9 Temmuz 2014 Çarşamba

CEMİL USTA'NIN MAKİNESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ :)

Selam cigeroviçler,

Ben Yapı meslek lisesinin inşat bölümünden mezunum. Atelye derslerimizin olduğu günde sınıf ikiye ayrıldı birinci dönem bir grup kagir atelyesinde ders görürken, diğer grup ahşap atelyesinde ders gördü. İkinci dönem ise gruplar yer değiştirdi. Kagir bölümünde, duvar, betonarme v.b konular işlenirken, benim okuduğum dönemde inşaatlarda betonarme kalıpları ekseriyetle ahşap olduğundan (metal kalıplar yeni yeni kullanılıyordu o dönemlerde), ahşap atelyesinin konusu, betonarme kalıpları,iskeleler, çatı iskeletleri v.b idi. Günümüzde metal kalıplar ve metal iskeleler çoğunlukla kullanıldığından, atelye eğitiminde şimdi hangi konular işleniyor bilemiyorum. Ama size anlatacağım konu bu değil. O dönemde yaşadığım ilginç bir anımı paylaşmak istiyorum.

İlk dönem kagir bölümündeydim. İkinci dönem oldu ve ahşap atelyesine geçtik. Daha ilk günümüzdü ahşap atelyesinde,oraya gittik etraf çeşitli markalardan makinelerle doluydu. Şerit testereler, planyalar,kollu matkaplar.... bir de büyük bir pres makinesi vardı. O pres makinesinin önünde, sığırcık kuşları gibi yan yana dizilip içtimaya geçtik, hocamızın gelmesini bekliyoruz. Aşağıda resmini verdiğim makineydi o pres makinesi.



                                                           CEMILUSTA :)


İçtimada beklerken, makinenin üzerindeki yazı sürekli gözümüze takılıyordu. Bir arkadaş yüksek sesle,

-Kemil asti

dedi. Hepimizin ilgisi daha da arttı o gözümüze takılan yazıya.Düşünmeye başladık;

-Hımmm ''I'' harfinde nokta yok, ingilizcede büyük harflerde noktalama olmaz o halde bu ingilizce bir isim olmalı.

Bir diğeri;

-Ama ingilizcede ''a''lar ''e'' diye okunur o halde bu kemıl aste olmalı.

Öteki;

-İyi de ''I'' harfi ''ay'' diye okunur kemayl aste olmasın sakın?

-Yok yok, e'ler i okunur, kimayl aste olabilir ya da cimayl aste mi? :)

Hiçbirimiz bir anlam veremiyorduk, yoksa bu ingilizce değil de, başka bir dilmiydi? Mesela italyanca veya portekizce? Zaten makineler hep gavur malıydı :)

O ses, evet o ses..... bir arkadaşımızın şu okuyuşu, aklımızı başına getirmeye yetiverdi;

-Cemil usta

Tabi ya nasıl göremedik? Ağızlardan hep şuna benzer cümleler dökülmeye başladı;

-Hadi be, nasıl göremedik? Sabahtan beri takla attırıyoruz kelimeye.

Evet cigertolar, nasıl oldu da biz o yazıyı, gözümüzün önündeki yazıyı doğru okuyamadık? 

Bizi, yanlış okumaya iten, ilk okuyuşu yapan arkadaşımızın ''kemıl asti'' demesiydi. Böylelikle algımızı bu tarafa çekmiş oldu. Zaten içimizde hazır bulunan yanlış bilgiler (sanayide türk malının pek olmayacağı düşüncesi v.b) bu yanlış algıya dayanak noktası oluşturmuştu. ''I'' harfinin noktasının olmayışı da (gerçi orada dünya sembolü nokta yerine konmuş ama....) bizi yanıltan konular arasındaydı.

.....


Yıllar önce televizyonda, gözümüzün çalışması üzerine bir belgesel izlemiştim. Orada bir gruba video seyrettiriyorlar. Videoda, mavili ve kırmızılı iki takım var ve diyorlar ki, bu videoda mavililer ve kırmızılılar birbirlerine topu pas verecekler siz de kaç kere pas verdiklerini sayacaksınız. Neyse video oynuyor ama o da ne? Basketbolcuların arasından goril kıyafeti giymiş bir adam geziniyor el sallıyor...

Her neyse, deneyi yürüten amca videonun sonunda, izleyici gruba soruyor;

-Kaçar tane pas verdiler?

Kimi on tane diyor kimi yirmi tane.....  O amca tekrar soruyor, Pekiii, bu videoda garip bir şey göreniniz oldu mu?

Sadece bir kişi parmak kaldırdı. Diğerleri görmemişti sadece bir kişi görmüştü. Tıpkı bizim cemil ustayı gören bir kişi gibi. Burada dikkate değer konu, deneyin başındaki amcanın ilk başta ''kaçar tane pas verecekler'' sorusuyla o insanların algılarını bu pas verme olayına yöneltmiş olmasıydı. İnsanlar ilgilendikleri şeyleri görüyorlar böylelikle onların ilgilerini bir yöne yönlendirdiğinizde, diğer detayları görmesi zorlaşıyor veya duruma göre imkansızlaşıyor.

.......


Tabi sadece yönlendirme değil konumuz. Yine aynı belgeselde bir abla denek oluyor ve kafasına bir kask gibi bir şey takıyorlar üzerinde de kamera tertibatı var. Bu kameranın özelliği, ablanın göz hareketlerini izliyor ve nereye bakıyorsa orayı çekiyor. Ve deney başlıyor :) Ablayı bir bara alıyorlar orayı geziyor. Bardan çıktığında soruyorlar; Ne gördün? Abla cevaplıyor;

-İnsanlar var, eğleniyorlar, kadeh tokuşturuyorlar....

Evet mutlaka öyledir de, acaba abla bunları mı gördü? Hemen ablanın kafasındaki kameranın çektiği görüntüleri yani ablanın baktığı yerlerin/şeylerin görüntülerini izliyorlar. Tabi bu vesileyle biz de izliyoruz :) Uzatmayalım, abla ekseriyetle erkeklerin popolarına bakmış :) Ama bunda bilinçli değil. Ve utanarak;

-Şu an çok utanıyorum, bu nasıl olur?

diyordu.

Burdan şunu anlıyoruz, algımızı sadece dışarıdan yönlendirmeler değil, içimizdeki kemikleşmiş bilgiler, saplantılar, duygularımız ve heveslerimiz de etkiliyor.

İşte cigertolar, Kur'an-ı Kerim'in başına gelenler de böyle bir şeydir. Kur'anda bir değişiklik yok. Korunmuş bir şekilde öylece duruyor. Tıpkı Cemil usta yazısı gibi. Onu yanlış okuyan bizleriz, okutan ise, bizi yönlendirenlerdir.Uydurdukları hurafelerle, masallarla bizleri yanlış okuyuşlara itiyorlar. Bazen de algımızı yönetmek isteyenler, ilgili yazıyı görmemizi istemeyebilirler zira grubun içerisinden mutlaka bir kişi, gerçeği görebiliyor. O bir kişi, diğerlerini uyarmasın kendi de göremesin diye, ya yazıyı değiştirirler, ya yazıyı sökerler ya da okunmasını yasaklarlar. E Kur'andaki yazıları değiştirmeyeceklerine göre... Örnek olarak şu ayete bir bakalım;

Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
  A'RÂF 172

Bak orda ne diyor?

Allah, ademoğullarına, zürriyetlerini bellerinden alıp..... yani ergenlik çağını kastediyor. Zürriyetlerin alınması cinsel ilişki ile olan bir şeydir. Bazıları özellikle de ateistler şöyle sorar;

-Ne saçma, sperm ve yumurtalar belde mi oluşur?

Halbuki belbir ifadedir mesela ne derler? Eline,diline, BELİNE sahip ol. Burada bel ne alaka? Cinsel ilişki eylemi bel hareketiyle olur bel kelimesiyle cinselliği ifade ederiz. Peki ilk ne zaman oluyor bu? Ergenlik çağında. Öz benliklerine şahit tutarak yani, kendi iç dünyalarında, ikna ederek. Hani bir şeyi kendi içimizden düşünür ve haaaaaa oluruz ya onu diyor işte. Yani ergenlik çağına geldiğimizde artık düşünce bakımından belli bir olgunluğa ereriz ve çocukluktan beri, Allah kimdir? Nasıldır? Neye benzer? türünden sorduğumuz ve cevap aradığımız ve kendi iç dünyamızda düşündüğümüz soruların cevabına, yine iç dünyamızda ulaşarak kalben ikna oluruz. Aklımıza ve kalbimize ilham edilen her detay/ bilgi, Allah'ın ''Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?'' sorusu gibidir. Bizimde kendi öz benliğimizde / içdünyamızda, kalben ikna oluşumuz ''evet sen bizim Rabbimizsin'' cevabı gibidir. Yani bir insanın ağızıyla ''Ben Allah'a inanıyorum'' demesine gerek yoktur. Eğer o kişi kalben ikna olmuşsa, artık o iman etmiş demektir.

Allah bu soru mevzusunu şu cümlelerle anlatıyor;

8. e lestu : ben değil miyim?
9. bi rabbi-kum : sizin Rabbiniz
10. kâlû : dediler
11. belâ : evet (negatif soruya pozitif cevap verilirken kullanılır)
12. şehid-nâ : biz şahit olduk

Bakın, yukarıda verdiğim ilgili ayete ilişkin sözlükte tanıdık bir kelime var;

Kâlû bela  : Evet dediler

Belâ : evet kelimesi sözlükte yazıldığı üzere NEGATİF soruya POZİTİF cevap verirken kullanılıyor.

Ben sizin Rabbiniz miyim? sorusu pozitif bir sorudur ama ayette negatif soru kalıbı kullanılıyor;

Ben sizin Rabbiniz DEĞİL MİYİM?

Eğer pozitif soru kalıbı sorsaydı yani ''ben sizin Rabbiniz miyim?'' deseydi (her ne kadar arapça bilmesem de) muhtemelen farklı bir kelime kullanılacaktı. Sonuç olarak Kâlû belâ evet dediler demektir.

Ama birileri, önce şunu diyor;

-Sakın Kur'anı okuma yanlış anlar kafir olursun. Eğer arapça anlamadan okursan sevap alırsın. Bir de tevcitli okursan tadından yenmez sevabın :)

Sonra o birileri, ''evet dediler'' ifadesinin arapçasına başka anlam vererek insanlara şunu anlatıyorlar;

-Efendim, Allah ruhları yarattığında kalu bela denilen!??! bir yerde toplamış ve sormuş ben Rabbinizmiyim? Diye ve bizden söz almış.....

Evet cigertolar, bir uydurulan masala bak, bir de A'râf 172 de anlatılana bak. Hani lan nerede kalu bela denilen yer? Hangi biriniz hatırlıyor böyle bir yeri ve o yerde verilen sözü? İnsan hatırlamadığı şeyden mesul olur mu? Üstelik kalu bela diye de bir yer yok. Bu sadece arapça dilbilgisi kuralının bir kullanılışıdır.

Esas bu masalları uyduranlar kafirdir. Evet yanlış duymadınız, bunlar kafirdir zira Allah'ın ayetlerinin üzerini hem okutmayarak hem de masallarla örtüyorlar. Kafir, bir şeyin üstünü örten demektir.

E bunlar da örtüyor zaten. Hem de bazı durumlarda, hem Allah'a hem de onun elçisine iftiralar atmaktan da hiç utanmıyorlar sırf kendi kafirliklerini gizlemek için.

Şimdi soruyorum size, algısı kalu bela diye adlandırılan ama gerçekte hiç olmayan bir yere yönlendirilmiş insanlar, ilgili ayetin anlamı bariz ortada olmasına RAĞMEN mevzuyu uydurulan masala göre anlar mı, anlamaz mı?

Bu arada Cemil ustaya selam :) Cemil usta kimdir? Tanımıyorum ama ürettiği bir makine, hafızamda ilginç bir anı olarak kaldı ve bu günde konum için, enteresan bir örneğe malzeme oldu.

Durun bakalım, lafı nereye getireceğim? 

Otuzlu yaşlarımda, Kur'anı ilk okumaya başladığımda, garip şeyler sezinlemeye başladım. Bu kitap farklı bir kitaptı, bu kitap bir ezber bozandı. Muhteşemdi ve bunu defalarca okumalıydım. İlk başlarda, algımızı yönlendiren geleneksel din bilgilerinin penceresinden okudukça,ister istemez ''Allah Allah, burda bir gariplik var'' demekten kendimi alamıyordum.

Mesela bir din düşünün ki, ''senin dinin sana, benim dinim banadır'' diyor. Tebliğ yapıyor inananı yanına alıyor ama inkar edene karışmıyor. İyi de nasıl oluyor da inanmayanlar, inananlara karşı vahşi olup, büyük bir kinle saldırıyor? Tamam şu inansın, sen de inanma sana zorla baskı yapan yok. Zaten islam barış demek, adamlar senle barış içinde yaşamak istiyor. Nedir bu kavga gürültü? İnandın inanmadın meselesi olmaması lazım. Asıl sorun ne, Kabe mi? Yani Kabe sizn olacak, bizim olacak meselesi mi? Yok canım, buna ilişkin bir vurgu yok ki, kitapta. Sanki müslümanlar müşriklerin canlarını durduk yere almaya kalkışmış gibi büyük öfke neden? Madem inanmama hürriyeti var, o halde müslümanlar müşriklerden ne istediler de, bu kadar öfkeyle karşılık buldular?

Şimdi cigertolar, geleneksel din algısıyla Kur'anı ya anlamıyoruz ya da yanlış anlıyoruz. Aslında her ne kadar meallerde kıvırsalar da,Allah'ın ana konusunun üstünü örtememişler her şey apaçık ortada. Sokak türkçesiyle söylemek gerekirse,

Tüm gerçekler kabak gibi meydanda..

Ama o yanlış algılar, bize dayatılan masallar,hurafeler görmemizi engelliyor. Tıpkı gözümüzün önünde kabak gibi duran Cemil usta yazısı gibi :) Tabi şu da var, Kur'anı bir seferde anlayamayız. O yüzden defalarca okumamız gerekiyor. Bu arada ilim nasipledir Kur'anda dediği gibi;

Rabbim, ilmimi artır deyip okumaya devam etmeliyiz.

O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!"
  TÂHÂ 114

İyi de ayette peygambere diyor ve vahyin indirilmesi zaten tamamlanmış, daha neyi tamamlanacak? Üstelik de peygamber hayatta değilken?

Evet, vahyin indirilmesi tamamlanmıştır ve orda kitabın içinde duruyor ancak, o vahiy daha bizim kalbimize inmedi. Vahiy Lehvi mahfuzdan yere indi ama daha kalbimize inmedi.

E nasıl inecek?

Okuyarak tabiki cigerto.

Bu sebeple Tâhâ suresinin 114. ayeti bizi de ilgilendiriyor. Zaten bizler de Kur'anı anlamaya çalışarak bunu yapmaya çalışıyoruz. Kendi adıma söylemek gerekirse, 30 yaşımdan beri, her ne kadar ara ara kaytarsam da :) Kur'anı anlamaya çalışıyorum tam 11 senedir. Her seferinde yeni bir şeyler öğreniyor ve sizinle paylaşıyorum. Şu an geldiğim noktada gözden ka(çırıl)an bilgileri görmeye başladığımı düşünüyorum. Bu sebeple şimdi de bu gözden ka(çırıl)an noktaları masaya yatıracağız Allah kısmet ederse.

Peki, birileri acaba neyi gizlemişler bu dinde? Neleri yanlış biliyoruz? Din konusundaki bilgilerimizin içerisinde gerçekten yanlış bilgiler var mı ve bu yanlış bilgiler nelerdir? Yoksa yanlış yönlendirmeler mi deseydik?

İşte tüm bu soruların ve daha başka bir çok sorunun cevabını Allah'ın izniyle masaya yatırıyoruz. 

Bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Sevgiler.


1 Temmuz 2014 Salı

ADEM'İN İKİ OĞLU VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Selam cigeroviçler,

Başlamadan önce ramazan ayınız hayırlı olsun. Bu ay Kur'an ayıdır. O zaman bu ayda Kur'anı okuyun. Ama Allah'ın dediği gibi dura dura düşüne düşüne okuyun yani anlayarak okuyun.



Bu gün Mâide suresinin 27.ayetinden itibaren bahsi geçen Adem'in iki oğlu hikayesini anlamaya çalışacağız. Önce ayetlere bir bakalım;



Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani, ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. "Seni mutlaka öldüreceğim." dedi. Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.



Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."



"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası!"



Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğramışlardan oldu.



Derken, Allah, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: "Vay be! Şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım." Bu arada, pişmanlık duyanlardan olmuştu.



İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.

MÂİDE 27-32



Evet, kim bu Adem'in iki oğlu? Birileri hala yahudi kaynaklarından, Tevrattan alıntıları bu dine sokuşturmaktan asla sıkılmıyorlar. Adem'in iki oğluna Habil ve Kabil ismini takarak insanların beyinlerini dumura uğratıyorlar. Ne yani Allah bilmiyormuydu onların isimlerini vermeyi? Kur'anda bazı kişilerin isimleri özellikle verilmez, mesela Fravun. Kim bu Fravun? İkinci Ramses mi? Dördüncü Hüsamettin mi, kim? Fravun, tıpkı padişah, kral v.b gibi bir ünvan adıdır. E niye ismi cismi yok Kur'anda? Çunkü onun ismi verilseydi, yaptıkları onunla özdeş olur ve hikayede anlatılmak istenen mevzu sadece onu kastediyor havasına bürünürdü. Gerçi akıllı adam ismi verilen kişilerden de kendine bir pay çıkarabilir ama herkes öyle değil. Öte yandan asıl amaç, bu eylemleri yapanlar her çağda geleceğinden bize, ismi verilmeyen bir kişi üzerinden bütün zamanlarda aynı eylemi yapacak kişiler bildiriliyor. Yani her çağda bir fravun gelebilir ve bütün bu Fravunların özellikleri aynıdır. İsimlerden ziyade bu özellikler/ ameller anlatılıyor.



Gelelim Adem'in iki oğluna. Fi tarihindeki iki adamın kestiği kurbandan bize ne? Diyebilirmiyiz? Diyemeyiz. Aslında bizle bağlantısı olmasa derdik. İsim verilmeden anlatıldığına göre bu olay sürekli yaşanacak ki, kendimize bir pay çıkaralım diye verilmiştir bu olay. Bizi de ilgilendiriyor ki, Kur'anda mevzu edilmiştir yoksa uykudan önce programına masal olsun diye konulmamış kitaba. Gerçi düşünen adam, isim verilse bile, Allah'ın uygulamasını anlamaya çalışıp yine pay çıkarır kendisine ya neyse orası ayrı mevzu.



Şimdi olayı anlamaya çalışalım bu iki adam kurban sunuyor, birininki kabul ediliyor, diğerininki kabul edilmiyor. Peki kim bu Adem'in iki oğlu? 


Biziz.



Sen, ben, biz, siz, onlar. Adem ile ilgili her konu aynı zamanda bizi de anlatıyor zira bizler de birer Adem'iz, Adem'in çocuklarıyız. O zaman bu cümleye bakarak şunu düşünmek mümkündür,



Bizler de kurban sunuyoruz Allah'a ve bir kısmımızınki kabul oluyor oluyor, bir kısmımızınki kabul olmuyor. Peki kimlerin kurbanı kabul olmuyor olabilir cigerto? Bu sorunun cevabını Allah, Adem'in diğer oğlunun ağızından bize veriyor;



.....Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.



Buna bakarak, takva sahibi olmayanlardan kabul edilmeyeceğini düşünebiliriz. Bunu anlamaya çalışalım.



Biz her ümmet için bir kurbanlık hayvan kesme zamanı/kurbanlık hayvan kesme yeri/kurbanlık hayvan kesme tarzı belirledik ki, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üstüne Allah'ın ismini ansınlar. Sizin tanrınız bir tek tanrıdır; o halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllü, saygılı kişileri muştula.

Onlar öyle insanlardır ki, Allah anıldığında kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.

Biz o büyükbaş hayvanları da sizin için Allah'ın kutsallık nişanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar sıralanmış halde ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah'ın ismini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz.

HACC 34-36



Bu Hacc suresinin 34-36 ayetlerinde her ümmet için bir kurbanlık belirlediğini söylüyor. Demek ki, o hikayeye konu olan Adem'in o zamanki oğulları da, bu çağdaki oğulları da, bundan sonraki çağdaki oğulları da, Allah'a kurban sunacaklar ki, zaten öyle de oluyor buna her sene şahit oluyoruz. Bunları kutsallık nişanı yaptığını, bu hayvanlarda bizim için faydalar olduğunu, bizim için için rızık olduğunu ve üzerlerine Allah'ın adını anmamız gerektiğini söylüyor alçak gönüllü, saygılı kişiler olmamız vurgulanıyor. Hatta yoksulu doyurup, şükretmemiz gerektiğini de söylüyor ve bu iki kere vurgulanıyor. Unutmayın! yoksulu doyurmak.



Buraya kadar tamam cigerto yalnız Allah şunu da söylüyor;



Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz



E o zaman niye kesiyoruz? Eğer Allah'a ulaşmıyorsa niye kesiyoruz kurbanlıkları? Hah, işte asıl bomba bu 37. ayetin devam cümlesinde saklıdır. Ayeti tam yazalım;



Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

HACC 37



Hayvanların ne eti ne de kanları Allah'a asla ulaşmıyor ancaaak, takva Allah'a ulaşıyor.



Ne demişti Adem'in diğer oğlu?



.....Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.



Kafanızda resim oluşmaya başladı mı cigeroviçler? Zaten etin, kanın Allah'a ulaşması söz konusu olamaz zira Allah'ın bunlara ihtiyacı yoktur. E zaten o hayvanlar Allah'ın hayvanıdır (malıdır) ve o hayvanları sana ikram olarak sunmuş. Seni rızıklandırmış sen o hayvandan faydalanacaksın ve onu sana verene teşekkür edeceksin. Şükredenlerden olacaksın.



Şimdi bu ne demek oluyor? Kurban diye bir şey yok mu? Olmaz olur mu? ayette gördünüz kutsallık nişanı yaptık diyor, o halde kurban yok diyemeyiz hatta her ümmete kurbanlık belirledik diyor. Daha bunun üstüne söylenecek söz var mı? Öte yandan bu hikayede gözden kaçan bir nokta var. Bu ayetler bize şunu düşündürüyor;



Kurban kesmek amaç değil, araçtır.



Neyin amacı?



Allah'a TAKVAMIZI SUNMANIN ARACI



Eti ve kanı sunmanın aracı değil bunu unutmayın takvayı sunmak için veya başka bir deyişle takvamızı göstermek için bir araçtır. Kurban yok değil vardır ama amaç hayvan kesmiş olmak değil takvayı sunmaktır. Benim anladığıma göre, hayvanı kesmeden önce, keserken ve kestikten sonra olarak düşüneceğimiz bu üç evrede takvalı davranışlar sergilemeliyiz. Ben bunu anlıyorum. Ne diyordu Adem'in öteki oğlu?



Allah takva sahiplerinden kabul eder.




Öyleyse takva ne demek? 


Ey ademoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor.
    A'RÂF 26

Bu ayette elbise konusunu bahsederken, takvayı elbiseye benzeterek konuyu, takvaya bağlıyor. Burası çok önemli cigeroviçler,

......Ama takva elbisesi en hayırlısıdır.

Takvayı elbiseye benzeterek kısa bir tanımını yapıyor. Ayette ne diyor?

Çirkin yerleri örtecek giysi ve süs kıyafeti......  demek ki, takvada tıpkı elbise gibi örtü vazifesi görüyor. Ama bu örtü elbise gibi fiziksel değil manevi değerleri kapsıyor. O halde elbise çirkin yerlerimizi örtüyorsa, takva çirkinliklerimizi örtüyor, elbise fiziksel anlamda bizi süslüyorsa yani güzel gösteriyorsa o zaman takva, bizi güzel gösteren güzel davranışlar olur. Ancak elbisenin bir özelliğini bu ayette vermemiş;

Koruma/korunma sağlaması. Bizi soğuktan, sıcaktan, (itfaiyecilerinki için) ateşten, bomba imha ekiplerinin giysileri de onları herhangi bir patlama olayında parça tesirinden korur. Yanlış bilmiyorsam takva'nın sözlük anlamı sakınmak/korunmak olması lazım ki, genelde din adamları takvaya bu anlamı verir. Ama bu elbise ayetini de göz önünde bulundurursak takvanın geniş bir zemine oturan anlamı olduğunu düşünebiliriz. Buna göre takvalı bir insan, çirkinliklerini örter, güzel davranışlar sergiler ve korunur/sakınır.

Peki, bunun kurbanla ne alakası var? Kurban sunarken nasıl bir davranışa yönelmeliyiz ki, kurban eylemiyle takvamızı sunmuş olalım?

Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
    EN'ÂM 114

Madem Allah ayrıntılı kılmış Kur'anı, o halde takva konusunun ayrıntılarının peşine düşelim. Bunun için takvanın bahsedildiği ayetleri masaya yatırmamız lazım cigertolar.


Musa kendi toplumuna şöyle dedi: "Allah'tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah'ındır, Allah ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır."
   A'RÂF 128

Haaaa, bak ne diyor? Allah'tan yardım dileyin, sabırlı olun ....... SONUÇ TAKVAYA SARILANLARINDIR. Demek kiii, Allah'tan yardım dilemek ve sabretmek takvanın içerisinde olan konulardandır devam edelim,

60: Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar. 

61: Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir. 

62: Orada boş lakırdı değil, yalnızca "selam" işitirler. Orada kendilerinin sabah, akşam, rızıkları da hazırdır. 

63: Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur. 
  MERYEM SURESİ


Tevbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iş yapan..

Şu ayetlerden anlaşıldığı üzere;

87: "Herkesin diriltileceği gün beni utandırma." 

88: "Bir gündür ki o, ne mal fayda verir ne oğullar." 

89: "Yalnız temiz bir kalple Allah'a varan kurtulur." 

90: Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. 

91: Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir. 

92: Denir ki onlara: "O ibadet ettikleriniz nerede?" .......
   ŞUÂRA SURESİ

83: İşte âhiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla bozgunculuk peşinde koşmayanlara veririz. Sonuç, takva sahiplerinindir. 

84: İyilik/güzellik getirene ondan daha hayırlısı var. Kötülük getirenlere gelince, kötülükleri yapanlar yapmış olduklarından fazlasıyla cezalandırılmayacaklardır. 

85: Bu Kur'an'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere/belirlenen sona götürecektir. De ki: "Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir." 
   KASAS SURESİ

Allah'a temiz kalple varmak, yeryüzünde üstünlük taslamamak, bozgunculuk peşinde koşmamak, iyilik, güzellik yapmak takvadandır. Aslında bunlar güzel davranışlar kategorisine girmez mi cigerto? Hani güzel gösteren süs elbisesi vardı ya ve takvada elbiseye benzetilmişti hatırladın değil mi?O zaman şunu diyebilir miyiz? Takva müminin süsüdür.

Evet neden olmasın? Ama sadece süs değil, çirkinliklerini örtecek, korunacak/sakınacak...

59: De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" 

60: Yalanı Allah'a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar. 

61: Bir iş ve oluşta bulunsan, Kur'an'dan bir şey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap'tadır. 

62: Gözünüzü açın! Allah'ın velîleri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar. 

63: Onlar inanmış, takvaya sarılmışlardır. 

64: Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimelerinde değişme/değiştirme olmaz. İşte budur o büyük kurtuluş. 
   YÛNUS SURESİ

Allah'a iftiradan sakınacak, şükredenlerden olacak. Nelere şükredecek? Derseniz Kur'anda yazıyor artık onu da siz araştırırsınız zehmet olmazsa :)

56: İşte böylece biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz. 57: İman edip takvaya sarılanlar için âhiretteki ödül elbette daha değerlidir. 
    YÛSUF SURESİ

Bak buradan anlıyoruz ki, takvaya sarılanlara ahirette büyük ödül var. O halde ahiret ödüllerinin, kime ne için verildiğini anlatan ayetlere de bakarsak, takvaya sarılan olmak için ne yapmalıyız konusu ortaya çıkacaktır.

66: Hiç farkında olmadıkları bir sırada o saatin birdenbire kendilerine gelmesinden başka neyi bekliyorlar? 

67: Dostlar o gün birbirine düşman kesilirler. Ancak takvaya sarılanlar böyle değildir. 

68: "Ey kullarım! Bugün size korku yok; sizler tasalanmayacaksınız da! 

69: Onlar, ayetlerimize iman edip müslüman olmuşlardı. 

70: Cennete girin! Siz ve eşleriniz ikramlarla ağırlanacaksınız." 
    ZUHRÛF SURESİ

Cümleye dikkat! AYETLERİMİZE iman edip ....diyor. Bu gün bazı amcalara ayet okuyup, ''bak, Allah böyle böyle diyor'' dediğimizde öfkeden kuduruyorlar ve '' o ayet onu demiyor filan ulema bunu bunu dedi'' veya uydurma hadise sarılıp '' hiç hadis demiyon'' diyor. Allah'ın ayetini görmezden geliyor. Şunu unutma cigerto, Kur'anda bahsi geçen iman, Allah'In varlığına olan iman değildir zira o meşhur kalu bela ayetinde bütün insanların zaten Allah'ın varlığına ergenlik döneminde (zürriyetleri bellerinden alındığında) iman ettiğini söylüyor. Kur'andaki iman; Allah'tan başka ilah olmadığına ve onun ayetlerine imandır ana tema budur. Ha elçilerine meleklerine de iman var ama ana konu ayetlerinedir ki, buna inanan onlara zaten inanır.

Bak burada;

30: Korunup sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Hayır indirdi." Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiş takva sahiplerinin yurdu! 

31: Adn cennetleri... Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri şey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları işte böyle ödüllendirir.
   NAHL SURESİ 

Korunup sakınmayı takvayla bağlantılıyor zaten gördünüz mü?

29: Oysaki biz, her şeyi iyiden iyiye sayıp kitaplaştırmıştık. 

30: "Hadi, tadıverin! Size azaptan başka bir şey asla artırmayacağız." 

31: Takva sahipleri için bir kurtuluş ve bir zafer vardır. 

32: Sulak bahçeler, bağlar, üzümler, 33: Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar,
   NEBE SURESİ 

30: İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygılı olursa bu, Rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Karşınızda okunarak açıklananlar hariç, tüm hayvanlar size helal kılınmışır. Artık putların pisliğinden, yalan sözden uzak durun. 

31: Allah'a ortak koşmadan, hanîfler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir. 

32: İşte böyle. Kim Allah'ın kutsallık nişanı yaptığı şeyleri yüceltirse bu yaptığı, gönüllerin takvasındandır. 
    HACC SURESİ
    

Allah'ın yasaklarına saygılı olmak, Allah'a ortak koşmamak.....



Şimdi cigeroviçler, diğer ayetleri buraya almıyorum zira konu çok uzar. Ama siz internetten indireceğiniz pdf formatındaki Kur'an mealini, Adobe reader ile açın ve arama yerine takva yazıp aratın ( bilmeyenler için, entera basın, her ayete ulaştıkça okuyun tekrar entera basın, hepsini okuyun ayetlerin öncesini sonrasını da okuyun ve derin derin düşünün)

Neyse biz gelelim kurbana.

Her kurban bayramında, ortalık kan gölüne döner. Hayvan kesmiş olmayı ibadet sanan amcalar, ortaya koydukları eylemlerle çevre duyarlılığını rencide ederler. Başka deyişle, insanların vicdan penceresinden bakıldığında çirkin görüntülerin ortaya çıkmasına sebep olurlar. Oysaki takvalı bir insanın ameli güzellikler sergilemek olmalı değilmidir?

Benim anladığıma göre cigerto, hayvanı aldın, ona etinden faydalanmak üzere, keseceğin ana kadar geçen sürede (genelde hayvanlar birkaç gün önce alınıyor) güzel davranmalısın. O hayvan Allah'a aittir ve sana hem emanet hem de rızıktır. Öleceği ana kadar, onun onurlu bir şekilde yaşamasını temin edip besleyip sulayacaksın. Şefkatli davranacaksın. İtip kakmayacaksın, onun canını alırken Allah'ın adını üzerine anacaksın zulmetmeden canını alacaksın. En az acı çekeceği şartlar neyse o şekilde canı alacaksın. Allah'ın hoşnutsuzluğunu kazanmaktan korkup sakınacaksın. Bu hayvanları Allah, bize bir ikram ve bir lütuf olsun diye, boyun eğdirmiştir. Allah'ın ne ete ne de kana ihtiyacı yoktur. Ama bizim var. Ve Allah, onları bize vermiştir, o yüzden Allah'a, bu hayvanları bize boyun eğdirip, rızık ve farklı yollardan faydalanma olsun diye vermesinden/ ikramından ötürü teşekkür etmeliyiz, onu alıp sahip olurken de, kesip etinden derisinden faydalanırken de şükretmeliyiz.

Ve en önemlisi, Allah'ın bize verdiği bu rızkı, yoksullara pay etmeliyiz. Yoksulların, sahip olduklarımızda payları olduğunu unutmayarak, Allah'ın ayetini görmezlikten gelmemiş oluruz. O halde, Allah'ın ikramı olan bu hayvanlardan hem ailemizi faydalandırıp yiyelim hem de yoksulu doyuralım.

Ayrıca, bu işlemi/ameli yaparken vahşet sergilemeyerek, çevre duyarlılığını rencide etmeyelim. Bir şekilde rencide edilmiş insanlara sövüp bu Allah'ın emri niye laf söylüyon demeyelim. Zaten rencide edilmiş insanları, söverek tekrar rencide etmeyelim, boynumuzu büküp takvaya sarılanlardan olalım sabredelim mesela.

Bakın şu resmi daha önce paylaşmıştım;


Resmin üzerindeki yazı yanlıştır, o hayvan her ne kadar akıl sahibi olmasa da, o çüklü çocuğu :) sürükleyebileceğini çok iyi biliyor. E peki niye boyun eğiyor?

Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.
   HACC 37

Haaa demek ki, ona Allah boyun eğdirmiş. O zaman ayette dediği gibi Allah'ı yücelterek analım ve ona şükredelim. Yalnız ona kulluk edelim bak, bize neler lutfediyor.

Neyse ne diyorduk? Hah insanları rencide etmeyelim demiştik.

Hadi alın size birkaç hadis;


 Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.
(Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8


O yüzden rencide olmuş insanlara söverek tepki vermeyelim. Bırakın söylesin söylemek istediğini sabredin. Hatta aralarında yoksul olana, inancını gözetmeksizin ikramda bulunun, paylaşın kurbanlık hayvanın etlerini.

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16


Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
(Buhârî, İ lm, 12; Müslim, Cihâd, 6


Şunu hatırlatmakta yarar var cigeroviçler, imkan bulan hayvan kesiyor ancak, Adem'in iki oğlu kıssasından çıkardığımız sonuç, bunlardan bir kısmınınki kabul oluyor, bir kısmınınki kabul olmuyor. Kiminki kabul oluyor derseniz, tabiki ayetlerde işaret edildiği gibi,

TAKVA SAHİPLERİNDEN KABUL EDİLİYOR.


Aslında bu Adem'in iki oğlu kıssası, sadece kurbanı anlatmıyor. Mesela o Adem'in iki oğlunu baz alırsak, yeryüzünde ilk işlenen cinayeti konu alıyor. Hatta şunu da diyebiliriz ki, her ikisi de, Allah'a kurban sunduğundan anlıyoruz ki, ikisi de, inan kişiler bu sebeple bu olay bize ilk dinde bölünmeyi ve mezhep savaşını da anlatıyor olabilir. Ayrıca bu kıssada bir karganın, yeri eşeleyerek öldürene, öldürüleni nasıl gömeceğini gösteriyor. Bu bize neyi anlatıyor onu daha çözemedim. Eğer Allah nasip ederse öğreniriz veya Allah bana değil de size öğretir. O yüzden ayetleri düşüne düşüne okuyun. Şunu da unutmayın, Allah ayetleri, Kur'an içerisinde kendisi açıklamıştır. Kur'anı okumaya devam edin.

Size bir kurban bayramında yaşadığım anımı anlatarak konuyu noktalayayım cigertolar.

Bir kurban bayramı, kızılaya gitmek için yollara düştüm :) mahallenin sonuna kadar yürüyorum. Oradan otobüse binip gideceğim. İki sokağın kesiştiği bir köşede, bir ineği kesmişler parçalıyorlar. Duvarın dibine mangalı kurmuşlar birisi de et kızartıyor. Tüm bunları sırasını bekleyen başka bir inek izliyor. Manzarayı tarif edemem ama vicdanım rencide oldu, gözlerim doldu. Bir yandan yürürken ''Allah'ım din bu değil'' diyordum kendi kendime. Yürüdüğüm yolun başka bir sokakla kesiştiği köşede ise, başka birisi koyun kesmiş asmış, derisini yüzmüş etleri parçalıyor ancak, kimse görüp rahatsız olmasın diye duvarın köşesinden iki tarafa doğru kapatmış. Tamam kafanı eğip baktığında görüyorsun ama normal şartlarda görmüyorsun. ''işte bu'' diyebildim. Allah, o adam(lar)dan razı olsun.

Unutmayın, kurban amaç değil araçtır. Takvamızı Allah'a sunmak için araçtır. Gerçi kurbandan önce her konuda takvaya sarılanlardan olmalıyız. Takva, bir elbise gibi bizi sarmalı.

Genelde, Kurbanın ahirette sırat köprüsünde bizi taşıyacağı söylenir. Bana sorarsanız bu uydurmadır ama altında bir gerçek payı olabilir. Şöyleki, hesap günü mahkemede sonuç belirlendiğinde bir adam, ya cennete gidecek ya da cehenneme. Cennete girmesine hükmedilmiş bir adamı, köprüden düşmesin diye önceden kesmiş olduğu hayvanın taşıması anlamsızdır. Zira adam zaten cennete girecek cehenneme düşer mi? Benim ZANNIMA göre, belkide peygamberimiz, kurbanın takvamızın taşıyıcısı olduğunu söylemiş OLABİLİR ama sonraları birileri bunu, bizi taşıyacak şeklinde kıvırmış olabilir. Aslında kurbanın takvayı taşıması mecazidir yani takvayı sunmak için bir araç olmasındandır. Yoksa Allah eti kanı ne yapsın?


Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

HACC 37

Biz kurbanı Allah'a sunmuyoruz çünkü ona ulaşmaz. Çünkü ona ihtiyacı yok. Çünkü onu bize rızık olarak ikram etmiş. O hayvanlar Allah için değil bizim için zira Allah'ın değil, bizim ihtiyacımız var. Allah ete kana değil, takvaya bakar. Bize verdiği rızıklardan ötürü Allah'a sonsuz hamd olsun.

Ha bu arada, bazıları kurban ayetlerinin aslında kurban olmadığını başka anlama geldiğini söylüyorlar. Tabi biz arapça bilmeyince böyle söylemler karşısında sap gibi kalıyoruz. Bize verilen meallerden ortaya çıkan tablo budur. Allah'a yakınlaşma olarak çeviren de var. Aslında takvamızı ortaya koyarsak bu kurban eylemi sırasında ortaya koyduğumuz takvalı davranışlar da bizi Allah'a yaklaştırır. Önemli olan onun hoşnutluğunu kazanmak. Bu arada yoksulu doyurmayı unutmayın. Öte yandan başka ayetlerde hayvan kesme takva, kutsallık nişanı ifadelerini ve ilgili ayetleri göz önünde bulundurursak, zaten kurbanı dışlamaya gerek kalmıyor ancak ayetlerden görüldüğü üzere en önemli olan TAKVADIR. Şu an ramazan ayındayız, önümüzde ramazan bayramı ve ardında kurban bayramı var. O halde şimdiden takvaya sarılalım ve kurban bayramında da takvalı davranışlar sergileyerek kurban keselim (imkanı olan için)

Evet cigertolar, bu günlük bu kadar. Eskiden olduğu gibi her hafta yazmak yerine bir iki haftada bir yazmayı düşünüyorum. Hem araştırmak,düşünmek için zaman olsun, hem de konular hemen bitmesin :)

Neyse bir dahaki yazıda görüşürük :)

Sevgiler.


22 Haziran 2014 Pazar

ADIM ADIM MEHDİ SENARYOSU VE MÜSLÜMANLARIN DURUMUNA KISA BİR BAKIŞ


Selam cigeroviçler,

Uzun bir kaytarma evresinden sonra tekrar karşınızdayım. Şimdi cigertolar 2011 yılında şu adreste;


Deccal illuminati – Mehdi – İsa Komusuna Analitik Yaklaşım :) şeklinde bir yazı yazmıştım. Linke tıklayıp tekrar okuyabilirsiniz. O yazıda Mehdi gelecek gelmeyecek tartışmasına girmeyip, iki senaryo üzerinde olayı değerlendirmeye çalışmıştım. Yani il senaryoda Mehdi diye bir şey var, gelecek iddiasını, günümüzdeki illuminati senaryoları penceresinden analiz ettim. İkinci senaryoda ise Mehdi diye bir şey yok, gelmeyecek iddiasını yine illuminati senaryoları penceresinden analiz ettim. Bir üçüncü senaryo daha vardı o konuda ama onu boşverin konu dışıdır.

Orada şöyle bir sonuç çıkmıştı, Mehdi diye bir şeyin olması durumunda da, olmaması durumunda da, karşımıza bir SAHTE 
MEHDİ hikayesi çıkıyor.

Şimdi cigeroviçler şu adrese tıklayın (sağ tıklayıp yeni sekmede aç derseniz okuduktan sonra tekrar buraya gelmeniz kolay olur :) )


Odatv'de 19/06/2014 tarihli ve ''Alacağız inşallah'' başlıklı haberde,

IŞİD'in Suriye ve Irak gibi, Türkiye’yi de “cihat alanı” ilan ettiği ortaya çıktı. Ocak ayında Van merkezli olarak altı ilde yapılan operasyonda gözaltına alınan IŞİD hücrelerinin lideri Halis Bayuncuk’un, “Suriye’nin fethedilmesinden sonra sıra Türkiye’ye gelecek. İstanbul’u da alacağız inşallah” demesi dikkat çekti................ (haberin devamı için üstteki linke tıklayınız cigertolar)

Diyor, tabi parantez içindeki linke tıklayınızı ben diyorum :) haberde öyle bir şey yazmıyor. Yine Odatv'nin 21/06/2014 tarihli '' Işid'in hedefinde İstanbul olmasının sırrı ne?'' başlıklı Mehmed Onur Özkök imzalı yazıda aha adresi burada;


Bu Mehdi meselesiyle bağlantı kuran bir tespit yapıyor. Linke girip o yazıyı da okuyun çok önemli ve doğru bir tespitte bulunmuş Mehmed Onur abimiz.

Evet cigeroviçler,

Adamların, internete GÜYA ifşa adı altında illuminati videoları yüklerken beyinlere müslümanlar için ''MEHDİ ve İSA'', hristiyanlar içinse ''İSA'' geliyor mesajını üflemekti amaçları. Oysaki, ne Mehdi ne de İsa gelmeyecek ama kafanızda olayı bir canlandırın, Mehdinin geleceğine inanmış o kadar çok kişi var ki, eğer birisi İstanbulu işgal etse ve kendisinin Mehdi olduğunu iddia etse, onun Mehdi olduğuna inanırlar. Hele hele amerikan ordusu SENARYO GEREĞİ bir cephede, o mehdi amcaya yenilirse (DİKKAT SENARYO GEREĞİ) işte ozaman adam Mehdiliğini noterde tasdikletmiş gibi olur. Bu senaryoya bir öneride de ben bulunayım, hatta amerkanın kaybettiği!!?? o cephede savaşan amerikan askerleri imana gelip, müslüman olarak Mehdi amcamızın ordusuna katılsa, hollywood'da bile beceremeyecekleri bir dramatizasyon örneği göstermiş olurlar. Değil mi cigerto?

Şeytan Allah ile aldatır. Sahi iblis ne diyordu?

Dedi: "Beni azdırmana yemin ederim ki, onları saptırmak için senin dosdoğru yolun üzerine kurulacağım."
A'RÂF 16

Allah'ın doğru yolunun üzerine oturacak/ kurulacak, iyi de Allah'ın doğru yolu nedir, neresidir?

Din değil mi cigerto?

Din adamı kılıklı, ulema görünümlü insanlar Allah'ın diniyle oynuyorlar. Sadece onlar değil, amerikayı arka fondan yönetenler de Allah'ın diniyle oynuyorlar. Ama bunlar global çalışıyorlar. O sallama illuminati senaryolarını öne sürenler (gerçi sallama olmasına rağmen, o senaryolarda gerçek bilgiler de mevcuttur) toplumuna göre bütün dinleri kullanıyorlar, din adamları da onların maşasıdır. Batıda rahipler aracılığıyla, hristiyanları, sözde müslüman din adamı/ulema/şeyh v.s ile de müslümanları..... kullanıyorlar. Siz diğer dinleri de buraya ekleyebilirsiniz.





Mehdi meselesine dair birşeyler söylemek istiyorum.

Ne Mehdi ne de İsa gelmeyecek!

Şu ayeti düşünmenizi istiyorum;

Allah; sizin, iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk/ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.
NUR 55

Ne diyor orada?

Allah bir vaatte bulunuyor, kime? İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlara. Neyi vaat ediyor? Yeryüzüne halef kılmaya.
Neye karşılık bu vaadi veriyor? İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapmaya karşılık.

O zaman soru şu, eğer ben bunu yani İMAN EDİP HAYRA VE BARIŞA yönelik işler yaptığımda, bana yeryüzüne halef kılınmayı (hakim olmayı) verecekse Allah, o zaman yeryüzüne hakim olacağı iddia edilen Mehdiye ne gerek var? Bunu ben (biz) de yapabiliyorsam niye oturup bekleyeyim ki? Zaten bu ayet, Mehdinin olmadığının kanıtıdır. Ve Allah bu ayette yeryüzüne halef olmayı vereceğini vaat ediyor.


Allah'ın vaadi bu! Allah kendi vaadine ters düşmez. Ne var ki, insanların çokları bilmiyorlar.
RÛM 6 

Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir.
HACC 47

Bu iki ayette, Allah'ın vaadine ters düşmeyeceğini söylüyor. Bu ayetlerde başka konulardan bahsediyor olsa da, ''Allah, vaadine asla ters düşmez'' cümlesi genel gir cümledir. Ne yani başka konularda vaadine ters düşmeyecek de, bir Nur suresi 55. ayetteki vaadine mi ters düşecek?

Gelelim İsa'ya;

Allah şunu da söyledi: "Ey Meryem oğlu İsa! Allah'ın yanında beni ve annemi de iki tanrı olarak kabul edin diye insanlara sen mi söyledin?" İsa dedi: "Hâşâ! Tespih ederim seni. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek benim haddime değildir. Eğer onu söylemişsem sen onu elbette bilirsin. Sen benim içimde olanı bilirsin ama ben senin zatında olanı bilmem. Çünkü sen, evet sen, gaybları çok iyi bilensin!" 

"Onlara, senin bana emrettiğin şu sözden başka bir şey söylemedim: 'Benim Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin.' İçlerinde olduğum sürece üzerlerine tanıktım. Sen beni vefat ettirince üzerlerine yalnız sen gözetleyici oldun. Ve sen zaten her şey üzerinde bir Şehîdsin, bir tanıksın."
MÂİDE 116-117

Şimdi senaryoyu yazalım, diyelim ki İsa tekrar yeryüzüne gelecek ve geldi, geldiği zaman, insanlardan bir kısmının, kendisini ve annesini ilah edindiğini görmüş olmaz mı? Görmemesi için bir insanın kör olması lazım. İyide ahirette Allah'a verdiği cevapta bu işten haberi olan biri gibi konuşmuyor. Mesela şöyle diyebilirdi;
-Ben böyle bir şey demedim ama sen beni ordan aldığında bunlar böyle bir şey yapmışlar. Beni tekrar gönderdiğinde bu yanlışı gördüm düzeltmeye çalıştım.

Diyebilirdi ama ne diyor? Ben onların içinde olduğum sürece, onların üzerine tanıktım ama sen beni VEFAT ETTİRİNCE herşeyin üstüne sen tanıksın.

E hani vefat etti sonra tekrar gelip tekrar vefat etti olayı yok. Ha diyorlar ki,

-Efendim İsa vefat etmedi yukarı katta duruyor tekrar gelecek sonra vefat edecek.

İyi de o zaman İsa ölmemişse ve atıyorum bu gün gelmiş olsa olayı zaten görüp, kendisinin ve annesinin ilah edinildiği olayına tanık olmuş olmaz mı?

E o zaman niye Allah'a olaydan haberi yokmuş gibi davranıyor?

Anladınız değil mi? Ya da şöyle sorayım; Anlatabildim mi?

Nur 55'e tekrar gelelim;

Allah; sizin, iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk/ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.
NUR 55

Allah bu vaadi, bahsi geçen iman edip hayra ve barışa yönelik işleri yapmak karşılığında veriyor. Ama biz yalancı çakma ulemaların uydurmalarına kanarak Mehdi denen birini, gerçekte olmayan birini bekliyoruz. Aldanıyoruz hacı aldanıyoruz. Bak Allah ne diyor;

Şeytan, onlara söz verir, ümit verip hayal kurdurur, hurafeye/anlamını bilmeden okumaya iter. Ama o, onlara bir aldanıştan başka hiçbir şey vaat etmez.
NİSÂ 120 

"Onlardan güç yetirdiğini sesinle yerinden oynat. Atlıların ve yayalarınla yaygara çıkarıp üzerlerine çullan. Mallarda, evlatlarda onlara ortak ol, onlara ha bire vaatte bulun." Şeytan onlara bir aldanıştan başka ne vaat eder ki?!
İSRA 64

Evet, şeytan aldanıştan başka ne vaat eder ki? Mehdi, İsa, Osmanlıyı yeniden kurma v.s ümitlerini verip hayal kurdurur. Hurafelere sürükler. İsra suresinde dediği gibi, onlardan/insanlardan güç yetirdiğini, hollywood ile, internette illuminati senaryoları ile korkutur kandırır. Atlıları ve yayalar... bu günkü karşılığıyla mekanize birlikleri ve yaya askerleriyle birlikte, ülkelere dalar, üzerine çullanır. Malı mülkü özelleştirme adı altında ele geçirmiş, kendine yandaşlar yalakalar temin etmiş. Tarımı gıdayı avuçlarının içinde tutuyorlar. Ve... habire vaatte bulunuyorlar;

Özgürlük demokrasi sevgi pıtırcıkları....
Müslümanlara, büyük islam!! devleti kurma hayali...
Hristiyanlara, büyük hristiyan devleti!! kurma hayali....
Yahudilere, Büyük israil devleti!! kurma hayali.....

v.s, v.s, v.s.....

Biz birbirimizi yerken ve birbirimizin gücünü kırarken onlar malı götürecek. Yerüstü yer altı kaynakları.... kısaca dünyayı sahiplenecekler. Malı, mülkü en son sınırına kadar yığacaklar. Dünyayı, içindeki insanlarla birlikte kendilerine mülk edinecekler.

Birileri Mehdiyi, İsayı bekleyedursun Allah bize şunu söylüyor ama duyan yok;

Size ne oluyor da Allah yolunda ve "Ey Rabbimiz bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder!" diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!
NİSÂ 75

Hakkaten bize ne oluyor da, Allah yolunda o yobaz o Allah'sızlara karşı savaşmıyoruz da kalkıp şeytanın vaadine kanıp hayali bir Mehdiyi bekliyoruz.

Hatta, bu dram sahnelerini gördükçe;

-Allah'ım yardım et

diyoruz. Allah bize buyuruyor biz de Allah'a buyuruyoruz. Allah kalk savaş diyor biz de oturup Allah'ım sen hallet diyoruz.

Yoksa siz, Allah içinizden uğraşıp didinenleri (cihad edenleri) seçmeden, sabredenleri seçmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?
ÂLİ İMRÂN 142

Evet, zannedersem öyle sanıyoruz. Allah bize cihad et diyor biz ise ''Mehdi gelsin öyle'' mi demeye getiriyoruz. Merak etmeyin Mehdi gelecek, ancak o Mehdi'yi Allah göndermeyecek şeytan (amerika) gönderecek. Senaryo hazır.

Soru şu, Alemlerin Rabbi olan Allah'ı mı ilah edineceğiz, yoksa amerikayı arka fondan yöneten insan şeytanlarını mı?

Mehdiyi gönderecek olan Allah değildir amerikadır.

Allah, Mehdinin değil, bizim ayağa kalkıp cihad (Allah yolunda mücadele) etmemizi istiyor. Amerika ise Mehdinin götüne takılıp, onun çıkarlarına uygun hareket etmemizi istiyor.

Şeytan aldanıştan başka ne vaat edebilir ki?

Ey iman edenler! Şeytanın adımlarını izlemeyin. Kim şeytanın adımlarını izlerse, şeytan ona iğrençlikleri ve kötülüğü emreder. Allah'ın lütuf ve rahmeti üzerinizde olmasaydı, içinizden tek kişi bile sonsuza dek temize çıkamazdı. Ama Allah dilediğini artırıp temizliyor. Allah herşeyi işitiyor, herşeyi biliyor.
NÛR 21 

Ey iman sahipleri! Hepiniz toptan barış içine girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, sizin için apaçık bir düşmandır.
BAKARA 208

Şeytan ve adımları demişken, internetten Nutuk kitabını pdf olarak bulun ve okuyun. Biraz uzun ama olsun :) (Günümüz türkçesine çevrilmiş olanı bulursanız daha iyi anlarsınız) Atatürk'ün kurtuluş mücadelesi yıllarında yaptıkları, o dönemde yapılan telgraf yazışmaları ve konuşmalar çerçevesince anlatılıyor. O dönemdeki ortalıkla dönen düşünceleri görmemiz açısından oldukça faydalı bir belgedir. Göreceksiniz ki, o dönemin dinci yobazları da aynı günümüzdekiler gibi şeytanlara (emperyalist, kapitalist şerefsizlere) bağlılar. Telgraf yazışmalarını ve kongredeki, konuşmacıları dikkatle dinlşerseniz, amerikan mandasının gerekli olduğunu düşünen oldukça çok insan varmış. Galiba günümüzde amerikan mandasına (şeytanın idaresine) girmiş bulunuyoruz 1938'den beri iktidara gelen, gaflet, dalalet ve hatta hiyanet içinde bulunanlar yüzünden.

Evet soru şu, şeytanın (amerikanın) adımlarını izlemeyi bırakıyor muyuz, yoksa bırakmıyor muyuz?

Yoksa Mehdi gelecek. :)

Emin olun o Mehdinin gelmesi iyi bir şey değildir cigerto.

Alın size, o Mehdi aday adayı olan ışid örgütünden islami!!??? bir çalışma!!!






Kendinden olmayanı, bu kafir, bu alevi bu bilmem ne..... diyerek katletmek. Hem de Kur'anda böyle bir şey yokken:

Sizinle çarpışmaya girenlerle Allah yolunda siz de çarpışın. Ama haksız yere saldırmayın/çarpışmada zulme sapmayın. Çünkü Allah, sınır tanımaz azgınları sevmiyor. 

Onları yakaladığınız yerde öldürün; onların sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne/baskı ve bozgunculuk, öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram'da, onlar sizinle çarpışmaya girinceye kadar siz de onlarla çarpışmaya girmeyin. Eğer sizinle çarpışmaya girerlerse siz de onları öldürün. İşte böyle verilir küfre sapanların cezası! 

Eğer savaşı sona erdirirlerse Allah çok affedici,çok merhametlidir. 

Fitne kalmayıncaya ve din yalnız Allah'ın oluncaya kadar onlarla çarpışın. Eğer çarpışmaktan vazgeçerlerse artık zulme sapanlardan başkasına düşmanlık edilmez.
BAKARA 190-193

Ama bu çakma müslümanlar, çakma cihadçılar, kendilerine saldırmayan insanları bu alevi, bu kafir bu bilmem ne diyerek, kadın çoluk çocuk demeden öldürüyorlar. Ama müslümana saldıran / sinsice müslümanı birbirine düşüren amerikaya saldırmak akıllarına gelmiyor. Çakma cihadçıların.

Neyse cigeroviçler, kafanızda resim canlanmıştır umarım. Yıllar önce sahte Mehdiden bahsetmiştik. Gerçi Mehdi hikayesi başlıbaşına sahte bir hikayeydi. Ve bu gün o hikayenin gerçekleştirilmeye çalışıldığının kokusunu almaya başladık.

İtiraf edeyim ki, çok dahiyane bir plan. Amerika direk savaşıp, direk işgal edip, Mustafa Kemal gibi bir kişinin çıkarak, amerikayı yenme riskine girmektense işi önce dinci taşeronlara yaptırmaya çalışıyor. Bunu da dine sokuşturulmuş ve büyük cahil kitleleri büyük ölçüde ikna edilmiş bir Mehdi planıyla yapacak. Eğer plan başarısız olursa hedef tahtasında amerika değil de dinciler olacak. Yok başarılı olursa, amerika meydana atlayıp projeyi sonuçlandıracak.


Size ne oluyor da Allah yolunda ve "Ey Rabbimiz bizi, halkı zulme sapmış şu kentten çıkar; katından bize bir dost gönder, katından bize bir yardımcı gönder!" diye yakaran mazlum ve çaresiz erkekler, kadınlar, yavrular için savaşmıyorsunuz!
NİSÂ 75




Hala Mehdiyi bekleyeniniz ver mı?



Neyse haftaya görüşürük cigertolar. :)

Sevgiler.