp, ölüleri bile sayıyor. Bu günümüzde de var, en çok puanı kim toplayacak, en çok oyu hangi parti alacak v.b Aslında yarışma ve bilgi,yetenek ölçümlerinde bu iş normalmiş gibi görülse de, insanların elde ettiği o en çok.....  şeylerle hem övünmesi hem de onu elde etmek için uygun olan OLMAYAN her yola baş vurması akla uygun bir durum değildir. Surenin son ayetini sakın gözünüzden kaçırmayın;

8. Sonra o gün, nimetten kesinlikle sorguya çekileceksiniz.

Nimetten KESİNLİKLE SORGUYA ÇEKİLECEĞİZ. İşte bu nimetler Allah'ın malıdır bunu aklınızda tutun cigertolar.

Mal demişken;

Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmektedir.
   RUM 26

O Allah'a ki yalnız O'nundur göklerdekiler ve yerdekiler. Hüsran haberi şiddetli bir azaptan, o küfre batmışlara...
   İBRAHİM 2

Göklerin ve yerin mülkü/yönetimi Allah'ındır. Dönüş Allah'adır.
   NUR 42

Şöyle de: "Hamt, o Allah'a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; âcizlik yüzünden dost edinmemiştir." Ve tekbir edip yücelt O'nu!
   İSRA 111


Evet yerde gökte ne varsa hepsi onundur. Hepsi onundur demek, ONUN MALIDIR demektir hacı. Daha bir çok ayette, yerde, gökte ve ikisi arasında ne varsa hepsinin Allah'a ait olduğu tekrar tekrar vurgulanır. Bu durumda aklımıza iki soru geliyor;

1-Bunu niye tekrar tekrar söylüyor?

2-Allah'ın malı, elimizde ne geziyor?

Malınıza birilerinin bilerek veya bilmeyerek el koyabileceği bir ortamda malın size ait olduğunu vurgularsınız değil mi?

-Şu bilgisayar benim haberiniz olsun, evden getirdim onu

gibi. İlle kasıtlı bir kötülük olması şart değil, bulunulan ortamda görevlendirilenler, malzemeyi toplarken yanlışlıkla senin malzemeni de toplama ihtimalini sezersen tekrar dersin ''şu bilgisayar benim''

Demek ki, Allah'ın malına birilerinin sahiplenmeye kalkması durumu var ki, Allah ısrarla bunu bildiriyor ki, birileri haddini bilsin. Hadi yukarıda sorduğumuz iki soruya bir üçüncü soruyu da ekleyelim,

-Madem her şey Allah'ın malıysa neden bize infak etmemizi veya mal ile cihad etmemizi söylerken MALLARINIZDAN verin diyor?

Burada bizim mala sahipliğimiz temsilidir. Mesela bir devlet dairesinde çalışan bir amcayı düşünün, işe başlar başlamaz ona bir bilgisayar verirler mesela laptop. O amca Hüsamettin amca olsun :) O laptop için;

-Bu Hüsamettin amcanın laptopudur

deriz ancak o laptop gerçekte, hüsamettin amcanın değil devletin malıdır. Görev süresi boyunca, temsilen sahiptır ona. İşten ayrıldığında ya da emekliye ayrıldığında o laptopu geri verecektir hatta, teslim ederken o laptopun hesabını da verecektir. Eğer bir zarar gelmişse onu ödeyecektir. Hani Allah tekasür süresinde ''nimetten hesaba çekileceksiniz'' diyor ya, onun gibi bir şey. Ayrıca şunu da aklınızda tutun, o bilgisayarın sahibi devlet veya şirket olduğundan ve emaneten Hüsamettin amcaya verildiğinden dolayı, Hüsamettin amca o bilgisayarı devletin/şirketin istediği şekilde KULLANMAK zorundadır. Yönetim hakkı şirketindir yani Hüsamettin amca, o bilgisayarı şirketin verdiği göreve uygun kullanmak zorundadır onunla kafasına göre iş yapamaz eğer özel işler için izin verilmemişse. Başka deyişle mülkün ( örneğimizde bilgisayarın) yönetimi Hüsamettin amcaya değil gerçek sahibine aittir.

Şimdi cigertolar, mal,mülk Allah'ındır ama Allah'ın buna ihtiyacı yoktur, ama bizim ihtiyacımız var bu sebeple Allah bize malından ikramda bulunur. Bununla birlikte malında kimseyi kendisine ortak etmez. Hatta malının yönetiminde de kimseyi ortak etmez;

Şöyle de: "Hamt, o Allah'a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; âcizlik yüzünden dost edinmemiştir." Ve tekbir edip yücelt O'nu!
   İSRA 111

Tamam Allah'In ikramını anladık,aslında bu ikram sadece insana değil tüm canlılara yapılıyor mesela hayvanlar da, bitkiler de Allah tarafından rızıklandırılıyorlar. Onların ihtiyaçlarını gideriyor Allah. Öte yandan, insan hariç hiçbir canlı Allah'ın malı üzerinde insan kadar haşır neşir değildir böyle kabiliyetleri yoktur/ verilmemiştir. O zaman o soruyu tekrar soralım;

-Allah'ın malı bizim elimizde ne geziyor? İhtiyacımız olanını hayvanlarda olduğu gibi bize verseydi de, diğer kısmına el uzatamasaydık olmaz mıydı?

Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
  AHZAB 72

Şimdi bu ayeti geleneksel örümcek bağlamış kafayla okursanız, emanetin Allah'a ibadet etme ona inanma olduğunu düşünürsünüz oysaki şu ayetlere bakacak olursak;

Yedi gök, yerküre ve bunların içindekiler O'nu tespih ederler. Hiçbir şey yoktur ki, O'nu överek tespih etmesin; fakat siz onların tespihlerini fark edemezsiniz. O Halîm'dir, Gafûr'dur.
   İSRA 44

Göklerde ve yerdeki her şey Allah'ı tespih etmektedir. Azîz'dir O, Hakîm'dir.
   HADİD 1

Bir de bunun kuşlarla ilgili olanı vardı ama o ayeti bulamadım sonuç olarak, Allah'ın yarattığı her şey onu tesbih ediyorken dolayısıle Allah'ın varlığından haberi varken, neden bu eylemi emanet olarak almaktan kaçınsın? Yapılabilen bir şeyi yapmaktan kim kaçınır ki?

Bu emanet Allah'ın mülküdür. Peki Allah'ın mülkünü nasıl elimizde tutabiliyoruz ki hem de özgürce?

Bilim sayesinde. Hani Allah, Ademe isimleri öğretmişti, Allah Ademe ilim öğretiyor. Ve iblis'in dediğine bakacak olursak Allah'ın yarattığını değiştirebiliyoruz;

"Yemin olsun, onları saptıracağım, onları kuruntulara/hurafelere/anlamını bilmeden okumaya mutlaka iteceğim. Onlara mutlaka emir vereceğim de davarların kulaklarını yaracaklar; onlara muhakkak emredeceğim de Allah'ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler." Kim Allah'ı bırakıp da şeytanı yandaş edinirse açık bir hüsrana kesinlikle yuvarlanmış olacaktır.
   NİSA 119

Bunu nasıl yapabiliyoruz? BİLİMLE başka deyişle, Allah'ın kanunlarını işleterek. Peki bu niye böyle? Neden Allah malını insana emanet etmiş olabilir?

Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
  AHZAB 72

Bunun böyle olması, Allah'ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
   AHZAB 73

Yaşar Hoca bu mealde ''ikiyüzlü'' diye çevirmiş orijinalde ''MÜNAFIK'' kelimesi var ha gerçi münafık aynı zamanda ikiyüzlü demek orası ayrı ama vurgu arada kaynamasın diye belirtmek istedim. Yaşar hocanın bir videsunda dinledim şöyle bir şey diyordu;

İNFAK, NİFAK, MÜNAFIK aynı kökten gelir, münafık, infak etmeyendir. Neyse dur, konuyu dağıttık lan. İnfak meselesine daha var biz şu emanet meselesine geri dönelim. İşte tam burada İhsan Eliaçık hocanın şu ilgili makalesini mutlaka okuyunuz;

http://www.yuzdeyuzhaber.com/guncel/daglari-bile-titreten-o-emanet-ne-h11189.html

İlgili ayete geri dönelim,

Biz emâneti göklere, yere, dağlara teklif ettik de onlar onu yüklenmekten kaçındılar, ondan ürktüler. İnsan ise çok zalim ve çok cahil olduğu halde onu yüklendi.
  AHZAB 72

Peki bu niye böyle?

Bunun böyle olması, Allah'ın; ikiyüzlü erkeklerle ikiyüzlü kadınlara, şirke sapmış erkeklerle şirke sapmış kadınlara azap etmesi, mümin erkeklerle mümin kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr'dur, Rahîm'dir.
   AHZAB 73

Münafık erkek ve kadınlarla, şirke saplanmış erkek ve kadınlara ceza vermek, mümin erkek ve kadınların tevbelerini kabul etmek içinmiş. Ki zaten Adem ve eşinin tevbesini kabul etmişti değil mi? Sonradan gelen Ademlerin mümin olanlarının tevbelerini kabul edecek. O zaman imtihanın ana konusu, bu emanetle ilgili olmalı öyle değil mi?

Mülk'ün Allah'ın olduğunu söylemiştik. Daha doğrusu bunu Allah söylüyor Kur'anda hem de defalarca. Mülk ve yönetim Allah'a aittir dendiğinde anlamalıyız ki, mülkün mutlak sahibi Allah'tır ve onun istediği şekilde yönetilmelidir. Mülkü, Allah'ın istediği şekilde değil de, kendi hevesimize göre yönetirsek, o zaman yönetimde Allah'a ortak koşmuş oluruz. Tabi burada sadece malın yönetimi değil, genel anlamda bir yönetimi de düşünebiliriz.

Şimdi mülk konusuyla şirk konusunun ne alakası var? Mülk konusunu anlar gibi olduk ama daha tam olarak resmi oturtamadık neler oluyor? Konuyu kısaltmaktan vaz geçtim :) haftaya.

Bu gün cigertolar, bazı yerlerde konuyu dağıtsak da, genel anlamda bir şeyleri ortaya koyduk. Haftaya Allah kısmet ederse dağıttığımızı toparlayarak :) konuyu biraz daha açalım. Ve netlik kazandıralım, bu gün konuyu uzatırsak, dikkatlerinizi dağıtmış oluruz, sindire sindire gidelim :)

Haftaya görüşürük :)

Sevgiler.