18 Haziran 2016 Cumartesi

KUR'ANDAKİ DİN 1


ARAPÇA KUR'AN

  Selam cigeroviçler,

    Biraz iş temposu, biraz sağlık sorunları ve biraz da üşengeçlik sonucu uzun bir kaytarma evresine girmiştim. Eğer bir aksilik olmazsa artık yavaş yavaş başlıyoruz. Ha bu arada, kaytardık
dediysek totomuzu devirip yatmadık, bu süre içerinde -öğrenme- konusunda kaytarmadık :)

    Kur'an tartışmalarının ana teması genellikle anlaşılır olup olmamasıdır.  -gelenekselci- diye de isimlendirebileceğimiz bir grup, ısrarla ve hararetle Kur'anın anlaşılamayacağını, onu sadece ulemanın anlayabileceğini ve zaten ulemanın da Kur'anı anlayıp bütün mevzuları çözüp günümüze ulaştırdıklarını iddia etmektedirler. Bu gelenekselciler görüşlerini desteklemek için, ulemalara sürekli atıfta bulunurlar.

-Filanca hazretleri böyle dedi..
-Falanca radıyallahu anh'ın naklettiğine göre..
-Falan imamın eserinde böyle demiştir..

Ama hiçbiri ''Kur'an ne diyor?'' demezler, imam ne diyor? Derler. Sadece Kur'anı anlamaya çalışan grup, Kur'anı referans gösterir. Peki, Kur'an bu ''anlaşılır olma'' konusunda ne diyor? diye sorup Kur'ana baktığımızda ise çok ilginç iki detay ile göz göze geliriz birincisi;

Kur'anın arapça olması

    Ki, zaten gelenekselciler sıkıştıklarında, ayetlerdeki bu konuyu kıvırarak kendilerince delil getirmeye çalışmaktadırlar. ama bu şimdilik konu dışıdır, durup dururken gelenekselcilerle uğraşmayalım şimdi :) Ne diyorduk hah, anlaşılma konusunda Kur'ana baktığımızda gözümüze takılan ikinci detay ise;

Kur'anın -açıklanmış- olmasıdır.

    Gözünde bir canlandır, -arapça-  ve -açıklanmış- şimdi bu kitap açıklanmışsa ve arapçaysa doğal olarak arapça olarak daha doğrusu arap dilinin gramer yapısı ve dilbilgisi kurallarıyla  açıklanmış demektir. Bir başka deyişle, Kur'anı anlamak için arap dilinin gramer yapısını, dilbisi kurallarını çok iyi, hatta çok iyiden de çok iyi, bilmek ve bu perspektiften okumak gerekir. Çünkü kitap bu şekilde açıklanmış. Gerçi başka bir metotla hatta özellikle o metotla açıklanmış ama onu şimdilik karıştırma cigerto, o yazının ilerleyen kısmında var. Şimdi ayetlere bir bakalım;

Elif Lam Ra Bunlar, açıklanmış Kitabın ayetleridir.
Muhakkak ki biz, onu arapça Kur'an olarak indirdik umulur ki, siz akıl edersiniz.
YUSUF 1-2

    Bak dikkat et, açıklanmış bir kitap ve arapça indirilmiş. Aslında orada arapça KUR'AN OLARAK indirdik diyor. Ne demek kitabın Kur'an olarak indirilmesi? Konuyu dağıtmamak için şimdilik buna girmiyorum biz devam edelim.


Ve böylece biz onu arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda vaadedilenleri açıkladık umulur ki onlar takva sahibi olurlar veya onlar için bir zikir olur.
TAHA 113

Ve andolsun, bu Kur'anda insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik, umulur ki, onlar tezekkür ederler.
Eğriliği olmayan arapça Kur'andır. Umulur ki onlar takva sahibi olurlar.
ZUMER 27-28

Ve muhakkak ki o, gerçekten alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Onu Ruh'ül emin indirdi. Uyaranlardan olman için senin kalbine. Apaçık arapça lisanı ile.
ŞUARA 192-195


Ve bundan önce imam ve önder olarak Musa'nın kitabı vardır. Ve bu arap lisanı ile (tevratı) tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir.
AHKAF 12

Ha Mim Andolsun açıklanmış Kitaba. Muhakkak ki biz onu arapça bir Kur'an kıldık. Umulur ki, akıl edersiniz.
ZUHRUF 1-3

Ve böylece onu, arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra onların hevalarına tabi olursan, senin Allah'tan ne bir dostun olur ne de bir koruyucu.
RAD 37

    Peki bu neyi ifade ediyor? Neler oluyor? İşte bu sorunun cevabı bu yazı dizisinin ilerleyen aşamalarında anlaşılmaya başlanacak. Evet cigeroviçler, Kur'an AÇIKLANMIŞTIR. Bu tamam, soru şu, açıklayan kim ve niye o açıklamıştır? Biz de açıklasak olmaz mı? Neler oluyor?

Elif LAM RA, Bir kitaptır, ayetleri muhkem kılınmış sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır. HUD 1

    Evet, kim açıklamış? Ortaya çıktı; Hakim ve Habir tarafından yani hüküm sahibi ve her şeyden haberdar olan açıklamış. Kim bu Hakim ve Habir olan kişi? E Allah, kim olacak? Bakın burada güzel bir vurgu var, HER ŞEYDEN HABERİ OLAN yani her şeyi bilen. Bir şeyi, en iyi kim açıklayabilir? Bilen açıklar değil mi? Bir uçağın nasıl uçtuğunu, bu konuda en iyi bilgiye sahip kişiler açıklar değil mi? Bu, tabiatta olan, fıtratımızda olan dolayısla da bidiğimiz bir konudur, nedir o konu?

    Bir şeyi, o konuda EN İYİ BİLENLER açıklayabilir.

    En iyi bilen olmak için o konuda, her şeyi tüm ayrıntısına kadar bilmen lazımdır. İşte, hükümleri ve bu hükümlere ilişkin hikmeti, bunun uygulanmasını ve daha bir çok mevzuyu en iyi bilen Allah olduğuna göre, bu kitabı açıklayacak tek kişi Allah olması lazım gelir.


    E peki, bizim mürekkep yalamış, alim adamlarımız da açıklasa olmuyor mu? Onlar da hani mürekkep yalamış bir şeyler öğrenmiş adamlar sonuçta?

  Ayete bakalım;

Allah'tan başkasına KUL OLMAYASINIZ diye. Muhakkak ki ben, size ondan bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. HUD 2

    Olmuyormuş.. Bakın Hud suresinin ilk ayetinde ''Kitabı ben açıkladım'' diyor ve ikinci ayetinde ise niye açıkladığını söylüyor; ALLAH'TAN BAŞKASINA KUL OLMAYASINIZ DİYE. Haaaa demek ki, başkası açıklarsa Allah'tan başkasına kul olmuş oluyormuşuz. Buradan şöyle bir denklem çıkarmak mümkündür cigerto;

Kitabı, Allah açıklarsa Allah'a kul olmuş oluruz, Allah'tan başkası açıklarsa, Allah'tan başkasına kul olmuş oluruz. 

E Allah, kendisinden başkasına kul olmamızı istemediğine göre ve bizler de, sadece Allah'a kul olmak istiyorsak, Kur'anı Allah açıklamalı değil mi lo? Tamam, zaten açıklamış o zaman bizler o açıklamalara uyacağız. Burada gözden kaçmaması gereken bir detay çıkıyor ortaya;

  ALLAH, TEFSİRE İZİN VERMİYOR, DAHA DOĞRUSU KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSENİN TEFSİR ETMESİNE İZİN VERMİYOR.

Evet, tefsir açıklamaysa, ulemanın yaptığı tefsirler,'' ulemanın Kur'anı açıklaması'' anlamına geldiğinden ki, zaten din adamları bunu da söylüyor, ulema açıklamış diyor, sana bok yemek düşer diyor. Ama Allah ne diyor? ''Ben açıkladım, Allah'tan Başkasına kul olmayın diye'' diyor. Ulema Allah'tan başkası sayılmıyor mu?

Peki tefsir olmayacak mı? Olacak ama falancanın tefsiri değil, Allah'ın tefsiri olacak. Başka bir deyişle Kur'anı Allah'a açıklatacağız, ulemaya evliyaya değil.

Bir tekrar edelim, Kur'an Allah tarafından açıklanmıştır, arapça olarak açıklanmıştır. Buraya kadar her şey tamam. O zaman şu soruyu da hemen soralım;

    Her şey tamam da, bu açıklamalar nerede?


    Enam suresi 83. ayetten itibaren, İbrahimden başlıyor, Yakub, İshak, İsa, Lut, Nuh... hepsini saydıktan sonra;

İşte onlar, kendilerine Kitap,Hikmet ve nübüvvet verdiklerimizdir. Eğer bunlar onu inkar ederse,onu inkar etmeyecek bir kavmi ona vekil kılardık ENAM 89

    Hepsine KİTABI ve HİKMETİ verdiğini söylüyor. Burada bir parantez açalım, ulemalar Allah'ın dört tane kitap gönderdiğini, diğer peygamberlere ise küçük sayfalar gönderdiğini söylerler. Bize hep öyle söylediler. Oysa ki Allah tam tersini söylüyor; hepsine KİTAP vermiş. Gördünüz mü? Hangisi doğruyu söylüyor Allah mı, ulema mı? Hangisine inanacağız? Elbette herşeyden haberdar olan, Hakim ve Habir olana inanacağız. Parantezi kapatıyorum. Şimdi ne diyor ayette? Nebilere KİTAP ve HİKMET vermiş. Hz.Muhammed de Nebi olduğu için ona da Hikmet verilmiş. Bu konuda çok ayet var da konuyu uzatmayalım.Kitap tamam da, Hikmet nerede?


İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir'den okuduğumuzdur. ALİ İMRAN 58

Hikmet, Kur'anın içindedir ve doğru hükümlerdir. Hani Allah demişti ya '' Ben açıklarım'' diye, işte o açıklamalara ulaşmaktır ve o açıklamalar Kur'anın içindedir. Peki o açıklamaları nasıl bulacağız?

Şimdi de şu ayete bakalım;

Allah sözün en güzelini, müteşâbih mesânî bir kitap olarak indirmiştir. ZÜMER 23

    Müteşabih, birbirine benzeyen iki şeye deniyor, mesani ise ikişer anlamına gelen mesna'nın çoğulu. O zaman birbirine benzeyen ikişerli ayetlerden oluşturmuş bu kitabı. Şimdi bir reklam arası verelim, şu adreste Kur'anı anlamada usül başlıklı yazıyı boş bir zamanınızda okuyabilirsiniz. Orada daha kapsamlı anlatılıyor;

http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/kurani-aciklamada-usul.html

Hatta yukarıdaki, adresteki yazıyı okursanız orada müteşabih kelimesinin bir çok ayette ''benzer'' anlamında kullanıldığını örnekler vererek izah etmiş.Ama ulema ne diyor müteşabihe? Anlamını Allah'tan başka kimsenin bilmediği.....

    Ah ulema ah. Hadi oradan bir alıntı yapalım;

وَبَشِّرِ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا.

“İnanan ve iyi işler yapanlara müjde ver; içinden ırmaklar akan cennetler onlar içindir. Onun her ürününden yararlandıkça “bu daha önce yararlandığımız şeydir” diyeceklerdir. Onlara orada müteşâbih şeyler verilecektir.” (Bakara 2/25)

Oradaki, arapça metini de buraya yapıştırdım arapça okumayı bilenler, metindeki kalınlaştırdığım ( مُتَشَابِهًا ) ''muteşabihen'' kelimesini görecektir.

    Bak ne diyor? Müteşabih şeyler verilecek yani BENZER şeyler verilecek diyor. Bakın mesela bu detayları görebilmek için arapçaya hakim olmak gerekiyor ve dikkat etmek üzerinde düşünmek gerekiyor. Allah öyle bir düzen koymuş ki, kitabı sözlük niyetine de kullanabilirsin. Neyse, Allah ayetlerini müteşabih ayetlerle açıklamıştır. Bir ayeti anlayabilmek için onun müteşabihini yani benzerini bulacağız. şimdi konuyu fazla dağıtmadan mevzuya geri dönelim; Tamam iyi anladık Kur'an Allah tarafından arapça olarak açıklanmış, iyi de biz arap değiliz ve haliyle arapça bilmiyoruz, bu nasıl olacak?


Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Bak burda da, ayetlerin arapça olarak açıklandığını söylüyor ve ek olarak kim için olduğunu da söylüyor; BİLEN BİR TOPLULUK. Demek oluyor ki, arapça bilenler arap dilinin gramer yapısı, dilbilgisi kurallarını da dikkate alarak ama mutlaka ayetler arası ilişkiyi kurarak okuması gerekiyor. Burada önemli bir husus, bilen bir TOPLULUK ifadesi aslında ekip çalışmasına işaret eder. Evet cigeroviçler tüm bu olaylar, Allah'ın açıklamalarına ulaşıp uymak içindir. Buraya kadar her şey tamam, tamam da niye arapça bilenler topluluğu? Kur'an arapça bilmeyenlere hitap etmiyor mu?

    Hah, bu bir sonraki konunun içerisinde anlatılacak mevzudur cigerto. Arka arkaya farklı başlıklarda konular olsada, aslında birbirinin devamı niteliğinde, birbiriyle bağlantılı uzun bir mevzuyu masaya yatıracağız. Bu gün şunu gördük, Kur'an Allah tarafından arapça olarak açıklanmıştır. Allah, kendinden başkasının açıklamasına izin vermiyor aksi takdirde Allah'tan başkasına kul olmuş oluruz. Ek olarak, arapça bilenler topluluğu ayetler arası ilişkileri kurarak, ekip çalışması ile Allah'ın bu açıklamalarına ulaşacaklar.

    Peki niye arapça bilen topluluk? İşte bu sorunun cevabı bir sonraki, başlığı Kur'andaki Nebi,Resul kavramı olan konuda irdelenecektir. Allah nasip ederse.

    Son söz olarak şunları söylemek istiyorum, bu yazı dizisiyle ulemanın, müslüman alemini nasıl mahvettiğini daha kapsamlı görmüş olacağız. Bu yazının başında kaytardık :) ama öğrenmeye devam ettik dedik. Bu öğrenme sürecinde Kur'anın ana temel prensiplerini çok iyi olmasa bile iyi şekilde gördüğümü düşünüyorum ve bu gördüklerimi, anladıklarımı sizinle Allah izin verirse paylaşacağım. Ek olarak bu süreçte kendi yanlışlarımı da gördüm. Bu bağlamda şunu söyleyeyim, bu güne kadar yazdığım yazılarda doğrularım da var, yanlışlarım da var ve eksiklerim de var. Ve zaman içerisinde yavaş yavaş onları da elden geçirmeyi, gereksiz olanları da silmeyi düşünüyorum. Hem kendimin ve hem de sizlerin doğruya ulaşabilmesi için Allah'tan yardım diliyorum. Bu arada Ramazanınız mübarek olsun cigertolar. Bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Ha dur lan bi dakika, yukarıda bir ayette neden kitabı arapça KUR'AN olarak açıkladığını söylüyor? Onu anlatacaktık. Yani Kitap Kur'an değil mi? Kur'anı Kur'an olarak açıklamış gibi bir şey çıkıyor, o zaman Kur'an ne demek?


Video buradan açılmazsa aha şu adreste;

https://www.youtube.com/watch?v=6ZZZtiK9CiM

Anlaşıldı mı hüstın :)


Sevgiler.


14 Haziran 2016 Salı

Hazırlanın

Hazırlanın cigeroviçler,

Yeni yayın dönemine yavaş yavaş başlıyoruz :) Bu arada Kur'an ayı olan Ramazanınız mübarek olsun, bereketli olsun. Bir aksilik çıkmazsa bu hafta sonu bismillah diyeceğiz başlayacağız.

Hadi Allah'a emanet olun. Hafta sonu görüşürük.

Sevgiler.

14 Eylül 2015 Pazartesi

İMAN VE VATAN BORCU



İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104

  Evet cigeroviçler,bildiğiniz üzere bir süredir bazı sebeplerden ötürü kaytarıyordum :) ancak içinde bulunduğumuz durum, asla kaytarmamayı gerektiren bir pozisyona sürüklenince derhal klavyenin başına oturdum. Bu yazı benim hem iman hem de vatan borcumdur. Ülkemizin içine yuvarlandığı durumu hepiniz biliyorsunuz. İşin siyasi boyutuna girmeyeceğim, zira olmuş olaylayları (hataları) konuşmak yerine, kötü sonuçlara gebe, olabilecekleri konuşmak, stratejik açıdan da çok önemlidir.

   Son zamanlarda, sözde barış sürecinin bit(iril)mesi sonucunda ülkemiz neredeyse kan gölüne dönüştürülmüş durumdadır ve haklı olarak halkımız öfkelenmektedir. Öfkelenmeye haklılık verdik ama bir dakika!

Kontrol edilemeyen öfke, haklıyı haksız yapar, insanı yanlışa sürükler...

Atalarımızın dediği gibi;

Öfkeyle kalkan zararla oturur.

Bunu sakın unutmayın.


Bu yazıyı yazmak için,klavye başına oturmadan önce, televizyonda bir haber izledim. Habere göre şu an ismini hatırlamadığım bir beldemizde, inşaat işçilerinin Türk bayrağına hakaret ettiği söylentisine öfkelenen kalabalık, inşaatı basıyor. Belki bu haberi siz de duymuşsunuzdur haberin detayına girmeye gerek yok. Şimdi soru şu;

Ya o işçiler böyle bir şey yapmamışsa ve ortalığı karıştırmak isteyen fesatın birisi, ortaya bir laf atıp insanları birbirine kırdırmaya çalışmışsa? Bakınız Allah ne diyor?

Ey iman edenler, bir fasık size haber getirdiğinde araştırın. Cehaleten/bilmeyerek bir kavme/topluluğa kötülük edersiniz yaptığınıza pişman olanlardan olursunuz.  HUCURAT 6

Buraya dikkat! Birileri bu ülke üzerinde bir takım oyunlar oynadı ve lanet olasıcalar hep amaçlarına adım adım yaklaşmayı başardılar. Artık bunlara tokat vurmanın zamanı gelmedi mi?

Tokat derken sokağa dökülelim anlamında değil, Aman ha. Onlara fırsat vermeme anlamında demek istiyorum. Bakın sevgili cigertolar,

sevgili kardeşlerim, ben inanıyorum ki, sizler böyle oyunlara gelecek türden insanlar değilsiniz zira araştıran, okuyan insanlarsınız. Ancak şu da bir gerçek ki, çevrenizde tanıdığınız insanlardan mutlaka bir takım oyunlara gelebilecekler vardır. Bunu onları kınamak için demiyorum, insanlık halidir olabilir. Alın size iman ve vatan borcu;

Onlardan söz dinletebildiklerinize öğüt verin, konuşun gerekirse bu yazıyı okutun....

İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104


Savaş, sadece cephede olmaz sevgili cigertolar. Düşman bizi birbirimize düşürerek bitirmeyi ondan sonra saldırmayı planlıyor. Pkk terörünü bu ülkeyi mahvetmek için oluşturanlar ki, onların kim olduğunu artık sağır sultan bile biliyor, şimdi de halkı birbirine düşürerek iç savaş çıkarma planını sahneye sürüyor hem de en kanlı çatışmaların olduğu bir ortamda.Bu kanlı ortamda hergün onlarca evladının cenazesini kaldıran halkta oluşan öfkeyi, bu halkın yıkımına kanalize etmeyi planlayan birileri var.

Yaşanan olaylar yukarıda verdiğim haberle sınırlı değil cigeroviçler, ülkemizin bir çok yerinde kürt kardeşlerimize birileri saldırarak hem kürt kardeşlerimizi bize karşı, hem de bizi onlara karşı kışkırtmak istiyorlar. Bizi bu girdabın içine sürükleyebilmek için, bizden biriymiş gibi rollere bürünüyorlar.

Mesela, Ülkücü taklidi yapıyorlar, vatanperver taklidi yapıyorlar, yapıyorlar da yapıyorlar....

Unutmayın ve öğüt verdiğiniz/vereceğiniz insanlar da unutmasın ki, her kürt pkk değildir. İçlerinde bu vatana bağlı kardeşlik duygularıyla dolu insanlar var, pkk'yı tasvip etmeyenler var. Pkk ve onu yaratanlar pkk'ya artık destek olmayan kürt halkını, pkk safına çekmek istiyor..

Onlara istedikleri silahı verelim mi?

Her ne kadar kör topal işliyor olsa da, düzene konulmuş ve barış içerisindeki ülkemizi bozguna mı uğratalım?

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. ARAF SURESİ 56

Hemen ekleyelim, Bakara suresi 205.ayetin son cümlesinde Allah, fesadı sevmediğini söylüyor. E fesadı/ bozgunculuğu sevmeyen, fesadı engellemek için çabalayanı seviyor olmalı, mantık bunu gerektirmez mi? Bakara 205 her nekadar ekini ve nesli bozanlardan bahsetse de, ayetin son cümlesi genel bir ifadedir.

Ve yine bakın;

Ve Rabbinizden mağfirete ve genişliği gökler ve yer kadar olan, muttakiler için hazırlanmış cennete koşun ALİ İMRAN 133

Peki, kim bu muutakiler ne yapar bunlar?

Onlar, bollukta ve darlıkta Allah için infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affedenlerdir. Ve Allah muhsinleri sever. ALİ İMRAN 134

Kalabalık psikolojisi hakkında araştırma yapacak olursanız, kitlelerin kontrolünün zor olduğunu öğrenirsiniz. Bu konuda Gustave Le Bon'un ''Kitleler Psikolojisi'' kitabını önerebilirim. Kalabalıklarda akıl olmaz cigertolar. Bir insan breysel haldeyken yapmaya çekindiği bir hareketi topluluk halindeyken yapabilir.Ki bu hareket yakma yıkma eylemi gibi kötü sonuçları barındıran hareketler de olabilir. Gerçi, ben tanık olduğum tek büyük kitle hareketi olan gezi olaylarında bunun bir istisnası olduğunu görsem de- zira halkın ''aman ülkeye zarar gelmesin, iç savaş çıkmasın'' şeklinde bir hassasiyetine tanık oldum. Öyle ki, kavga çıkmasın diye etrafı yıkanlara ''aman yapamayın'' demekten başka bir şey yapamadılar- Ne diyorduk? Hah, her ne kadar gezi olaylarında bir sağduyuya tanık olsamda, sürekli cenazelerin geldiği bir ortamda, sağduyunun hakim olabileceği ihtimalinin zayıf olabileceğini zannediyorum.

Bu sebeple, kontrolsüz kalabalıklar, sokağa çıkmadan önlenmesi gerekiyor. Bunun içinde en etkili yol, çevremizdeki insanlarımızla, en güzel yol ne ise onunla konuşarak bilinçlendirmektir.

Allah korusun, eğer iç savaşa sürüklenirsek hiçbirimiz KAZANAMAYIZ!

Sadece big bradırs denen küresel şerefsizler kazanır..

Biz ise kaybederiz.

Cephe savaşının yerini günümüzde psikolojik ve sosyolojik savaş almıştır.


Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, kendisinden korkup sakınanlarla beraberdir. BAKARA 194

Bakın orada size saldırana orijinal metinde ''misliyle'' saldırın diyor yani aynı şekil ve ölçüde diyor. Kafir bize psikolojik harp teknikleriyle saldırıyorsa ki saldırıyor, biz de onlara psikolojik harp teknikleriyle karşılık vermeliyiz.

Mesela ne yapıyorlar?

Bizi birbirimize düşürüp kırdırmaya çalışıyorlar. O halde onların oyununu bozup, birbirimize düşmeyip tam tersi daha çok kenetlenmeliyiz. Birbirimize, öğüt vermeli,kırıcı, suçlayıcı konuşmalardan kaçınmalı, sabrı tavsiye etmeli mümkünse imkan ölçüsünde maddi ve manevi destek olmalıyız.

Teröristlerin silahlı saldırısı mı?

Onu zaten güvenlik güçlerimiz hallediyor biz, üstümüze düşeni yapalım.

Bakınız, geçen bir medyada okudum, vatandaşımızın birisi, kürt olduğu gerekçesiyle saldırıya uğruyor sonrasında ise evlatlarının şehit cenazesini alıyor. Bir düşünsenize, adam kürt, evladı bu vatan için görevi esnasında şehit oluyor ama güya teröre kızan ama farkında olmadan o terörü yaratan kafire hizmet edenler tarafından saldırıya uğruyor. Bu olmaz, olmamalı.

Çünkü bu adalete uygun değildir, pkk'ya hizmet etmeyeni pkk diye linç edemezsin. Allah adaleti ayakta tutmamızı istiyor.

Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutup, adaletle şahitlik edenlerden olun. Bir kavme/ topluluğa olan kininiz sizi adaletsiz olmaya sevketmesin. Adil olun/davranın. Bu takvaya en uygundur. Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. MAİDE 8

E şimdi, pkk'ya kızıp şu haberdeki insanlara adaletsizlik mi yapacağız?

http://odatv.com/o-gece-kizimin-cesedini-koynuma-alarak-uyudum-1309151200.html

Ne yani, şimdi bu zavallı kadıncağız terörist mi?


Ya da teröriste kızıp ona saldırmak yerine ki, bunu zaten güvenlik güçleri yapıyor, bu kadına mı saldıracağız? Allah korusun, Allah, adaletsizliği yasaklıyor....

Pkk saldırıyorsa pkk'ya vurulur, pkk olmayana niye vuralım? Sizce bu adil mi?

Bakınız bu ülkede hep aynı senaryoları uyguladılar ve hep adım adım başardılar. Ne yaptılar?

Sağcı-solcu kavgası çıkardılar çok kardeş kanı döküldü. Oysa ki, sağcı solcu birbiriyle vuruşmamalıydı el sıkışmalıydı bu yücelmek için şarttır. Farklı olmak birbirimizi vurmak için değil, birbirimize üstün olmak için değil birlikte yücelmek için gereklidir. Şu türküyü bilir misiniz?



Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Sözü yazan,sağcı ülkücü bir kardeşimize, beste ise solcu ve alevi bir kardeşimize ait. İki zıt kutup barışla,sanatla bir araya gelirse ortaya şaheser çıkar. Ama birbirleriyle vuruşursa sadece kan ve gözyaşı çıkar, iki tarafta kaybeder ama kafir kazanır.


Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. HUCURAT 13

Tefekkür edin.

Bu arada Hazır türküden bahsetmişken Abdurrahim Karakoç ile Musa Eroğlunu saygıyla selamlayalım.

Ve bakın bu ülkede alevi-sünni çatışması çıkardılar. Bu millet kendi üzerinde oyun oynanmasına daha ne kadar süre izin verecek?

Son olarak 6-7 Eylül 1955 olaylarını size örnek verelim:




Bilgi almak isteyenler için aha wikipedi adresi;

https://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1

Selanikte Atatmızın evi bombalandı, hasara uğradı diyerek yapılan haberle halkı galeyana getirip, ÖFKELİ kalabalığın gayri müslim vatandaşlarımızın oturduğu semtlere saldırmalarına sebep oldular. Özellikle de rumların.


Belki de o insanların içerisinde bu ülkeye bağlı güzel insanlar vardı. iyi mi oldu?

Halbuki biz, bu topraklarda, istiklal marşımızı duygulanarak göz yaşlarıyla okuyan rum asıllı bir kızımıza da tanık olduk.



Sormak lazım, Atatmızın evini bombaladılar diye asparagas haber yapanlar kimse, kürt işçiler türk bayrağına hakaret etti diyen ve yayanlar da aynı kafanın mahsülüdür;

Kafire hizmet eden cahil. Bunu kimse anlamıyor mu?

Ki, öyle olsa bile, aman ülke bölünmesin diye örtbas edilir en azından ortalık durulana kadar. Hiç kimse kafiri başarısız kılmak istemiyor mu? Savaşı kazanmak isteyen yok mu bulkede yahu?

Al sana strateji, al sana akıl;

Allah aklını işketmeyenin......  nasıldı o ayet?

Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. YUNUS 100

Eğer aklımız işletmezsek kafir kazanır biz kaybederiz bundan iyi pislik mi olur aga?

Bak bir de bu var;

Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter. NİSA 79

Eğer başımıza bir kötülük gelirse, sorumlusu kendimiziz. Hayra ve barışa yönelik bir şeyler yapalım ki, Allah'tan bize iyilik gelsin. İyilik yapan iyilik bulur. Vatanımız için, insanlarımız için iyilik yapalım;

Adaleti, barışı destekleşmeyi ayağa kaldıralım.

Bu vatanın, vatandaşı, kürt,laz,çerkez,ermeni,rum ve bilmediğim başka kim varsa hepimiz için şu durum söz konusudur;

Hiçbirimizin gidecek başka yeri yok! Bu vatan hepimizin yarınlar ise çocuklarımızın ortak malıdır.

Eğer, big bradırs denen şerefsizlerin, vatanımızı ve yarınlarımızı elimizden almasını istemiyorsak, el ele tutuşmak zorundayız. Eğer elimizden alırlarsa, türk,kürt,laz,çerkez,rum,ermeni v.b demeden hepimizi katlederler. Çünkü onlar, insanı değil parayı severler, malı mülkü severler. Kıyıya vuran çcuğun cesedini kendi halkları galeyana gelip sorgulamasın diye önemsediler de mültecilere sözde kıyak geçtiler. Yoksa onların gözünde kendi halkları da dahil, hiçbir insanın değeri yok.

Lütfen, çevrenizde, üye olduğunuz forumlarda, okullarınızda hep iyiliği emredin birbirinize sahip çıkın..

Kurtuluş istiyorsak, başka seçeneğimiz yok;

İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104


Sevgiler.

27 Haziran 2015 Cumartesi

GÜNÜMÜZ PENCERESİNDEN RA'D SURESİNE KISA BİR BAKIŞ





Selam cigeroviçler,

Aslında bu günün konusu, en son konunun yani iman konusunun devamı olması gerekiyordu, ancak günümüzle örtüşmesi, günümüzü anlatıyor olması sebebiyle,
bugün Rad suresini masaya yatıracağız.

Şimdi cigertolar, eğer yanlış anlamadıysam, bana göre Rad suresinin kalbi, 11. ayettir.
Diğer ayetler ise onun, nedenini, niçinini, nasılını anlatıyor.

11. Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarını değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz.

Şimdi burada duralım ve düşünelim. Allah bize diyor ki, '' Bir toplumun MARUZ KALDIĞI ŞEYLERİ, onlar kendinde olanı değiştirmedikçe değiştirmem'' Bunu iki yönlü düşünmek mümkündür; Bir toplum diyelim ki, doğruya ve güzele kılavuzlanmış ve kaliteli bir yaşam sürüyor. Eğer bu toplum adaleti ayakta tutmaya devam eder, hayır ve barışa çalışır ve güzellikler sergilerse bu toplum yıkılmaz. Yani Allah o toplumun iyiliğinden ötürü maruz kaldığı güzel şeyleri değiştirmez ve o toplum hep güzel mutlu bir yaşam sürer. Ama eğer bunu değiştirirse ve yoldan çıkarsa o zaman Allah bunu değiştirir ve o toplumu çıkmaza sürükler.

Veya tam tersini düşünün, o toplum felaketleri yaşıyor zulümden kurtulamıyor ama bu GİDİŞİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN çaba sarfetmiyor, başka bir deyişle KENDİNDE OLANI DEĞİŞTİRMİYOR. İşte o zaman Allah, o toplumun üzerindeki bu felaketi kaldırmaz o kötü hallerini değiştirmez. Ve ayetin devamına bakacak olursak, bu öyle sonsuza kadar da sürmez. Çünkü diyor ki, '' Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek yoktur''

Yani Allah, verdiği süre tamamlanıp '' Tamam buraya kadar bunlar iflah olmaz'' dediği an bunu o toplum geri çeviremez. O topluma yıkılış gelip çatabilir. Ve bunu hiçkimse DEĞİŞTİREMEZ zira ayetin sonunda ''Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz'' diyor.

Aslına bakarsanız, 1940'lı yıllardan beri ülkemiz kötü gidişatlar yaşıyor ve bunu bir türlü değiştiremiyoruz. İyi de niye?

Çünkü, biz kendimizde olanı değiştirmediğimiz için, Allah da bu gidişi değiştirmiyor. Tamam, doğruya ulaşamamış ama Allah'a teslim olmaya çalışan bir insan penceresinden bakarak şunu soralım;

İyi de biz, bizdeki neyi değiştirmeliyiz ki, Allah da bizim maruz kaldığımız şeyleri değiştirsin?

Bu sorunun cevabı, surenin içerisinde var cigertolar.

14. Gerçek dua yalnız O’na / hak davet yalnız O’nun için yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.

16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kim?” De ki: “Allah.” De ki: “O’nun yanında başka dostlar mı / destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar sağlayıp zarar verme gücünde değiller.” De ki: “Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah’a, tıpkı O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış / yaratılanlar kendileri için benzeşir hale mi geldi?” De ki: “Allah’tır herşeyi yaratan, O’dur Vahid ve Kahhar olan.”

Bu iki ayette anlatılanlar size bir şeyler çağrıştırıyor mu?

Artık biliyoruz ki, günümüzde hem ülkemiz ve hem de diğer müslüman ülkelerdeki insanların büyük çoğunluğu, bilerek ya da bilmeyerek Allah'tan başkasını yardıma çağırmıyor mu? Bir takım evliyayı, ulemayı Allah ile kendi arasına dostlar olarak koymuyor mu? Bu iki ayette Allah, insanların yakardıkları ve bir takım dostlar edindiklerinin durumunu da vererek neden yanlış olduğunu da veriyor. Onların Allah gibi bir şeyler yaratamadıklarını, hiçbir çağrıya cevap veremediklerini gözler önüne sererek aslında akıllıca bir kıyas yapılmasına da olanak tanıyor;

Bir tarafta yaratan, yönlendiren hüküm sahibi olan biri var diğer tarafta hiçbir şey yaratamayan, çekip çeviremeyen, hiçbir çağrıya cevap veremeyen bir(ler)i var. O zaman ben yaratan dururken neden yaratılanı dost, destekçi edineyim ki?

İşte bu kıyas her şeyi değiştirir cigertolar. Zaten Allah bu surenin çoğu ayetinde yaratışına, kudretine, kainatı çekip çevirdiğine vurgular yaparak, tabiri caizse patronun kim olduğunu bize hatırlatıyor. E hal böyleyken neden Allah'ı bırakıp başkalarını yardıma çağıralım ki? Biz o kadar beyinsiz miyiz?

Sıkı durun esas bomba şimdi geliyor;

31. Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah’ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle-tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

Burda ne diyor? Küfre sapanların yaptıklarından ötürü, ya üzerlerine ya da yurtlarının yakınına bela konacak diyor. Bu size tanıdık geldi mi? Ülkemiz siyasi ekonomik v.b belalarla boğuşurken bir de yakınımıza başka belalar kondu, bakınız Suriyede olanlar, bakınız Irakta olanlar. Oralarda ucu bize dokunacak şekilde belalar yaşanıyor. Oradakiler de felaketleri yaşıyor ve bize de o felaketler adım adım yaklaşıyor. Allah'ın vaadi gelinceye değin diyor bir de. O gelecek olan vaat ne?

11.Ayetteki şu cümle;


Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur.


Ve ekliyor;
Allah vaadine asla ters düşmez. Ne demek bu?

Allah vaat ettiğini mutlaka gerçekleştirir, eğer böyle yaparsanız bu mutlaka olur, demektir.

Ve şunu da söylüyor;

33. Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: “Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?” Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.

Evet, bu ayet de bize tanıdık geliyor, bir takım isimler uydurulmuş, kutup ve gavs gibi ve bunlar Allah'a ortak koşuluyor.

Şimdi, surenin en başına dönelim ve anlamaya çalışalım neler oluyor?

Sure, söze Kitabın ayetleri olduğunu ve Rabbimizden indirilen hak/gerçek olduğunu ama insanların çoğunun buna (ayetlere) iman etmediğini söyleyerek başlıyor (ayet 1) Aslında bu çok doğru bir sözdür. İnsanların çoğu buna (ayetlere) inanmıyor eğer inansaydı söyleneni yapardı. Bakın mesela ben size desem ki, ''Başka bir galaksiden gelen asgardlılar :) Mars'ın yörüngesinde toplanmış ve dünyaya saldıracaklar :) eğer sığınaklara girerseniz kurtulursunuz zira yeraltına kadar giremiyor bu yaratıklar''  Evet, eğer benim dediğime inanırsanız ne yaparsınız?

- Evet, bu adam doğru söylüyor hemen sığınaklara girelim.

Der ve yeraltı sığınaklarına girersiniz değil mi? İşte inanmak böyledir. Allah, eğer şöyle şöyle yaparsanız, başınıza şunlar gelir diye vaat ettiği zaman, eğer inanıyorsanız o şeyleri yapmazsınız veya yapılması gereken şeyleri yaparsınız. Ama hani? İşte bu yüzden insanların çoğu iman etmiyorlar diyor.

Daha sonra 2-3 ve 4. ayetlerde;

2. Allah odur ki, gökleri direksiz yükseltmiştir, görüyorsunuz onları… Sonra arş üzerine egemen olmuştur. Güneş’i ve Ay’ı da boyun eğdirmiştir. Bunların tümü belirlenmiş bir vakte kadar akar dururlar. Oluşu yönlendirir, çekip çevirir O… Ayetleri birer birer gözler önüne serer ki, Rabbinize kavuşacağınıza açık-seçik inanasınız. 

3. Yeri uzatıp döşeyen ve onda oturaklı dağlar ve nehirler vücuda getiren O’dur. Bütün meyvalardan kendi içlerinde ikişer çift yaratmıştır O. Geceyi gündüze sarıp bürümektedir O. Bütün bunlarda derin derin düşünecek bir topluluk için elbette ayetler vardır. 

4. Yeryüzünde birbirine sırt vermiş komşu kıtalar, üzümlerden bahçeler, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki, bir tek suyla sulanırlar. Biz bunların, yemişlerde bir kısmını diğer bir kısmına üstün kıldık. Bütün bunlarda aklını çalıştıran bir topluluk için elbette ki ibretler vardır.

Bu üç ayette Alah'ın yarattığı şeyler ve onlara hükmettiğini, onları çekip çevirip yönlendirdiğini gözler önüne serer ve bunlardan ibret almamız istenir. Nedir bu ibretler? Birincisi, mutlak güç sahibinin kim olduğunu bileceksin, bildikten sonra şu sorunun cevabı otomatik olarak ortaya çıkar;

Güç sahibi dururken, güçsüz olana kulluk edilir mi?

İkinci olarak da, ikinci ayetin son cümlesinden hareketle, Rabbimize kavuşacağımıza AÇIK-SEÇİK inanalım. Açık seçikten kasıt, belgeli, gözleme dayalı bir inanıştır yoksa kuru kuruya, falanca ulema dedi diye inanma olmaz. Dikkat ederseniz, Kur'anı bütününü dikkate alarak düşünecek olursak Allah, çeşitli örneklerle özellikle de yağmur döngüsü ile tabiatı defalarca dirilttiğini, bir çok kere gözler önüne koyar durur. Sizi de böyle tekrar dirilteceğim demektir bu. Nitekim Rad suresinin 5. ayetinde bu konuda da şöyle söyler;

5. Eğer şaşıyorsan, esas şaşılacak olan onların şu sözüdür: “Biz toprak olunca mı ve gerçekten mi yeni bir yaradılış içinde bulunacağız?” Bunlar Rablerini inkar edenlerdir. Ve bunlar boyunlarına bukağılar vurulanlardır. Bunlar ateşe dost olanların ta kendileridir; orada sürekli kalacaklardır.

Evet, gerçekten de, Allah'ın (yarattığı) ayetlerini görüp, tabiatın sürekli dirilişine tanık olup ve aynı zamanda ilk yaratılışı da bilen insanın;

-Hakkatten la, biz yeniden mi yaratılacağız?

Diye sorması, gerçekten şaşılası bir durumdur. Nasıl ki, darbeye maruz kalınca bir camın kırıldığı bilgisine ulaştıktan sonra, bir cam bardağın düştüğünde kırılacağı yönündeki bir habere şaşırmıyorsak, aynı şekilde Allah'ın yaratıcılığını ve devamlı öldürüp dirilttiği bilgisinin ışığında, Allah'ın yeniden dirilteceğine inanmak ve anlamak gerekir. Bazen inanan insan da, dünya nimetine dalıp, yeniden dirileceği günü unutabilir, onlara da hatırlatmak içindir. İnanmayanı bilgilendirmek uyarmak, inanıp unutana da hatırlatmak için.

6. Senden, güzellikten önce kötülük istemede acele ediyorlar. Halbuki önlerinden pek çok örnek gelip geçti. Şu da bir gerçek ki, Rabbin insanlara karşı, zulümlerine rağmen af sahibidir. Ve rabbinin azabı elbette çok şiddetlidir.

Bu altıncı ayette, insanların kötülüğü istemede aceleci olduklarını söyledikten sonra kendisinin, insanların zulmüne rağmen af sahibi olduğunu söylüyor ama şunu da ekliyor; ve Rabbinin azabı gerçekten çok şiddetlidir.

Yedinci ayette;

7. Küfre sapmış olanlar şöyle derler: “Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!” Sen sadece bir uyarıcısın ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder vardır.

Küfre sapanların peygamberden mucize istemelerine karşılık, peygamberimize sadece bir uyarıcı olduğu söyleniyor. Yani mucizeyi dilerse Allah gönderir peygamberin elinde değil bu, o sadece bir uyarıcıdır. Ve her topluluk için doğruyu ve iyiyi gösteren bir önder olduğunu söylüyor. Ama ne hazindir ki bu önderleri de dinleyen pek çıkmaz cigertolar.


Bu ayetlerde;

8. Allah her dişinin neye gebe olduğunu, rahimlerin neyi eksiltip neyi artıracağını bilir. O’nun katında herşey bir ölçüye bağlıdır.

9. Gaybı da görünen alemi de bilendir O… Kebir, sınırsızca büyük O’dur; Müteal, sonsuzca yüce O’dur.

10. Sizden sözü saklayan da açıklayan da geceye sığınıp gizlenen de gündüz yol alan da onun için birdir.

Allah, yine kendinden bilgiler vererek, herşeyi bildiğini, görünen-görünmeyen, gizli-açık her şeyi bildiğini söylüyor. Aslında bu kendisine dair verdiği bilgiler, kendisinin güç sahibi, yaratıcı, herşey üzerine tam hakim olduğunu hatırlatmak içindir ki, insanlar bunu hatırında tutsun ve böyle vasıfları olmayanları dost, yardım edici v.b edinmesin. İşte herşeyi yaratan, yarattığına şekil veren onu yönlendiren ve yarattıklarının herşeyini gören ve yarattıklarına hem bilgi yönünden hem de kudretiyle, yönlendirmesiyle tam bir biçimde hakim olan Allah'ın bu özellikleri veriliyor. Hatta bu, sadece bu surede değil, Kur'anın bir çok suresinde tekrar tekrar veriliyor buna rağmen insanların bir çoğu, bu gerçeğe rağmen, Allah2tan başkasını yardım edici, dost v.b ediniyor. Ki bu bir şirktir, Allah'ın tevbe edilip bırakılmadığı takdirde asla affetmediği bir suçtur. Zumer 65. ayette;

Andolsun, sana da senden öncekilere de şu vahyedilmiştir: Eğer şirke saparsan amelin kesinlikle boşa çıkar ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun. 
   ZUMER 65

Evet cigeroviçler, bu amel hem dünya ameli hem de ahiret amelidir. Nitekim Kehf suresinde (uzun olmasın diye kısa geçeceğim) bahçe sahibi bir amca, arkadaşının uyarısına rağmen şirkinde devam ediyor ve Allah onun bahçesini (dünyalık amelini) elinden alıyor. O da Kehf suresi 42.ayete göre şöyle dertleniyordu;

Derken bütün ürününe el kondu. Bağ sahibi, çardakları üzerine çökmüş bulunan bağ için harcadıklarına vahlanarak avuçlarını ovuşturuyor ve şöyle diyordu: "Ne olurdu, Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım!"
    KEHF 42

Sahip olduğumuz, malımız, sanayimiz, ülkemiz v.b bizim dünyalık amelimizdir. Eğer şirk batağına düşersek bunları, tıpkı o amca gibi teker teker kaybederiz. Ola ki, kendimizde olan bu şirki düzeltmemiş olalım.

Eğer düzeltirsek, Allah bunları niye elimizden alsın ki?

İşte tam bu noktada Rad suresinin bomba ayetlerinden biri karşımıza dikiliyor;


11. Her biri için onu önünden ve arkasından izleyen gözcüler vardır ki, kendisini Allah’ın emrine bağlı olarak koruyup denetlerler. Gerçek şu ki Allah, bir toplumun maruz kaldığı şeyleri, onlar, iç dünyalarını değiştirmedikçe, değiştirmez. Allah bir topluma bir perişanlık dileyince de artık onu geri çevirecek bir güç yoktur. Ve onlar için Allah dışında koruyucu bir dost ta olamaz.

Buraya kadar genel bir özet yapacak olursak, Allah kendisinin dua edilmeye, yardıma çağırılmaya, dost edinilmeye layık olduğunu belirtmek için kudretinin eserlerini ve kendisinin bunları yaratmakla kalmayıp, onların üzerinde tam hakimiyet sahibi olduğunu ve herşeyden haberdar olduğunu hatırlattıktan sonra onbirinci ayette bir toplumun kendini değiştirmedikçe onları değiştirmeyeceğini söylüyor. Ve eğer perişanlık dilerse tıpkı o kehf suresindeki amcaya olduğu gibi, o perişanlığı kimsenin geri çeviremeyeceğini uyarı olarak hatırlatıyor. Ama şu da bir gerçek ki, bu Rad suresinin altıncı ayetinde dediği gibi;

......... Rabbin insanlara karşı, zulümlerine rağmen af sahibidir. 

O perişanlık dilenmeden önce, belki o söz konusu toplum döner diye, neyin yanlış yapıldığını da hatırlatıyor;

14. Gerçek dua yalnız O’na / hak davet yalnız O’nun için yapılır. O’nun dışında yalvarıp davet ettikleri ise onlara hiçbir şekilde cevap veremezler. Onlar, ağzına ulaşsın diye iki avucunu suya doğru açan ama suya ulaşamayan birinden başkasına benzemiyorlar. Küfre sapanların dua ve davetleri şaşkınlığa dalmaktan başka bir işe yaramaz.

16. De ki: “Göklerin ve yerin Rabbi kim?” De ki: “Allah.” De ki: “O’nun yanında başka dostlar mı / destekçiler mi edindiniz? Bunlar kendilerine bile yarar sağlayıp zarar verme gücünde değiller.” De ki: “Körle gören yahut karanlıklarla ışık bir olur mu? Yoksa Allah’a, tıpkı O’nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da yaratış / yaratılanlar kendileri için benzeşir hale mi geldi?” De ki: “Allah’tır herşeyi yaratan, O’dur Vahid ve Kahhar olan.”

Tamda günümüz müslümanlarının acı ama gerçek durumu, Maalesef.


Onbeşinci ayet;

15. Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah’a secde eder.


Evet, o ayetlerde tabiatın ve meleklerin Allah'a yöneldiğini vurgulamıştı. Burdan anlaşılan şudur,yaratılanlar Allah'a yöneliyor hem de ortağı bulunmayan ve önceki ayetlerde belirtilen tabiatı yaratıp çekip çeviren hüküm sahibi ve hakim olan Allah'a... Peki ya insan?

Yukarıda verilen ondört, onbeş ve onaltıncı ayetler aslında onbirinci ayetin bizde oluşturacağı olası sorunun cevabıdır;

İyi de biz, bizdeki neyi değiştirmeliyiz ki, Allah da bizim maruz kaldığımız şeyleri değiştirsin?

Evliyadan yardım dilenilen, evliyayı ulemayı Allah'tan daha çok dost edinen bir toplumun, maruz kaldığı şeylerin değişmesini beklemek hem de bu huyunu değiştirmeden beklemek, komik bir davranış olmaktan öte gidemez.

Bakınız 14 ve 16. ayetlerde yalvarıp davet edilenin acizliği de, güç sahibi olmayışı da, okuyucunun bilgisine sunuluyor. İşte bu yüzden bu ayete gelene kadar önceki ayetlerde Allah'ın yaratışı, çekip çevirişi güç ve kudreti anlatılarak, gerçek güç ve kudret sahibinin Allah olduğu için, yardım ve davet edilenin Allah olması gerektiği VURGULANIP hatırlatılıyor. Ve yine şu ve diğer ayetlerde olduğu gibi;

15. Göklerde ve yerde kim varsa gölgeleriyle birlikte ister istemez ve sabah-akşam Allah’a secde eder.

Göklerde ve yerdekilerin, Allah'a boyun eğişini tekrar tekrar hatırlatıyor. Tabi, düşünüp öğüt alanlara.

E onlar Allah'a (başkasına değil sadece Allah'a) yöneliyor. secde ediyor da insana ne oluyor?


Tabi yazı uzun olmasın diye :) biraz kısaltıyorum 17.ayette hakla batılı örneklendiriyor ve indirilenin (Kur'an) hak olduğunu bilenle kör olanın aynı olmadığını söyleyip düşünüp ibret alana göndermede bulunuyor;

19. Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi, kör olan biriyle aynı mıdır? Sadece aklı ve gönlü işleyenler düşünüp ibret alır.

Ve sonra şunu diyor;

20. İşte bunlardır, Allah’a verdikleri söze sadık kalanlar ve antlaşmayı bozmayanlar.

sonraki ayetlerde ise, bunların ne yaptığını (bize örnek olsun biz de yapalım diye) anlattıktan sonra onlara ve onlar gibi olanlara ne tür bir ödül vaat ettiğini söylüyor (lütfen bu ayetleri okuyun ve DÜŞÜNÜN).  Şu ayet gerçekten de ilginçtir;

31. Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur’an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah’ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle-tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

Allah Allah yanlış mı okuyorum? Bizim yurdumuzun yakınında da BELALAR yok mu? Bakınız suriye, bakınız ırak. Ve o son iki cümle;

......Ta, Allah’ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.

Peki, Allah'ın vaadettiği ve gelecek olan nedir? Kur'anın bütününe bakacak olursak bu vaatler hem bu dünyada ve hem ahirette olacaklardır. Allah, müminler için de, küfre saplananlar için de bir takım vaatlerde bulunmuştur ve o vaat edilen MUTLAKA GELİR çünkü,

ALLAH VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ!

Bu surenin kalbi, BANA GÖRE 11. ayettir ve diğerleri onun açıklamasıdır. Nedenleri, niçinler ve nasıllarıdır....

Bak;

33. Allah’a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: “Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah’a, yeryüzünde bilmediği birşeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?” Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah’ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.

Gördünüz mü? İnternette araştırın, kutup ve gavs diye İSİMLENDİRDİKLERİ bir takım zatlara neler yakıştırılmış. Çok uzun olmasın diye buraya almıyorum ama Allah'ın ısrarla kainatı kendisinin çekip çevirdiğini söylemesine RAĞMEN kutbun kainatı çekip çevirdiğini söylemek, bahsedilen kişiyi Allah'In mülkünün (kainat) yönetiminde ona ortak tutmaktır. Ve 33. ayette denildiği gibi ''kutup'' ''gavs'' insanların uydurduğu bir takım isimlerdir.

Evet acı ama gerçek..

Ve, sonraki ayette benim yukarıda bahsetmeye çalıştığım bir şey okuyucuya hatırlatılıyor;

34. Dünya hayatında bir azap var onlar için, ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir. Onları Allah’a karşı koruyacak kimse de yoktur.

Evet bu vaattir, böyle yapanlara Allah bu dünyada da ahirette de azap vaat ediyor.

ALLAH VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ!

Aslında fazla uzatmaya gerek yok, sure genel olarak bu anlatılanların çevresinde dönüyor.

Gördünüz mü, günümüzle nasıl örtüşüyor.

Bu kitap bizi anlatıyor, bu kitap UYARIYOR, ÖĞÜT veriyor, DÜŞÜNDÜRÜYOR...

32. Andolsun ki, biz Kur’an’ı öğüt ve ibret için kolaylaştırdık. Fakat düşünen mi var?! KAMER

Konuyu yavaş yavaş noktalayalım zira uzadıkça uzar :) Sonuç olarak cigertolar, Allah, hatırlatıyor, uyarıyor ve eğer dikkat ederseniz bize bizi anlatıyor, günümüzü anlatıyor.

Bu kitap zaman üstüdür. Uyarı vardır, tehdit vardır, ödül vardır, kurtuluş vardır, bilgilendirme vardır. Bunların hepsi birer vaat olarak sıralanır. Neyi yaparsak, ona ilişkin verilen vaat ile mutlaka karşılaşacağız.

Bu arada bu sureyi şu adresten okuyup düşünün, anlamaya çalışın;

http://www.kuranikerimmeali.com/rad-suresi.html


Bu kitabı terkedersek başımız beladan kurtulmaz ki zaten böyle de oluyor. Çünkü;

ALLAH VAADİNE ASLA TERS DÜŞMEZ!

Allah'ın vaadi mutlaka olur, oluyor da!

Tekrar görüşmek üzere..

Sevgiler.


31 Mayıs 2015 Pazar

SEÇİME AZ KALA, ALLAH İLE ALDATILMA



Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın.
   FATIR 5

  Evet sevgili cigeroviçler, öncelikle harbiden kaytardık :) bir süre yazmayı bırak, bloga girip bakamadım bile. Neyse kaldığımız yerden devam edeceğiz inşallah. Ama bugün geçen yazının devamını bir sonrakine erteleyip, onun yerine içinde bulunduğumuz duruma ilişkin bir yazıyı yazmak istedim. Bu gün yazıya Fatır suresi 5. ayetle başladık neler oluyor?

Din, en önemli aldatma malzemesidir. Evet evet öyle. Dini iki kişi kullanır, biri Allah'tır insanları karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, diğeri ise şeytan(lar)dır, insanları (aydınlık yoldan) saptırıp dalalete sürmek için. Her ikisi de tek bir dini kullanır; ALLAH'IN DİNİ. Ama kullanım şekilleri farklıdır. Biri hakkı söyler, diğeri hakkı eğip büker öyle söyler.

Kısacası cigertolar, karanlıktan aydınlığa çıkabilmek için de, dine ihtiyaç var, dalalete sapmak için de dine ihtiyaç vardır. Aslında dini üzüm suyuna benzetmek mümkündür, onu saf olarak verirsen içene faydalı bir içecek olur, eğer birtakım işlemlerden geçirerek verirsen bu sefer de, içenin aklını örten bir şaraba döner. İşte şeytanlar dini, insanlara saf olarak değil de, AKLI ÖRTEN şaraba dönüştürerek verirler. Sadece şeytanların icraatlerini gördüğü için Karl Marx amca '' din afyondur'' demiştir eğer dinin saf halini görebilseydi eminim ki, onu da dikkate alarak daha farklı şeyler söylerdi. Buna göre Karl Marx amca yüzde elli doğru, yüzde elli yanlış söylemiştir. Doğrusu şudur; Din şeytanın elinde afyondur, Hakkın elinde ise şifadır. Dur lan cümle hoşuma gitti bir daha yazalım :)

Din, şeytanın elinde afyondur, Hakkın elinde ise şifadır.

Dinin aldatma aracı olarak kullanılabilmesinin iki sebebi vardır, birincisi inanan insanların Allah'a olan inançları, sevgileri, güvenleri, korkuları v.b'dir. İkincisi ise insanlarda bulunan dünya nimetlerine düşkünlüktür.

İnsanlardaki bu iki duyguyu dinle gıdıklayarak onları kıllandırmadan aldatmak mümkündür. Bu kandırma eylemini engelleyen tek şey ise Allah'ın indirdiği yani Kur'anın okunup, üzerinde düşünülmesidir ki, adamlar onun da formülünü bulmuşlar;

-Aman ha Kur'anı okuma! Kafir olursun

-Aman, din akılla olmaz aklını çalıştırma, şeyhinin dizinin dibinde otur..

...

İşte böylelikle de insanları afyonlamak kolay olmaktadır. Yoksa Kur'anı okuyup düşüneni afyonlayamazsın çünkü;

Biz Kur'an'dan, inananlar için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Ama bu, zalimlerin yıkımını artırmaktan başka katkı sağlamıyor.
  İSRA 82

Burdaki şifa, vücut hastalıkları için değildir. Yani, falanca sureyi üç kere okursan astıma iyi gelir, filanca sureyi beş kere okursan kanser nodüllerini temizler :), efendim cübbeli emminin bir kitabında yazdığı gibi :) ereksiyon problemin varsa filanca ayeti suya okuyup içersen çük çalışır..... Böyle bir şey yok yok agalar. Evet, tıbbi şifalar / ilaçlar da Allah'ın ayetleridir ancak o ayetler Kur'anda değil TABİATTADIR ordan çıkarıp kullanacaksın. Bak gavur yapıyor tabiattan çıkarıyor ve ilaç yapıyor ve göze, döte, çüke faydasını görüyoruz değil mi? Tabiki bunlar da Allah'ın ayetleridir ama yarattığı ayetleridir. Zaten Kur'ana bakın, güneşten aya kadar, insanların dillerinin farklı olmasından renklerinin farklı olmasına kkadar yarattığı her şeye ayetlerim dediğini görürsünüz. Kur'andaki ayetler ise, gönüllere ve özellikle de akla şifadır, sosyal bozuluşların düzelmesi için şifadır. Adaletsizlik ve zulüm altında inleyen insanların, hayvanların ve bitkilerin kurtuluşu noktasında şifadır.

Peki, bugün öyle mi oluyor? İnsanlar şifa mı buluyor? E sen asprini içmezsen baş ağrın geçer mi?

E geçmez.

İşte kimse Kur'anı dikkate almazsa, tıpkı ilacı içmeyen bir emminin durumu gibi, şifa alamaz. Nitekim de böyle oluyor günümüzde.

Uzun bir giriş oldu lan, yavaş yavaş mevzuya girelim. Dedik ki, üzüm suyunu bozmadan saf halinde insanlara içirirsen, faydalı ve lezzetli bir içecek olur ama işlemden geçirerek bozarsan AKLI ÖRTEN bir şaraba döner. Malesef dinimizi de öyle yaptılar. Dinimizi, Kur'anı değiştirmeden bozmanın yolunu buldular. Uydurma bilgileri Kur'anın önüne geçirerek, ve Kur'anın okunup ANLAŞILMASINI kısmen de olsa yasaklayarak insanların beyinlerini uyuşturdular, onların akıllarını örttüler. O insanlar Kur'anı okuyup bir düşünse, şifa bulup akılları açılacak ve afyondan kurtulacaklar ama ne mümkün?

Şimdi en başta verdiğim Fatır suresi 5. ayeti tekrar hatırlayalım ve deminden beri çene yapmaktan giremediğim şu mevzuya girelim;


Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın.
   FATIR 5


Evet beyler, Allah neyi vaad etmişse MUTLAKA olur şunu şunu yaparsanız size hayırlar veririm, cennete mirasçı kılarım mı diyor? Eğer o söyleneni yaparsan vaad edileni mutlaka alırsın. Allah, şunu şunu yaparsan seni ateşe sürerim, dünyada da rezillik ahirette de ateş azabı tattırırım mı diyor? O zaman eğer o söyleneni yaparsan, dünyada rezillik ve ahirette de ateş azabını tadarsın.

Allah vaadinden caymaz.

Rabbimiz,muhakkak ki sen hakkında şüphe olmayan o günde insanları toplayacaksın. Muhakkak ki Allah vaadinden dönmez.
Ali İmran 9

O halde, bu iğreti dünya hayatına aldanıp Allah ile aldatanların sömürüsüne açık hale gelmemeliyiz. Tabi bunu yapabilmek içinse bir zahmet Kur'anı okumalıyız ki, aklımız da uyduruk şeylerle örtülmesin.

İğreti dünya hayatına aldanmak deyince genelde insanların aklına sadece para gelir. Gerçi her konuda insanların aklına para geliyor ya neyse. Üstün olmak, kazanmak, mevki sahibi olmak, sevdiğin kişi(ler)in bir yere gelmesini istemek, övünebileceğin çokluğa sahip olmak.....   Tabi bunları hak ölçüsünde olması gerektiği gibi yaparsan bir sorun olmaz ama abartıp aşırı düşkün olursan işte o zaman aldanmaya, aldatılmaya başlarsın. Sürekli ve abartılı bir şekilde, bir şeyi istemeye başlarsan başka şeyleri göremezsin. Gözünle hep bir yere odaklan, gözün görüş açısı geniş olmasına rağmen yan detayları göremezsin,farkedemezsin. Sen eğer ısrarlı, abartılı, gözü dönmüşçesine en sapıkane bir şekilde, benim partim iktidara gelsin, benim dediğim olsun, benim sevdiğim adam padişah olsun dersen, o senin sevdiğin adamlar, padişahlar v.s Hakkı çiğnediklerinde görmezsin hem de senin gözünün önünde olmasına rağmen görmezsin. Ayrıca zaten insan şeytanları, dinle senin aklını örttüklerinden, hem aklın örtülü artık çalışmaz halde ve hem de dünyalık isteklere aşırı kafaya takmandan ötürü, o fatır suresinde bahsedilen amca(lar)ın seni aldatması tereyağından kıl çekmek gibidir.

Ama burada aldatma metodu daima dindir ''ALLAH İLE ALDATMA''

Dinin sahibi ve hüküm koyucusu Allah olduğuna göre, din adına ne söylersen söyle, insan kafasında ''Bunu Allah söyledi'' diye düşünür zaten amaç da budur. Yani dinleyici bunun Allah'ın emri olduğunu düşünsün, biz de malı götürelim diye çalışır o aldatıcı. O yüzden de söylemler genelde hem ses olarak hem de mana olarak vurgulu, yüksek perdeden, ya da Kur'andan sanılsın diye kelimeler Kur'andaki ses uyumuna benzetilerek veya oradan kelimeler katıştırılarak yapılır ve hatta peygamberin sözü denilen hadislerden de bir şeyler karıştırılarak yapılır. Mesela;

- Liderimiz, ikinci peygamber gibidir.

-Liderimizin çıktığı şehirler kutsaldır.

veya lider, hadisde bahsi geçen, Aallah'a atfedilen söze öykünerek

-rahmetimiz gazabımızı geçmiştir.

Ve bunlar gibi tanık olduğunuz bir çok ifadeler karşısında, AKLI ÖRTÜLMÜŞ kitleler bu söylenenleri din sanarak galeyana geliyor, coşuyor coşuyor, coşuyor.

Hani dedik ya, şarap aklı örter, sonuçta da içen sarhoş olur ne söylediğini bilemez hale gelir. Peki din sömürüsüyle aklı öretülen amcalar sarhoş olur mu?

E olma mı?

-..... Götünün kılıyık

-Yerim ben onu yalarım !!?!!

https://www.youtube.com/watch?v=m_R0aAq9jDU

-ben ona aşıkım, mevlana ile şmsin aşkı gibi!!??!

Peygambere hitap eden sahabelere öykünerek;

-Liderim sana anam babam feda olsun

- 300 yılda bir Allah'ın nasip ettiği liderlerden biri

http://www.meydangazetesi.com.tr/gundem/yandas-ihalelerle-taninan-ethem-sancak-erdogan-i-gordukce-asik-oldum-mevlana-ile-sems-gibi-h3620.html

Meydan gazetesinin ilgili haberinden alıntı;

.....
Daha önce Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için, "Ona; anam, babam, eşim çocuklarım feda olsun" ifadelerini kullanan Ethem Sancak, Erdoğan'la ilgili şunları söyledi:

“Erdoğan, 300 yılda bir Allah’ın nasip ettiği liderlerden biri. Allah Türkler’e yüz yılda bir böyle bir lider veriyor. Türkler peşinden gidince harikalar yaratıyorlar. Bazen harcıyorlar Menderes’i harcadıkları gibi. Romalılar Sezar’ı öldürdü, Roma çöküşe geçti. Bunlar oluyor.”.....
... Siirt seçimleri vesilesiyle Siirt’ten başbakan çıksın diye, dürüstlüğünü, yiğitliğini gördüm, gördükçe de aşık oldum. Doğrusu solculuk dönemimde Mevlana ile Şems’in arasındaki aşka anlam veremiyordum. Tanıdıktan sonra gördüm ki,  böyle bir ilahi aşk iki erkek arasında olabiliyor..”
......

İki erkek arasında aşk.. Hımmmm Şems ile mevlana gibi hımmmmm  ilginçmiş cigerto enteresan.


İnsanlar, tabiki inanan insanlar Allah'a, peygambere ve Kitaba büyük teveccüh gösterdiğinden, onları eğer akıllarını işletmiyorlarsa, bu teveccüh gösterdikleri değerlerle aldatmak kolaydır.

Mesela bir iş mi yaptıracaksın? Normalde yapmazlar mı? O zaman '' Allah, aha böyle yapın dedi'' dersen hemen yaparlar ya da Peygamber aha bunu dedi de durum aynı. Veya Kur'anı anlayarak okutmuyorsun ya hani insanlarda Kur'anda ne yazdığını bilmiyor. ''Aha Kur'anda böyle yazıyor'' dedin mi anında yaparlar. Sen, '' niye böyle yapıyorsunuz bu islama aykırıdır'' diye istediğin kadar yırtın alacağın cevap şudur;

-Ne yani, sen şimdi Kur'anı inkar mı ediyorsun bak Kur'anda yazıyor.

Sen istediğin kadar Kur'anda yazmıyor hatta tersini yazıyor de, ayeti göstersen de inandıramazsın. Zira o aklını ört(tür)müş şahis için ulema ne diyorsa doğru diyordur.

Şuraya bak;

http://odatv.com/n.php?n=davutogluna-basbakanlik-peygamber-tarafindan-verildi--3105151200

Linkini verdiğim haberin başlığı; Davutoğluna başbakanlık peygamber tarafından verildi!!!!

AKP'nin İstanbul Yenikapı'daki mitinginde mikrofonu eline alan sarıklı cübbeli bir vatandaş Kabe'de ders yaparken Davutoğlu'nun kendisine göründüğünü, ona başbakanlığı peygamberin verdiğini söyledi.

"Biliyorsunuz ben her ay Beytullah'a giderim. Resulullah'ın mescidinde oturuyordum, ders yapıyordum. Rüyamda Davutoğlu'nu gördüm. Şurasında birim kodu yazıyor, burasında da başbakan yazıyordu. Ona başbakanlık Resulullah tarafından verilmişti."

Daha sonra HDP ve CHP'lilerin imanının şüpheli olduğunu söyleyen kişi Saadet Partisi'ne de yüklenerek "Allah Saadet'e akıl fikir versin" dedi.

Aha şu adreste videosu var. Konuşan emmiyi dinleyen aklı örtülmüşleri de iyi gözlemleyin.

http://odatv.com/vid_video.php?id=8D8AC

İşte bu şaşkınların şifası Kur'andır ama hani okuyan yok ki. O şifa yerine sakallı sarıklı emmilerin zehirlerini alıyorlar.

Aslında konuyu fazla uzatmaya gerek yok, hatta Kur'ana gönderme yapalım ki, biraz da araştırmış olasınız. Cehennem ve cehenneme gidecekleri belirten ayetlerden hemen sonra cennete gidecekler, kendilerini cennete götürecek amellerle birlikte anılır. Ama şunları şunları yapanlar öyle değildir, onlar bahçeler içindedir gibi.

Kur'anı açıp okuyun, cennet ehli ile cehennem ehli olanların amelleriyle, bu iktidarın amellerini karşılaştırın bakalım hangisine uyuyor?

Bir bakın hele. Ev ödevi olsun.

Göz göre göre, insanların gözünün içine baka baka söylenen yalanlar, acaba mümin ameli midir yoksa .....

Halkı birbirine düşürmek bir mümin amelimi midir yoksa .....

Acaba aşağıdaki ayet kim(ler)in ameli?

Gerçek şu: Firavun o yerde egemenlik kurmuş ve ora halkını gruplara ayırmıştı. Onlardan bir topluluğu horlayıp eziyordu: Bu topluluğun erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarına hayasızca davranıyor/kadınların rahimlerini yokluyor/kadınlarını hayata salıyordu. O gerçekten fesadı yayanlardandı.
  KASAS 4

veya şu;

İnsanların haklarını kısmayın (eksiltmeyin) ve yeryüzünde fesat çıkarıp bozgunculuk yapmayın.
   ŞUARA 183

Diyorlar ki,

-Efendim, müslümansanız akp'ye oy verieceksin...

Geçeceksin o işi, müslüman bir adam, akp'ye oy veremez. Zalimi destekleyemez.

Şimdi cigeroviçler, paralel kabeye, Kur'anlı yaşpastaya, yalana dolana, ayakkabı kutularına, haram yemeye, halkın malını ayakkabı kutularında depolamaya (niye kasada değil de ayakkabı kutusu onu da anlamış değilim) ve diğer rezaletlere girmiyorum onları zaten biliyorsunuz. Ama gelin şu iki konuyu dikkate alalım;

Ehil olmak..

Biliyorsunuz bugün paralel diye anılan cemaat ile iç içeydiler, kendilerine '' kardeşim bunlar devleti ele geçirmeye çalışıyorlar, ülkeye zarar veriyorlar'' denmiyor muydu? Deniyordu. Onlar ne ne diyordu? Kendilerini uyaranları din düşmanı, ilan etmiyorlarmıydı? Cemaati korumuyorlarmıydı? Cemaate açılan davaları düşürüyor (böylelikle adaleti işlemez kılıyor) ve cemaat aleyhinde yazılan kitapları engelliyorlardı ki, bunları siz de biliyorsunuz, şahit oluyordunuz. Sonra ne oldu?

Birbirlerine düştüler ve çıkıp dediler ki;

-Efendim, bunlar paralel devlet kurmuş, efendim biz bunlara kanmışız. Aldatılmışız...

Peki size sorarım cigertolar, ehil olan kişi kimdir? Cemaatin kepazeliğini görebilen basiret sahibi insanlar mı yoksa cemaatin bu kepazeliğini uyarılmalarına RAĞMEN göremeyen bu basiretsizler mi?

Şu bir gerçek ki, Allah size emanetleri, onlara ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor. Allah Semî'dir, çok iyi duyar; Basîr'dir, çok iyi görür.
  NİSA 58

O halde biz oylarımızı niye akp'ye verelim ve niye emaneti (ülke ve geleceğimizi) bunlara emanet edelim ki? Zira şekil A'da görüldüğü üzere kendileri ehil değil ve basiretleri de kapalı. O zaman bir müslüman Nisa 58 gereğince emaneti akp'ye veremez. Hem ne diyor bu ayette?

......İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor....

Kim emrediyor? Allah emrediyor. Peki bunlar hükmediyor mu?

Hayır! Zira hukuk kendilerinden olana farklı kendilerinden olmayana frklı işliyor. Halbuki adaletten bahsedebilmek için kanun, herkese aynı işlemeli. Hırsızlık, benim için suçsa, senin için de suç olmalı, onun için de.

Sonra ne diyor Allah o ayette?

.....Allah size bu şekilde ne güzel öğüt veriyor....

Evet var mı öğüdü alan?

O zaman emaneti ehline verin. En azından akp'nin ehil olmadığını biliyoruz değil mi cigertolar?

Öteki konu ne peki?

Biliyorsunuz ki, abd ırak,suriye, iran ve türkiyeyi bölüp, kopardıkları toprakları birleştirip bir kürdistan kurmayı amaçlıyor. Irak ve suriyenin parçalanma çalışmaları hızla devam ediyor. İşid ve öso bu iki ülke halkların katlediyor. İşid, o müşrik işid amerikaya farklı şekilde de hizmet ediyor. Mesela tarihi eserleri yok ediyor bu eserleri şirk unsuru ilan ediyor. Halbuki Allah tarihi kalıntıları incelememizi ve öğüt almamızı söylerken Kur'anda bu şerefsizler niçin şirk maskesi altında yıkıyor o tarihi eserleri? Çünkü, ırak ve suriyede bu ülkelerin halklarına ait hiçbir kalıntı belge olmasın ki, ileride kürdistan kurulduğunda arap halkı hak iddia edemesin.

Bir toplumu topraklarından kovmak ve yok etmek istiyorsan, orada bulunan köklerini de yok etmelisin. İşte bunlar bunu yapıyor. Bakın, ermeni soykırımı yalanlarıyla ara ara ortaya çıksalar da, hiçbir şey yapamıyorlar niye çünkü elimizde tarihi kalıntı ve belgeler var. Tabi eğer başımızdakiler satmadı veya yok etmedilerse. Ama o belgeler kalıntılar yok edilirse ne olur? Hak iddia edemeyiz. Anadoludan tarihi izlerimizi yok ederlerse bizi rahat yok ederler kovarlar buradan.

Şimdi anladınız mı, bir işgalde tarihi kalıntılar, eserler, niye yok edilir, şirk olduğu için mi?

Yok canım, kim şirkle mücadele ediyor? Allah'a hüküm koyma ve haram helal belirlemede ortak (şirk) koşan işid mi?

Allah'ın, saldırmayana saldırmak yoktur dediği emrini çiğneyip mazlumu katlederek ve bunu Allah'ın emri diye göstererek kafirlik yapan işid mi?

Hadi lan ordan...

Bakın orada amaç, müslümanı yurdundan etmek ve kendi amaçları doğrultusunda bir kukla kürdistan kurmaktır. Kim yapıyor bunu, abd, israil, işid ve öso tabi bilmediğimiz başkaları da varsa onlar da buna dahildir.

Peki bunun konumuzla ne ilgisi var?

Şimdi abd, işid, öso müslümanı öldürüyor mu? Öldürüyor...

Yurdundan ediyor mu? Ediyor bakın bir kısmı Türkiye ve civar ülkelere ülkelerini terkedip sığınmadılar mı? Kalanı da katlederek kaçırmaya çalışmıyorlar mı?

Peki bizimkiler ne yapıyor?

1- Abd'yi zaten evelden beri müttefik, dost edinmediler mi? Hatta eski hükümetler de aynısını yaptı.

2- İşide, ösoya silah sevkiyatı yapmadılar mı? Sınırda durdurulan tırları hatırlayın. Hatta şimdilerde ağızlarından kaçırmaya başladılar. Önceden tırlarda yardım gıda vardı diyorlardı, şimdi ise, kimi öso'ya silah gitti diyor öbürü durumu kurtarmak adına, ösoya gittiği sözünü yalanlayayım derken, hayır türkmenlere silah gidiyordu diyerek bir kere silah taşındığını doğrulamış olmuyor mu?

Allah, işte böyle şaşırtır adamı.

Türkmenler de bize silah gelmedi dediğine göre ve hatta bize yardım edin etmiyorsanız bile silah verin dediğine göre. Demek ki, işide ösoya yardım gitmiş ki, gezi eylemleri esnasında bu militanların Türkiye'ye sokularak hastahanelerde tedavi edildiği belgelenmişti hem de defalarca. Konuyu toparlayalım;

Abd, israil müslümanı hem dininden ötürü hem de yurdundan edip kukla devlet kurmak için, öldürüyor ve yurdundan ediyor. Türkiyeyi yönetenler, işid ve öso, müslümanın yurdundan edilmesine yardım ve destek oluyorlar.

Peki Allah ne diyor?

Allah sizi; ancak din hakkında sizinle savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran, çıkarılmanıza yardım eden kimselerle dost olmaktan yasaklar. Böyleleriyle dost olanlar, zalimlerin ta kendileridir.
  MÜMTEHİNE 9

O zaman biz akp'ye dost olamayız. Dostluk destekleşmeyi gerektirdiğinden ve oy vermek de, destek anlamına geldiğinden akp'ye oy veremeyiz.

Daha dur, Fravun emmiyle ilgili ayetleri irdelemeye kalksak işin altından kalkamayız hacı.

Evet cigertolar, nasıl Allah ile aldatanlar grubunun kuşatması altındayız gördünüz mü?

Konuyu şu noktaya da değinerek bitirelim;

Biliyorsunuz, paralellerle, federaller :) birbirine düşünce, birbirlerinin kirli çamaşırlarını dökmeye başladılar. Bunlardan birisi de aha şu haberde;

http://www.sozcu.com.tr/2015/gundem/fuat-avniden-7-haziran-icin-sok-iddialar-844770/?_sgm_campaign=scn_b804283a812d0000&_sgm_source=844770%7Csozcu&_sgm_action=Click

Haber kısaca şu şekilde;

----- Alıntı; www.sozcu.com.tr ------
İnternet fenomeni Fuat Avni yaklaşan 7 Haziran seçimleri ile ilgili şok iddialarda bulundu. AKP seçimler için kozmik bir ekip kurduğunu yazan Fuat Avni “En az yüzde 7 yer değiştirecek” iddiasında bulundu.

“Güzel insanlar, şahit olduğum gerçekleri yazmak zorundayım. Asla ümidinizi kırmayın, seçim hilesi yapacaklara göz açtırmayın. AKP, seçim hileleri için A Takımı kurdu. A Takımı’nın illerde, ilçelerde, köylerde uzantıları oluşturuldu. Hile yapacak kişiler belirlendi. Yaklaşık 174 bin seçim sandığı ile ilgili hedefler verildi. Her sandık için en az 20 oy hırsızlığı hedefi verildi. Türkiye genelinde 3 milyon 480 bin oy çalmak istiyorlar. Hedefe göre %7 civarı oy hırsızlığı yapıldığında AKP’nin tek başına iktidar hedefi gerçekleşmiş oluyor. AK-Hırsızlar seçim günü sabah namazında en yakın camide dua ederek hırsızlık çalışmalarına başlayacak.”

“CİHAD OLARAK ELE ALIYORLAR”

“Tüm teşkilat bunu bir cihad olarak ele alıyor. Hırsızların Allah’tan duası da yakalanmamak. Ancak sandık bekçileri bu defa AK-Hırsızları tek tek yakalayıp deşifre edecek.
-----------

Yani, hile yapılacak diyor, kirli çamaşırlar dökülüyor. Ki zaten biz bunları kaç seçimdir biliyoruz. Bakın burada ne var;

Cebren ve HİLE ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri, şahsi menfaatlerini müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakruzaruret içinde harap ve bitap düşmüş olabilir.

E oldu bile ve hala olmaya devam ediyor

Ondan önce ne diyor?

İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler.

E doğru, istiklal ve cumhuriyetimize kasteden düşman abd, dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili; savaşmadan savaş kazanıyor pezevenk. Sonra da bizimkiler dost belliyor onu.

Vay amk.. neyse

Sonuç olarak cigertolar, yaklaşan bu seçimde;

1- Mutlaka oy kullanın, kullandırın

2- İmkan bulabilenler lütfen sandıklara sahip çıksın bu konuda da birbirinizle destekleşin. Aranızda ayırım yapmayın hangi görüşten olursanız olun el le kolkola çalışın bu konuda.

3- Allah ile aldatanları sandığa gömün. Bu işi bu gün sandıkla çözemezsek, ileride çok zorlanırız ve hatta bunların yüzünden ülkemiz bir içsavaş veya bir işgal görebilir. Hani o emsali görülmemiş galibiyeti olan dallamalar var ya, bunlarla el ele her türlü şartları oluşturup uygulamaya başladılar bile.

Aman diyeyim, sandıklara gidiyoruz, Allah ile aldatanı sandığa gömüyoruz daha sonra zamanı gelince big bardırs denen zibidilerin de icabına bakacağız inşallah.

Unutmayın, söz konusu VATANSA gerisi teferruattır.

O yüzden herkes götüsünü kaldırsın :)  sandıklara koşsun, koşsun ne demek, uçsun uçsun.

Sevgiler.



17 Şubat 2015 Salı

İMAN KONUSUNA KISA BİR GİRİŞ (DEVAMI GELECEK) :)


  Selam cigeroviçler,

       Biliyorum iyi kaytarış yaptım. Kursta ikinci levela geçtim :) tabi birinci kurun sınavı eksik derslerin telafisi yüzünden yazı işine uzak kaldım. Bu gün bir haftadır aklımdan geçen bir mevzuyu masaya yatırmak istiyorum.Daha önceki konuların birinde şöyle bir ayet paylaşmıştık;


Ey iman edenler! Allah'a, O'nun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın. Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa düşmüş olur.
   NİSA 136

     Bu ayet, ''Ey iman edenler, iman edin .........'' diye başlıyor. Allah Allah, biz zaten iman etmiyor muyduk, bir daha ne imanı bu? Şimdi cigertolar, birileri insanlığı çok kötü kandırışa getirmiş ve iman konularının hep içeriğini boşaltmış. Evvelki Nebilere gönderilen islamı ve kitaplarını bozarak, Allah'ın dinin işe yaramaz hale getirmişlerdir. Ancak son Nebiye inen kitap (Kur'an) Allah tarafından korunduğundan, algı yönetimiyle insanları Allah'ın kitabından uzaklaştırıp, müslümanları kendi uydurdukları dinin içine çekmişlerdir.

     Din dendiğinde, hemen hemen bütün insanların aklına Allah'ın var olduğuna iman kavramı gelir. Hatta, Allah'ın varlığına iman sadece tek bir konuymuş gibi algılatılır. Ateist amcaların varlığı ve Allah hakkında atıp tutmaları da, bu algıyı benliklerde hep taze tutmuştur, tabi sadece inanan daha doğrusu inandığını söyleyenlerin benliklerinde. Şimdi Nisa suresi 136. ayete geri dönelim, bizler, Allah'a inandığımız için Kur'anı muhatap alıyoruz ve okuyoruz. Aslına bakarsanız kitap, tüm insanlara hitap etmekle birlikte bu dine inanmayıp açıktan red edenlerden çok inananları ÖNCELİKLİ olarak muhatap alır. Öyle ya, inanmayan adamın ne işi olur Kur'anla? Zaten ayet ''Ya eyyuhellezine amenu'' diye başlıyor. İyi de biz zaten inanıyorduk bu ne şimdi? Hatta cümlenin devamında, Allah'a, resulune, indirdiğine ...... diyede neye iman etmemiz gerektiğini söylüyor.

     Daha önceki yazılarımdan birinde bu ifadenin, türkçemizde kullandığımız bir ifadeye benzediğini söylemiştim. Hani bir adama şu şu işi yap dersiniz, ardından o kişiye ''hacı, şu işi yapsana'' dediğinizde ve ardından ''E yaptım ya'' veya '' E yapıyorum ya'' diye bir cevap işittiğinizde şöyle cevap verirsiniz;

- Kardeşim, yapma yap!

Sanki Allah, ayetinde, '' iman etme, iman et!'' der gibidir. Ya da başka bir deyişle, ''öyle iman etmeyin böyle iman edin'' veya '' benim istediğim gibi iman etmiyorsunuz, benim istediğim gibi (kitapta dediğim gibi) iman edin'' der gibidir.

Peki o zaman, ayette inanmamız istenen konulardan, Allah mevzusunu inceleyerek başlayalım acaba neler oluyor? Ama durun, önce anlatmak istediğimi daha iyi ifade edebilmem için kendi üzerimden bir örnekle açıklama yapayım. Şimdi cigeroviçler, diyelim ki ben size;

-Hüsamettin amcaya yüz milyar para verin ama ondan geri almayın. İki ay sonra ben size ikiyüz milyar vereceğim hem de hesapsız. :)

Bana inanıyor musunuz? :)

Veya;

-Şu binanın tepesine çıkıp atlayın, ben sizi aşağıdan tutacağım. Ölmeyeceksiniz söz :)

Bana inanıyor musunuz? :)

Bakın, bana inanıyor musunuz derken, benim varlığıma / var olduğuma inanıyor musunuz değil. Benim söylediklerime veya yapacağıma inanıyor musunuz demektir veya bana güveniyor musunuz demektir. Bilmem anlatabildim mi cigerto?

     Evet, Kur'anı incelediğimizde, Allah'ın kendisinden başka ilah edinmememiz gerektiğini söylediğini ve bunu örneklerle de genişleterek nasıl olacağını söylediğini görüyoruz. Mesela diyor ki;

Rabbinizden size indirilene uyun; O'nun berisinden birtakım velilerin ardına düşmeyin. Siz ne kadar da az öğüt alıyorsunuz!
   A'RAF 3

veya


Yoksa zorda kalan yalvardığında, onun imdadına yetişip sıkıntı ve kederi kaldıran, sizi yeryüzünün hükmedenleri kılan mı hayırlı? Allah'ın yanında bir ilah daha var mı!? Ne kadar da az ibret alıyorsunuz!
  NEML 62

Evet ne diyonuz, Allah'a inanıyor musunuz? Bakın, Kur'anı dikkatle okuduğunuz zaman ortaya çıkacak tablolardan birisi şudur; sadece Allah'tan yardım dileyeceksin, O'nun berisinden ölü ya da diri birilerini yalvarma aracı yapmayacaksın. Bunları ben veya başkası dese, inanmayabilirsin ancak bunları Allah kitabında söylüyor. Eğer sen buna rağmen tersini yapıyorsan ve sana birileri kitabı hatırlattığında da direniyorsan, o zaman Allah'a İNANMIYORSUN demektir. Ağızınla ''Ben Allah'a inanıyorum'' demenin hiçbir anlamı yoktur. Çünkü böylesi bir durumda ağızınla inandığını söylesen de, amelinle imansızlık eylemi ortaya koymuş oluyorsun. Yani özünle sözün bir olmamış oluyor. Halbuki özü-sözü bir insan olmak gerekiyor.

     Bakın, günümüzde en çok tartışma konularından birisi de Kur'anın anlaşılırlığı konusudur. İlk verdiğimiz Nisa 136.ayette Allah'ın indirdiğine de inanmamız söyleniyordu değil mi? E biz zaten Kur'ana inanmıyor muyduk?

E inanıyor muyduk? (tabi gerçekten inananları tenzih ederim biz müslümanların, azı hariç çoğunun hatalarını masaya yatırıyoruz)

Kur'an Allah'ın sözüydü değil mi? Ne diyor orda?


"Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öyleyse yok mu öğüt alan?" Kamer 17

"Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öyleyse yok mu öğüt alan?" Kamer 32

"Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öyleyse yok mu öğüt alan?" Kamer 40

"Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öyleyse yok mu öğüt alan?" Duhan 58

"Bu nedenle Biz bu Kur'an'ı akılda kolay tutulur kıldık. Öyleyse yok mudur ondan ders almak isteyen?" Kamer 17

Daha bunlar gibi birçok ayetler var. Şimdi bu ifadeler Kur'anda olmasaydı da, sadece ben söylüyor olsaydım, bana inanmayabilirdiniz. Zaten bana inanmakla da mükellef değilsiniz. Ama bunlar Kur'anda olduğuna göre ve Allah'a inanmakla mükellef olduğunuza göre o zaman buna inanmak zorundasınız. Ancak birileri, Allah'a inanmıyor, Allah'ın indirdiğine de inanmıyor. İnanıyorum diyor ama inanmıyor.

Gelin bu Kur'anın anlaşılırlığı üzerine biraz kafa yoralım ama önce şu iki önerme üzerine biraz konuşalım cigertolar;


1-''Bir yaratıcı vardır''                                                      2- ''Yaratıcı diye bir şey yoktur''


Şimdi, birinci önermeyi, inkar etmek / yalan saymak istersek ne yapmamız gerekiyor? İkinci önermedeki gibi birinci önermenin tersini söylememiz gerekiyor. Yani, biz ikinci önermeyi söylediğimizde yani birinci önermenin TERSİNİ söylediğimizde, birinci önermede bahsi geçen yaratıcıyı inkar etmiş, ayrıca bir yaratıcının var olduğunu söyleyen o önermeyi / sözü YALANLAMIŞ oluruz.

Mantığı anladınız değil mi cigertolar? Şimdi esas önermemize bir bakalım;


1- ''Kur'an anlaşılır''                                                           2- '' Kur'an anlaşılmaz''


Eveet biz bu önermeyi yani Kur'anın anlaşılır olduğunu yalanlamak isteseydik ne yapmamız gerekirdi? İlk örnekte olduğu gibi tersini söylememiz gerekecekti yani ''Kur'an anlaşılmaz'' diyecektik. Tabi haşa gerçekte böyle bir şey yapmayız da, amacımız bir gerçeği gözler önüne sermek olduğundan örneklemeye çalışıyoruz. Yukarıda verdiğim beş ayet ve diğer ayetlere baktığımızda, bu ayetlerin KUR'ANIN ANLAŞILIR olduğunu söylediğini görürüz. Bu sebeple, Kur'an anlaşılmaz diyen dinciler, tarikatler aslında bu sözleriyle Allah'ın sözünü /ayetini yalanlamış oluyorlar, tekzib etmiş oluyorlar.

E Allah anlaşılır diyor, inanmıyor musun Allah'a?

Evet, Allah'a inanmıyor o dinciler. Ama inandıklarını söylüyorlar. Ve Allah'ın ayetini de yalanlıyorlar, Kur'an anlaşılmaz diyerek, Kur'anın anlaşılır olduğunu söyleyen ayetleri YALANLAMIŞ oluyorlar.

Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte bunlar, içinde uzun süre kalacakları ateşin dostlarıdır. Ne kötü dönüş yeridir orası!
   TEĞABUN 10

Ayetlerimizi yalanlayıp onlar karşısında burun kıvıranlara gelince, bunlar ateşin dostlarıdır. Sürekli kalacaklardır onun içinde.
   A'RAF 36

Bir çoğu cehaletten, ne söylediğinin farkında bile değil ancak birileri uyardığı zaman da hemen kafa tutuyorlar yüz çeviriyorlar ayeti boğuntuya getiriyorlar, boğuntuya getirmek için lafı kıvırıyorlar;

- Sen ulemadan daha mı iyi biliyon?

-Sen sünneti mi inkar ediyon?

Ulan beyinsiz, Allah diyor anlaşılır diye ve ayeti gösteriyoruz diyoruz tepki değişmiyor;

-Sen ulemadan daha mı iyi biliyon?

Biliyom ulan var mı? :) Senin ulemandan iyi biliyorum var mı diyeceğin :))

Şimdi cigertolar, konu sadece Allah'ın varlığına imanla bitmiyor ama ısrarla insanların kafasına böyleymiş gibi kuruntuları sokuyorlar. Halbuki, Allah'tan başka ilah olmadığına da iman edeceksin ama sadece ağızınla değil, amelinle de, Allah'a güveneceksin onun sözüne de iman edeceksin, indirdiğine de iman edeceksin. Yoksa Allah'ın var olduğunu bilmekle bu iş olmuş sayılmaz. Bak burda ne var;

  Kendilerini kim yarattı diye onlara sorsan, yemin olsun, "Allah!" diyeceklerdir. Peki, nasıl döndürülüyorlar! 
  ZUHRUF 87

Gördünüz mü? Allah'ı biliyorlar



Dediler: "Rabbimiz! Bizi iki kez öldürdün, iki kez dirilttin. Artık günahlarımızı itiraf ettik. Buradan çıkmak için bir yol daha var mı?"

Bu halinizin sebebi şu: Allah'a, yalnız O'na çağrıldığınızda inkâr etmiştiniz. O'na ortak koşulduğunda ise iman ediyordunuz. Artık hüküm o en yüce, o en büyük olan Allah'ın...
  MUMİM 11-12

Bak, günümzdeki emmiler de böyle değil mi? Sadece Allah'tan yardım dilenir dendiğinde kuduruyorlar red ediyorlar bu tavırlarıyla inkar etmiş oluyorlar ama akabinde ortak koşarak Allah'a iman ediyorlar. Evliyayı ulemayı ortak koşuyorlar hem de.

Evet cigertolar, bu yazıyla iman konusunda gözden kaçan bir detaya çok kısaca değinerek bir giriş yaptık. Allah nasip ederse perspektif açımızı biraz değiştirerek Kur'ana biraz daha yakından bakacağız bakalım ortaya ne çıkacak? Müslümanı nerden vurmuşlar? Kur'an anlaşılmasın diye nasıl numaralar çevirmişler? Ve Kur'anda bu durum için ne diyor? Onu biraz daha geniş açıdan masaya yatıracağız inşallah.

Haydin iki hafta sonra görüşürük :)

Sevgiler.


21 Ocak 2015 Çarşamba

BU ISINMA YAZISI OLSUN :) DEVAMI GELECEK


Selam, sevgili cigeroviçler,

Bu gün,islamın kanayan yaralarından birini daha masaya yatıracağız. Aslına bakarsanız daha önce çeşitli şekilde dile getirilen konuları yeniden gündeme getirmiş gibi de oluyoruz. Nasıl getirmeyelim ki? İslam alemi, kendi açtığı bu yaralarla kan kaybediyor. Yavaş yavaş kendi sonunu hazırlıyor ve korkarım ki, bundan vazgeçmeye niyetli değil gibi görünüyor.

Geçen haftalarda Fransa'da bir katliam oldu. Bu katliamı islama fatura ettiler. İşin garip tarafı, bu çirkin olayı hem müslümanım diyenler ve hem de islam düşmanları islama fatura ettiler. Müslümanım diyenler;

-Bu islamın emridir öldürülmeleri gerekiyor...

dedi. Ve islam düşmanları da;

-İşte bak, islam budur, bunların alayı katildir, katliamcıdır teröristtir...

Dedi, demeye getirdi. Peki kim karlı çıktı?

Elbette ki, islam düşmanları. Şimdi cigeroviçler, big braders denen dallamalar Kur'andan korkuyorlar. Ben de dünyayı ele geçirmeye çalışan big braders olsaydım ben de korkardım hacı neden mi? Çünkü, bu big bradersların düzenini bozacak formül Kur'anda var. Şimdi diyeceksiniz ki, ''o zaman büyük braderler müslümanlardan korkuyor'' Eğer böyle derseniz yanılırsınız cigertolar. Eğer müslümanlardan korksalardı müslüman ülkelerinde öyle elini kolunu, bilmemneyini sallayarak at koşturamazlardı. Neden mi? Çünkü müslüman Kur'anı terketti. Bunu sadece ben demiyorum bunu Kur'anı bilen herkes söylüyor ve ayrıca birisi de ileride söyleyecek;

Resul de şöyle der: "Ey Rabbim, benim toplumum, bu Kur'an'ı terk edilmiş/dışlanmış halde tuttular."
   FURKAN 30

İşte o yüzden, adamların müslümanlardan korkmasına gerek kalmadı ama dur bidakika, o küresel magandaların asıl korktuğu avrupadır, avrupa. Evet müslümanın kitapla bir alakası yok ammmaaaa, eğer avrupa Kur'anı bir keşfederse, big braderslar da yıkılır, dünyaya barış da gelir doğal olarak da avrupa, dünyaya egemen olur;

Allah; sizin, iman edip hayra ve barışa yönelik iyilikler yapanlarınıza şu vaatte bulunmuştur: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi onları da yeryüzünde mutlaka halef kılacak. Onlar için beğenip seçtiği dinlerini yine onlar için güç kaynağı yapacak, onları korkularının arkasından mutlaka güvene ulaştıracak. Bana kulluk/ibadet edecekler, hiçbir şeyi bana ortak koşmayacaklar. Bundan sonra nankörlük edenlerse, yoldan sapanların ta kendileridir.
   NUR 55

O yüzden, avrupalı halka islamı, özellikle de Kur'anı pis-kaka olarak gösteriyorlar. Ha ama bir mezhebe bağlı olarak müslüman olan olursa avrupalılardan, nasıl olsa o da Kur'ana uymayacağından ve teröristliğe meyilli olacağından onlara da engel olmazlar.

Onlar için asıl mesele Kur'andır. İşin ilginç yanı dinci dediğimiz tayfanın da meselesi Kur'andır yani onlar da Kur'andan rahatsız olmaktadır. Küresel magandalarla, bizim dinci müslümanların! ortak noktasıdır Kur'andan rahatsız olma durumu. Ne zaman birine ''Allah'ın indirdiğine (Kur'ana) gel'' dense öfkeden kuduruyor. Din şovu yapan birisi olarak Kur'ana açıktan laf söyleyemediği içinde lafı kıvırarak şunları geveliyor;

-Sen ulemadan daha iyi mi biliyorsun?

-Hadisi inkar ediyon pis adam..

....

Halbuki kendisi Allah'ın ayetinden yüz çevirmiş ve ameliyle de inkar etmiş durumda ama haberi yok kazmanın.

Tabi madalyonun bir başka yüzü daha var cigertolar. Allah'ın indirdiğinden yüz çevirmenin acısını dünya çekiyor bunu da böyle bilin. Kur'andaki tüm elçilerin hikayelerini yeniden okuyun ve elçiyle cebelleşen müşriklerin profillerine dikkat edin şunu rahatlıkla görürsünüz, kendi dinlerinden olmayanı ve kendilerine tebliğ yapanı ya ölüle tehdit etmişlerdir ya da öldürmüşlerdir. Eleştiriye tahammülleri yoktur ''sen yanlış yoldasın, o taptıklarınız size yardım edemez'' diyen elçilere ve o elçilere uyanlara ateş püskürmüşlerdir ve saldırmışlardır da. Ve dikkat ederseniz her elçinin kavmi, birbirinden farklı zaman dilimlerinden ve farklı kültürlerden olmasına rağmen hep aynı tepkiyi vermişlerdir. Bu sebeple rahatlıkla diyebiliriz ki, müşriklerin ortak karakteri, eleştiren ve kendinden olmayanı veya kendinden olup da din değiştireni derhal öldürürler ki, Kur'an bunun örnekleriyle doludur.

Ve ne enteresandır ki, günümüzdeki dinciler de aynı karaktere sahiptir. Bunun en güncel örnekleri, Kur'ana çağıran insanlara kin kusmalarıdır. Buna en bilindik örnek olarak, Yaşar Nuri Öztürk ve Abdulaziz Bayındır hocayı verebiliriz. Bir başka örnek de Edip Yükseldir mesela onu da, dinden çıktı gerekçesiyle tehdit etmişlerdir. Oysaki, gerçekten dinden çıkmış olsaydı bile, senin BU GEREKÇEYLE öldürmeye hakkın yok ki.

Senin dinin sana, benim dininm banadır

Demek çok mu zor? E zor tabiki, zira o cümleyi söylemek müminlerin amelidir, müşriklerin değil. Evet şekil A'dan anlaşılacağı üzere, günümüz müslümanların en büyük sorunu, azı hariç büyük çoğunluğunun bilerek ve bilmeyerek şirke batmış olmasından kaynaklanır. Şirke batmasının sebebide, Kur'anı terkedip Allah'tan başka hüküm aramalarından başkası değildir.

Şu Fransadaki olaya tekrar dönelim ve konuya bir de şu pencereden bakalım. Evet, ne olmuştu? Birileri, peygamberle alay eden bir karikatür çizmişlerdi elbetteki bu,tasvip edilecek bir olay değildir. Ama böyle bir durumda verilmesi gereken karşılık öldürmek midir?

Elbette ki HAYIR! Aslında böyle bir durumda ''Acaba Allah ne diyor, ne yapmalıyız bir Kur'ana bakalım'' dememiz gerekmiyor mu?

E gerekiyor, bakın Allah ne diyor?

Yemin olsun ki, mallarınızda da canlarınızda da imtihan edileceksiniz. Ve yemin olsun ki, sizden önce kendilerine kitap verilenlerden de şirke batanlardan da incitici çok şey dinleyeceksiniz. Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.
    ALİ İMRAN 186

Ne diyor? Sizden önce kendisine kitap verilenlerden (yani hristiyan ve yahudilerden) ve müşriklerden İNCİTİCİ çok şey dinleyeceksiniz/duyacaksınız... E duyduk, gördük alay ettiler peki ne yapacağız?


Sabreder, takvaya sarılırsanız işte bu, iş ve oluşların en zorlularındandır.

Buna sabretmek zorundayız ve takvalı olmalıyız. Allah, bir çok ayette sabredenleri sevdiğini, sabredenlerle beraber olduğunu söylüyor. Tabi o ayetlerin bütününde de hangi konuda sabretmemiz gerektiği de ayrı ayrı yazıyor. E hani? Ne sabretmesi sen adamları öldürdün ve Kur'ana bakıldığında bir insan hangi şartlarda öldürülür net bir şekilde yazılıdır ama o şartların içinde alay edenler yoktur. Peki bu karikatüristleri öldürenler ve öldürenleri alkışlayanlar, gıyaplarında cenaze namazı kılanlar neye dayanarak bunu yaptılar?

Tabiki heveslerine.

İğreti arzusunu (heves) ilah edinen kişiyi gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın?
   FURKAN 43

Yoksa sen bunların çoğunun işittiğini, akledip düşündüğünü mü sanıyorsun? Onlar hayvanlar gibidirler, hatta yolca, hayvanlardan da şaşkındırlar.
   FURKAN 44

Evet, hayvanlar bile bunların yaptığını yapmaz cigertolar. Bunlar hükmü kendi heveslerine göre veya bazılarıda ulema uydurmasıyla vermiştir. Oysaki Allah;

De ki: "Onların ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. O'nun elindedir göklerin ve yerin gaybı. Ne güzel görendir O, ne güzel işitendir. Onların, O'ndan başka bir dostları da yoktur. Ve O, hükmüne hiç kimseyi ortak etmez."
   KEHF 26

Cümleye dikkat;

HÜKMÜNE HİÇ KİMSEYİ ORTAK ETMEZ

Ama bu şaşkınlar, heveslerini ve ulamalarını veya atalardan kalan ve Kur'ana uymayan bilgi kırıntılarını ortak tutuyorlar. Bu durumda müslüman ızdırap çekmeyecek de kim çekecek? Müslüman ızdırabın katmerlisini çeker çünkü elinde Allah'ın kitabı var ötekinin elinde kitap yok. Müslümanların yüzünden de Kur'ana bakmaya ya yanaşmıyor ya da erteliyor.

Hazır heves demişken bilinen bir rivayeti aklımda kaldığı şekilde paylaşayım. Tabi kaynağını bilmiyorum. Rivayete göre bir savaşta Hz.Ali yere yatırdığı düşmana vurmak üzere kılıcını kaldırdığı bir sırada, adam Ali'nin yüzüne tükürüyor. Bu durum karşısında Ali de öldürmekten vaz geçiyor. Adam soruyor;

-İsteseydin beni öldürürdün neden vazgeçtin?

Ali'nin cevabı;

-Seni Allah için öldürecektim ama sen tükürünce araya öfke karıştı. Bu durumda seni öldürseydim Allah için değil nefsim için öldürmüş olurdum.

Evet cigertolar bu rivayet gerçek midir yoksa uydurma mıdır bilemem. Ama uydurma bile olsa, olması gerekeni çok güzel anlatan bir örnektir. Tabi örnek alana.


İşte tam bu noktada daha önceki yazmış olduğum ''Allah'ın indirdiğiyle hükmetmek'' adlı yazımı tekrar okumanızı faydalı buluyorum Aha size linki;

BUNU TEKRAR OKUYUN HATIRLAYIN

http://gercekelektronik.blogspot.com.tr/2012/09/allahin-indirdigiyle-hukmetmek.html

BUNU TEKRAR OKUYUN HATIRLAYIN

Evet cigertolar, bu yazı mevzuya çerezlik bir giriş olsun. Kur'an perspektifinden, günümüze ve kendimize bir bakacağız inşallah. Böylelikle hem nerede yanlış yapılıyor onu görmüş olacağız hem de ne yapılması gerekiyor onu göreceğiz. Ayrıca da Kur'andaki insan profillerini günümüzdeki insan profilleriyle karşılaştırarak mevzuyu anlamaya çalışacağız.

Evet cigertolar, kurs sebebiyle ara sıra gecikse de :) yazmaya devam.

Diğer konuda görüşmek üzere,

Sevgiler.