14 Ağustos 2016 Pazar

KUR'ANDAKİ DİN 3


DİN ADAMLARI KONUSUNDA YÜZEYSEL BİR SOHBET

Selam cigeroviçler,

     Yazı dizisinin üçüncüsüyle devam ediyoruz. '' Arapça Kur'an '' alt başlığını taşıyan konunun birinci bölümünü tekrar okumak için aha bu adrese;

http://gercekelektronik.blogspot.com.tr/2016/06/kurandaki-din-1.html

'' Nebi ve Resul kavramına kısa bir giriş'' alt başlığını taşıyan konunun ikinci bölümünu ise bu adrese;

http://gercekelektronik.blogspot.com.tr/2016/07/kurandaki-din-2.html

tıklayarak okuyabilirsiniz. Yazı dizisinin ilk bölümünde de değindiğimiz Hud suresinin bir ve ikinci ayetlerinde;

Elif LAM RA, Bir kitaptır, ayetleri muhkem kılınmış sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır.

Allah'tan başkasına KUL OLMAYASINIZ diye. Muhakkak ki ben, size ondan bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.  HUD 1-2

Demektedir, buradan Allah'ın ayetlerini kendisinden başkasının açıklamasına izin vermediğini görüyoruz hatta nedenini de görüyoruz;

ALLAH'TAN BAŞKASINA KUL OLMAYASINIZ DİYE

Aslında buna ilişkin bir ayet daha var ve onunla ilişkili bir rivayet;

Şu ayet indiğinde;

Allah'ın berisinden, ilim adamlarını, din adamlarını ve Meryem oğlu İsa'yı rabler edindiler. Oysa, tek bir İlah'tan başkasına kul olmakla emrolunmamışlardı. Ondan başka ilah yoktur, (ONLARIN) şirk (ortak) koştukları şeyden münezzehtir  TEVBE 31

Rivayete göre daha önce hristiyanken müslüman olmuş bir sahabe, bu ayet üzerine Allah'ın elçisine şöyle diyor;

-İyi de, onlar rahiplere tapınmıyordu ki..

Bunun üzerine Allah'In elçisi;

-Onların haram saydığını haram, helal saydığını helal saymıyor muydunuz?

Sahabe bu soruyu doğrulayınca Resulullah;

-İşte bu onları ilah edinmektir.

demiş. Tabi bu rivayeti kendi cümlelerimle yazdım, kopyala yapıştırla kim uğraşacak cigerto? :) O yüzden bana '' konuşmalar tam bu şekilde değildi'' demeyin, ama konu bu. Hud suresinin bir ve ikinci ayetlerinde işaret edilen mevzuyla Tevbe 31 deki işaret edilen mevzu aynıdır;

Allah'ın koyduğu hükme uyarsan, Allah'a kul olmuş olursun, örneğin Hüsamettin amcanın koyduğu hükme uyarsan, Hüsamettin amcaya kul olmuş olursun. Olması gereken asıl amaç YALNIZ ALLAHA KUL OLMAK ve ONA, BU VE BAŞKA KONULARDA ASLA ORTAK KOŞMAMAK olduğuna göre, o zaman bu konuda dikkatli olmamız gerektiği açıktır. Bir de şu ayeti dikkate alırsak;

 Şu bir gerçek ki, Allah kendisine şirk koşulmasını affetmez, bunun dışında kalanı/bundan az olanı dilediği kişi için affeder. Allah'a şirk koşan, gerçekten büyük bir günah işlemiştir.  NİSA 48

O zaman dikkatli olmaktan bile daha fazla dikkatli olmamız gerektiği açıktır. Hatta burada '' Tehlikenin farkında mısınız '' şeklinde klasik olmuş sloganik bir cümleyi kullansam nasıl olur diye düşünüyorum deminden beri ama cümleyi nasıl bağlıyacağımı bulamadım. Ama gerçekten de farkedilmesi acil gerekli olan bir tehlikeyle karşı karşıyayız dersek yeridir cigertolar. Su uyur düşman uyumaz diye bir laf vardır, harbiden de uyumuyor şerefsizler. İnsanların ayağını kaydırmak için her yolu deniyorlar ve eğer başarısız olurlarsa yılmıyorlar, başka metotlarla tekrar sahneye çıkıyorlar. Bu yüzden de, (paranoyaya kapılmadan) çok uyanık ve dikkatli olmak zorundayız. Şimdi diyeceksiniz ki, '' ulan, demin ayetleri verdin, kul olmak konusunu konuşuyordun tehlikeye ne ara geldin? Ne tehlikesi? ''

     O zaman Tevbe 31'e tekrar bakalım;

Allah'ın berisinden, ilim adamlarını, din adamlarını ve Meryem oğlu İsa'yı rabler edindiler. Oysa, tek bir İlah'tan başkasına kul olmakla emrolunmamışlardı. Ondan başka ilah yoktur, (ONLARIN) şirk (ortak) koştukları şeyden münezzehtir  TEVBE 31

Orada ilim adamları ve din adamları ifadesi dikkat çekiyor, ha gerçi meallerin çoğuna bakarsanız orada, '' hahamları ve rahipleri'' ifadesini kullanılırlar yani bilerek veya bilmeyerek kelimeleri YANLIŞ ÇEVİRİRLER. Aslında parantez arası şunu da söyleyebiliriz ki, BİLEREK yanlış çevirenlerin ayette bahsi geçen ''din adamları'' kategorisine dahil olmuş olmaları olasıdır diyorum ve parantezi kapatıyorum, bunu bir sonraki konuda masaya yatıracağız Allah nasip ederse.Aslında tehlike mevzusu da bir sonraki konunun içerisinde yer bulacak ama bu günkü konuda da kısaca bir değinmek isterim. Bizim görevimiz sadece Allah'a kul olmak ve Ona boyun eğmektir. Bunu yapmanın yolu ise Onun mesajını anlamaktan geçer. Öyle ya bunun nasıl olacağını bilmeden nasıl yapacaksın? Ama birileri, Allah ile senin arana, Allah'ın mesajı ile senin arana girerek seni, Allah'tan ve Onun mesajından koparıp kendisine kul olmaya sürüklüyor ya da sürüklemeye çalışıyor. Bunun ilk temsilcisi İblis'tir;

dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım.”  ARAF 16

Ama, Allah'ın doğru yolunun üzerine oturan sadece iblis değildir. Allah'ın doğru yolu din olduğuna göre ve o yolun yakınlarında hep din adamları ve ilim adamları olduğuna göre, bu yolun üzerine oturup, insanları kendi heveslerine göre yönlendirmek isteyenler hep DİN ADAMI, ALİM, ULEMA görünümünde sahneye çıkmaktadırlar ki,

Allah'ın berisinden, ilim adamlarını, din adamlarını ve Meryem oğlu İsa'yı rabler edindiler. Oysa, tek bir İlah'tan başkasına kul olmakla emrolunmamışlardı. Ondan başka ilah yoktur, (ONLARIN) şirk (ortak) koştukları şeyden münezzehtir  TEVBE 31

Yukarıdaki ayette bahsi geçen ilim adamı ve din adamları bu kategoridekilerdir. Bakın ahali onları rab edinmiş, onlar buna itiraz etmiyor demek ki, halis din / ilim adamları değiller ki, zaten onlar, ahali kendilerini rab edinsin diye çabalıyorlar ve insanları, Allah'ın yasakladığı yola sevkediyorlar. İşte bu yüzden şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki,

Şeytan din adamı elbisesi giyer / din adamı kılığına girer

Bu ifadeyi, ilim adamı, alim, ulema v.b. kalıpları için de kullanabiliriz. Aha konunun düğümlendiği noktaya geldik zira bu yazı dizisinin ''Arapça Kur'an'' alt başlığını taşıyan birinci bölümünde ifade ettiğimiz üzere, Kur'an arapçadır, arapça açıklanmıştır, bizler arapça bilmiyoruz ve Allah her topluma kendi dilinde bir resul gönderdiğine ve Kur'anı ARAPÇA BİLEN TOPLULUĞUNA AÇIKLADIĞINA GÖRE, bizlerin mecburen din adamlarının ağızının içine bakıyor bir pozisyonda oluşumuz, büyük bir tehlike çemberinin içerisinde olduğumuzu göstermektedir.

     Peki, o zaman biz bittik mi, panikleyelim mi? Ne yapacağız ve nasıl olacak? Kur'anı nasıl anlayacağız? Bu aldatıcı dingilleri nasıl farkedeceğiz ve bunlardan nasıl kurtulabiliriz? Bu soruları uzatmak mümkündür ancak, hiçbir zaman paniğe kapılmaya gerek yok cigertolar. Zira Allah, kullarını yalnız bırakmaz. Yapmamız gereken bilinçli bir şekilde gayret göstermek ve dikkat edilmesi gereken noktalara dikkat etmek gerekiyor. Şimdi, mevzuya girmeden önce birinci konuda verdiğim linkteki yazıyı okuduysanız, bir daha okumanızı, okumadıysanız bi zahmet girip okumanızı öneririm o bir yerde durusun. Aha linki bir daha verelim;

http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/kurani-aciklamada-usul.html

Ek olarak, tüm bu okuma işlerini bitirdikten sonra, ev ödevi veriyorum, :) şu linkteki '' KÖK-KUR'AN'DA HİKMET KAVRAMI '' başlıklı a,b,c,d şeklinde dört bölüm halinde konulmuş videoları sırasıyla izlemenizi öneriyorum;

http://www.hilaltv.org/yeni/videos.php?catid=225&catname=K%D6K&pageID=2

     Evet cigeroviçler, şimdi biraz muhabbet edelim. Dedik ki, şeytan, din adamı kisvesinde yaklaşır insanlara. Daha eski konuların birinde (hangi konu olduğunu unuttum :) ) Şeytanın cinden ve insandan olduğunu söylemiştik, hatta Nas suresinde '' cinden de olur, insandan da '' diyerek bu konuda bir bilgi veriyordu bize. Tabi bu konuda bizim konumuza dahil olanı insan şeytanıdır. Peki, din adamlarının hepsi de şeytan mıdır? Hayır, asla böyle bir şey düşünemeyiz eğer öyle olsaydı bu s.çtığımızın göstergesi olmaz mıydı? Elbette ki, Allah yoluna baş koymuş, o yola hizmet eden veya etmek isteyen nice din adamları var. Bu, güzel bir olaydır, kötü olan ise eğer dikkatli olmazsak iyiyle kötüyü ayırt edmeyiz. Ama durun, no panik sakın paniklemeyin bunun formülünü Allah vermiş bize;

Ey iman edenler, Allah'a karşı takvalı olursanız size furkan (hakkı batıldan ayırma gücü) verir. Ve sizin günahlarınızı örter ve size mağfiret eder. Allah büyük fazl(lütuf) sahibidir.ENFAL 29.

     Aslında bu çok mantıklı cigerto, Allah'a karşı gelmekten sakınırsak, Allah bize ne yanlış, ne doğru bunları birbirinden ayırma gücü ya da feraseti mi desek, onu verecek. Allah bize lütufta bulunuyor. Bundan iyi yardım mı olur hacı? Mesela gelin güncel örnekten gidelim, mesela feto cemaatine üye birisine abileri, '' agalar, kendimizi gizleyeceğiz, sen içki içeceksin, sen şunu şunu yapacaksın davamız için bunu yapmak sevaptır aha şu kitapta şöyle yazıyor'' dediğinde. O cemaat üyesi '' ulan ya Allah'a karşı bir yanlışlık yaparsak, bu söylenenler biraz garip geldi dur bir araştırayım'' dese, belki de Allah onun önünü açacak ve yanlışla doğruyu görmesini sağlayacaktı. Ama önce o kişinin takvaya sarılması gerekiyor çünkü ayette takvalı olursanız diyor. Ek olarak, insanlar '' Allah ne diyor, bi öğrenek bakalım '' diyerek araştırma yapması gerekiyor, çabalamalı, gayret göstermelidirler. Allah hiçbir gayreti karşılıksız bırakmaz. İşte o gayret sırasında gideceğimiz ilk adres Kur'andır.

     İşte dananın kuyruğu burada kopuyor. Din adamı dedik, tehlike dedik bi düşünsene gardaş. Şöyle bir senaryo üzerinden gidelim, bir din adamı amca diyelim ki, şöyle demiş olsun;

-Ey cemaat, şunu şuraya koymak helaldir, aha bunu da buraya koymak haramdır...

Bizim bu durumda ilk sormamız gereken soru şu olmalıdır;

-Tamam da, bunu kim söylüyor, sen mi yoksa Allah mı?

Çünkü din adamı olan amca, düz bir cümle kullandı belge yok, delil yok sarı çizmeli Mehmet ağa, kim diyor lan bunu? Bir düşünsenize, eğer bu din adamı kendi kafasından veya hevesi ve çıkarları için şu haram bu helal diyorsa ve biz sorgulamadan, onun helal dediğini helal, haram dediğini haram sayarsak, tevbe 31'de anlatılan olayı birebir yaşamış ve o din adamını RAB EDİNMİŞ OLURUZ. Çünkü hüküm Allah'ın değil o din adamının hükmüdür. O yüzden din adamına soracaksın ''bunu kim diyor'' diye. Peki, sordun ve din adamı sana;

-Sana ne,sen ulemaya karşı mı çıkıyon? Biz ne diyorsak ona uyacaksın.

diyorsa, eğer Kur'andan bilginiz varsa adama öğüt verin, eğer yoksa hastırı çekin uzaklaşın o adamdan. Bazı din adamları da şu tarz cümleleri kurarlar;

-Efendim, filanca ulema hazretleri dedi ki, şunu şunu yapmak caiz değildir.

-Falanca ulemaya GÖRE bu helaldir

İşte böyle bir durumda da, bilginiz varsa öğüt verin yoksa hastırı çekin uzaklaşın. Hükmü Allah koyar, ulema değil. Tabi buna karşılık şunu diyecekler;

-Kur'anı herkes anlayamaz ulema hepsini çözmüş açıklamış, ulemaya uymalıyız.

Halbuki Allah, kendisinin açıkladığını söylüyor ve aksi durumda, Allah'tan başkasına kul olmuş olacağımızı söylüyordu değil mi?

Elif LAM RA, Bir kitaptır, ayetleri muhkem kılınmış sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır.

Allah'tan başkasına KUL OLMAYASINIZ diye. Muhakkak ki ben, size ondan bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.  HUD 1-2

O zaman, sayın ulemaların açıklamaları bizi bağlamaz, bu olamaz, din adamının açıklaması da olmaz. Peki, ne olacak ve nasıl olacak? Soru güzelmiş lan :)

Bir hoca, gerçekten Allah'a hizmet etmeye çalışan hocadan yani din adamından bahsediyoruz, şu şekilde konuşması anlamlı olur;

-Bizim şu şu konuda şunları yapmamız gerekiyor bakın Allah şu ayette şunu şunu söylüyor...

diyerek ayeti de önümüze koyması lazım. Kendi fikrinden çok veya kendi fikrini sunarken Allah'ın ayetini bize KENDİ DİLİMİZDE OKUMASI lazım açıklaması değil.

OKUYACAK abiciğim OKUYACAK biz göreceğiz, o ayet aslında Allah'In sözü olduğu için, konuyu Allah'tan dinlemiş gibi olacağız. İyi de ayeti anlamadık veya başka sorular peydah oldu, o zaman ne olacak? Ayetin açıklanması lazım değil mi? Hah, evet ayetin açıklanması gerekir ancak bunu o din adamı yapmayacak. Kim yapacak? Tabi ki, Allah. Peki bu nasıl olacak? :)

Söz konusu din adamına geri dönelim;

Din adamı ; Arkadaşlar bakın Allah şu ayette şöyle diyor bu budur.

Biz       ; Tamam da biz anlamadık bu nasıl olacak?

Din adamı ; Allah, başka şu ayette aha şunu diyor, öbür ayette de aha bunları bunları  diyor. Anlatılmak istenen işte bu.

Gördüğünüz üzere cigertolar, söz konusu din adamı ayeti kendi açıklamadı, Allah'a açıklatmış oldu bizlerse, ayetleri KENDİ GÖZÜMÜZLE GÖREREK ( çünkü onları bize okudu) olayı sanki Allah'tan dinlemiş gibi olduk mu? E olduk, dolayısıyla açıklamayı Allah yapmış oldu mu? E o da oldu. Yani din adamı, ulema v.b bir şeyler dediğinde '' ayeti görelim'' demeliyiz. Dikkat etmemiz gereken budur. Bunu yapmadan önce de, artık şu Kur'anı ANLAYARAK defalarca okuyalım ve konulara hakim olalım.

     Biz artık biliyoruz ki, meallerin büyük çoğunluğu hatalı çevirilerle doludur. Ama ne kadar kıvırsalar da ana mesajı örtememişler bu biiir, ikinci konu ise, bazı din adamları GÖSTEREREK;

-Bakın şu ayette şu kelime var, bu kelimeye yanlış anlam vermişler, aynı kelimeyi başka ayetin çevirisinde farklı çevirmiş. Bu kelime şu anlama gelir doğrusu budur..

şeklinde açıklarlar ve bunu ayetler üzerinde gösterirler / göstermeye çalışırlar. Din bizim fıtratımıza uygun olduğu için, o din adamı doğru bilgi verdiyse aklımıza da yatar, içimizi de rahatlatır. Böylelikle de doğruya ulaşmış oluruz. Ama burada altın kural, bir din adamını ne kadar iyi kabul edersek edelim, dikkatli, sorgulayan ve analiz eden araştıran bir duruş sergilememiz gerekir. Çünkü şöyle bir olasılık da var, bir din adamı iyi niyetli olabilir ama yanlış yapabilir. Bilmeden yapılan hataları Allah affeder cigertolar hatta sen gayret gösterdikçe ve takvaya sarıldıkça Allah seni yanlıştan çıkarıp doğruya götürür.

Ey iman edenler, Allah'a karşı takvalı olursanız size furkan (hakkı batıldan ayırma gücü) verir. Ve sizin günahlarınızı örter ve size mağfiret eder. Allah büyük fazl(lütuf) sahibidir.ENFAL 29.

Bak, hakkı batıldan ayırma imkanı veriyor ve GÜNAHLARI DA ÖRTÜYOR.

Ayrıca Allah her daim bize destek oluyor bizi yalnız bırakmıyor. Bakın burada ne var?

“(Nefse) isyankârlığını ve takvâsını ilham edenin hakkı için, onu arındıran mutlu olur, kirletip karartan da kaybetmiş olur.” (Şems 8-10)

Bir yanlış yaptığımızda veya doğru işler yaptığımızda, Allah bunu ilhamla bize bildiriyor. Mesela kötü bir şey yaptık hemen vicdan azabı diye tabir ettiğimiz bir iç huzursuzluğu veriyor bize veya iyilikte de gönül rahatlığını. Ve şu ayette;

“Âyetlerimizi onlara, hem çevrelerinde hem de kendi içlerinde göstereceğiz, sonunda onun gerçek olduğu onlar açısından iyice anlaşılacaktır.” (Fussilet 53)

Ayetlerimizi göstereceğiz diyor, öğretecek bizlere hacı la. Bir düşünsene mesela arkadaşına diyorsun ki, '' aga şu facebook'da mesajı nasıl göndereceğiz?'' bilmediğin bir şeyi soruyorsun, arkadaşın '' dur şu elimdekini bırakayım, sana göstereyim '' diyor, nasıl yapıldığını öğretecek sana. İşte Allah da bize ayetlerini, hem çevremizde gösterecek hem de kendi içimizde, yani anlamamızı sağlayacak.Zaten, son cümlesinde de, '' sonunda onun gerçek olduğu ONLAR AÇISINDAN iyice anlaşılacaktır'' diyor yani Allah gösterdikçe biz, gerçeği anlayacağız, bileceğiz.  Ortada kol gezen din adamı kılığına girmiş şeytanlar varken, Allah bizi, savunmasız ve yalnız bırakacağını mı sanıyorsunuz? O yüzden tehlikelere karşı no panik dedik, paranoya yapma dedik. Arapça bilenler genelde din adamları olduğuna göre, onlara kulak kabartmak da gerekiyor çünkü Ayetleri kendi dilimizde bizlere okumaları gerekiyor yani bir nevi resullük yapacaklar. Ha kıvırırlarsa ne olur? Allah'tan tokadı yerler bilerek yaptıkları için ayeti gizlemiş, örtmüş (küfür) olduklarından kafir olurlar. Tabi bilmeden yapan için demiyorum bunu.

     Sonuç olarak, biri din konusunda bir şey mi dedi? Önce aklınızda şu soru belirmeli; '' acaba bunu Allah mı diyor, yoksa bu manyak kendi mi uyduruyor? ''  Sonra da adama soracaksın,

-Bunu neye göre dedin? Delilin ne ayet göster.

Tabi o delil Kitaptan olacak yani ayet olacak. Aslında ek olarak o delil, Allah'ın tabiattaki ayetlerinden de olabilir din aynı zamanda fıtrattır yani yaratılış kanunları.  Eğer bir hüküm konusunda konuşuyorsa, Kur'anın anlama metodu vardı değil mi? Ayetler arası ilişki kurulacak. Bu nasıl olacak müteşabih ayetler yani BENZER ayetler bulunacak, bir araya getirilecek ve Allah'ın hükmü ortaya çıkacak. İşte söz konusu din adamı bunu yaptığını da ayetlerle gösterecek ki, biz de anlayalım, din adamı kendinden mi konuşuyor yoksa Allah'ın sözünü mü naklediyor veya hükmünü mü naklediyor? Anlatabildim mi cigeroviçler? Kim olursa olsun, din adamı olsun, ulema olsun, evliya olsun hatta benim gibi din konusunda öğrendiklerini paylaşanlar olsun ve hatta bunları çok seviyor olun farketmez mutlaka söylenen Allah'a mı ait yoksa bu konuşanların / yazanların kendi kanaati mi, bilmek zorundayız, zorundasınız, zorundalar. Bir insan, Allah'a iftira etmemek kaydıyla kendi kanaatini de söyleyebilir ama ayetle delillenmemiş hiçbir şeyi doğru kabul etmemek lazımdır. Bir insan bilmeden yanlış da söyleyebilir, bilerek de. Amacımız doğru bilgiye ulaşmak olmalıdır. Şunu unutmayın;

Bir söz ki, insan söylüyor içinde doğrular olsa bile yanlışlar da barındırır. Zira biz insanız bilerek veya bilmeyerek yanlış yaparız.

Ancaaak, bir söz ki, Allah söylüyor, o zaman o söz mutlaka DOĞRUDUR. Kesinlikle DOĞRUDUR.

Peki, Allah'ın sözü olduğunu nereden bileceğiz? Kur'anda yazıyorsa o Allah'ın sözüdür.Ulemadan evliyadan naklediliyorsa salla gitsin. Bu sadece Allah'a itaat etmenin (Sözüne uymanın) bir gereğidir. Başka sözlere uyarsak Allah ile beraber bir başkasına da itaat etmiş oluruz.

     Evet cigeroviçler, bu gün ufak bir muhabbet ettik gibi olduk, çok uzun olmasın diye aslında mevzu biraz yüzeysel oldu da diyebiliriz. Allah nasip ederse bir sonraki konuda, bu din adamları, dini nasıl bozmuş, nerelere müdahale etmiş, sokak diliyle ifade etmek gerekirse, nasıl bir puştluk yapmışlar onu masaya yatıracağız. Allah'tan Kur'an korunmuş bir kitap da bunu rahat görebiliyoruz yoksa bu batağa hepten sürüklenirdik ve doğruyu bulamazdık. Kur'anın Allah tarafından korunuyor olması, Onun tarafından açıklanmış olması ve yukarıda bahsettiğimiz üzere, Allah'ın bize yardım halinde bulunup bizi yalnız bırakmıyor olması, gerçekte çok çok büyük bir lütuftur, nimettir. Burada esas soru şudur; biz bu nimetlerden faydalanmak istiyor muyuz, yoksa istemiyor muyuz? Neyse, bu yazıya yüzeysel oldu dediğime bakmayın, yazı dizisi ilerledikçe çok şey ortaya çıkacak inşallah, yani taşlar yerine oturacak.

Haydi bakalım, diğer konuda görüşürük.

Sevgiler.


24 Temmuz 2016 Pazar

15 TEMMUZ 2016 GECESİ DARBE GİRİŞİMİ - 2



  Selam cigeroviçler,

      Bildiğiniz üzere 15 Temmuz 2016 gecesi bir darbe girişimi yaşandı. Girişim başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, bir çok kişi gibi, ben de yaşanan olayların analizini yapmaya çalışmıştım geçen haftaki yazımda. Analiz yapan insanlar genelde kendi penceresinden yapmaya çalıştı, kimi hükümet muhalifi olduğu için, o pencereden yaptı analizini, kimi de hükümet taraftarı olduğu için o pencereden yaptı analizini. Ben ise her iki pencereden bakınca (objektif) görüleni yazmakla beraber, söz konusu yazımda da belirttiğim gibi, analize konu olan senaryoları, hiçbir şekilde ne doğrulayabiliriz ne de yalanlayabiliriz. Zira elimizde yeterli kanıt yok sadece soru işaretleri var. Hatta şu son iki günde aklıma daha farklı pencereden senaryolar bile geliyor. Bakın mesela, Türkiye üzerinde oyun oynayanlar, senaryo gereği başarısız bir darbe de öngörmüş olabilirler. Yani darbenin başarısız olması bile planın bir parçası olabilir. Eğer öyleyse esas plan ne? Gerçi bu da baya baya aptalça senaryo olurdu, zira bu süreçte hükümet büyük bir hızla fetocuları ordudan temizleyecek, bu durumda ise amerika ordu içerisindeki en büyük, en sinsi ajanlarını kaybetmiş olacak ki, oluyor da. Veya oda tv'den bir kaç tane analiz okudum ki, onlar da akla yatkın görünüyor isteyenler buradan okuyabilir;

Mesela şu ilginç bir analizdir ; http://odatv.com/ne-ab-ne-de-turkiye-bu-darbeyi-okuyamadi-2207161200.html

Bu da başka bir analiz ve dikkate değer; http://odatv.com/turkiyenin-zayiflatilmasi-sakin-dislerinizi-kamastirmasin-2407161200.html

Sonuç olarak, tekrar tekrar dediğim gibi bu olayı çözmek şu an için çok zor zira elimizde yeterli belge yok. Düşündüğümüz her analiz, okuduğumuz her analizin akla yatkın gözükmesi, ortada yeterli belgenin olmamasından ve kafa karıştırıcı bir sürü detayın bulunmasındandır. Ama şundan emin olabiliriz ki, ortadoğuyu şekillendirmek isteyen saplantılı arzulara sahip Amerika bu işin içerisinde mutlaka var.


 Ama bunu çözme işini, şimdilik siyasetçilere ve tarihçilere bırakıp, olayın pek dillendirilmeyen ama kesinlikle bildiğimiz kısmını bu gün masaya yatıracağız.

     Yaşı çok çok genç olanlar bilmeyebilir ama benim gibi kırklı yaşlarda olanlar ve daha yaşlılar (oh yaşlı olmaktan kurtulduk :) ) hatta 30'lu yaşları da yazalım, çok net hatırlayacaklar ki, Türk silahlı kuvvetleri ''irtica'yla mücadele'' kapsamında, dinci, yobaz kimselerin orduya sızmalarını engellemek için büyük çaba sarfediyorlardı. Orduya sızmayı başarabilenleri ise tesbit ettiklerinde derhal ordudan ihraç ediyorlardı. İşte bu sıralarda, orduya sızmaya çalışanlar, halkın aklını işletmeyen kesimine şu yalanı pompalıyordu;

- Pis kemalist laik dinsiz asker, sırf anası baş örtülü diye müslümanı ordudan atıyorlar.

     Söylenen her sözü, papağan gibi tekrar eden ve araştırıp düşünmeden hareket eden, o aklını işletmeyen kesim de yıllarca hep şöyle dedi;

-Pis, dinsiz laik kemalist ordu, müslümanı ordudan atıyor, anası baş örtülü diye attılar ordudan...

     Eğer halkın bu kesimi, bu güne kadar geçen süreçte aklını işletmeyi başarabildiyse, 16 Temmuz 2016 sabahı, zamanında birilerinin ordudan anası baş örtülü olduğu için mi, yoksa 15 Temmuz gecesi yaptıklarını yapma ihtimali olduğu için mi ordudan atılmış olduğunu umarım görmüştür.

     Neyse biz konumuza dönelim, aradan zaman geçti, Ak parti kuruldu Fethullah gülen cemaati ile kolkola Fetto'cuları ordudan ihraç eden ve edecek olan vatansever generalleri iftira olduğu kabak gibi ortada olmasına RAĞMEN ''Ergenekon'' ''balyoz'' v.b  iftiralarıyla hapislerde çürüttüler. Aslında böylelikle Fettocular, kendilerini ordudan tasviye edenleri/edecekleri ordudan cebren ve hile ile tasviye etmişti. Böylece boşalan mevkilere Fettocular yerleşmeye başladı. Bu süreçte insanlara bunun bir kumpas olduğunu anlatmaya çalıştıkça, inanmamakta direndiler, ''sen de darbecisin'' dediler, '' pis ordu darbe yapacaktı'' dediler. Yalan olduğuna dair belgeleri gösterene iftira attılar, kulaklarını tıkadılar.....

     İşte o sıralarda ben çevremdekilere şunu da dedim;

-Bakın, yalanla vatansever generalleri içeri atıp, yerlerine (güya) darbe yapmayacak adamları geçirdiklerini sanıyorlar, halbuki, esas bu güvendikleri adamlar ihtilal yapacak...

     Bu, öngörüdür cigerto, bunu görmek için zeki olmaya gerek yok. Bakın, ben çok zeki bir adam değilim azıcık düşünsen etrafına bir baksan görürsün. Neyse konuyu dağıtmayalım, halk yine de bu orduyu tasviye etme sürecine alkış tuttu. Biz ''Bakın bu Fethullah Gülen, devlete sızmaya çalışıyor tehlikeli bir cemaattir, dinle de alakalı değiller'' dedikçe bize köpüren oldu ve dedi ki;

-Sen utanmıyor musun Fethullah demeye, hoca efendi diyeceksin. Kapıcıya bile bey efendi denir..

Evet, bunu bana diyen oldu, şu youtube'daki başkasının kanallarına yaptığımız tüm yorumları nasıl görürüz biri bana anlatırsa o diyeni bulup gösterebilirim. Evet finale yaklaşılırken, Akp ile Fettocuların arası açıldııııı. Ve o Fettoyu yüceltenler birden Fetto düşmanı kesiliverdi. Neyse en azından aynı çizgiye geldik diyecekken adamların hoşlarına gitmeyen bir eleştiri yapınca hemen saldırıya geçip;

- Pis adam, sen de Fettocusun

     Demeye başladılar. Lan oğlum ne Fettocusu? Ben önceden de Fettoya düşmandım, bu gün de düşmanım yarın da düşman olmaya devam edeceğim. Ben çizgimi değiştirmedim, ben başkasının ağızıyla çizgimi değiştirmem, benim gibi düşünenler de öyle.

Veeeee, finalde amcalar darbe girişimi yaptıııı. Eğer başarsalardı, şu an Akp ve ana muhalefetteki beğenmedikleri bürokratları, Cumhur başkanını, Başbakanı asmış olacaklardı ve aynı zamanda sana bana en büyük işkenceleri yapacaklar, hapislerde çürütecekler ve öldüreceklerdi zira biz Fettocu değiliz. Kendilerinden olmayanları, kendilerini deşifre edenleri yok etmek için bütün hırslarıyla saldıracaklardı. Ülkemizi de ele geçirmiş olacaklardı. Neyse ki, başaramadılar.

Peki, bu niye böyle, neler oluyor? Niye biz hep böyle rezilliklere tanık oluyoruz? Neden bu ülkede ikide bir ihtilal oluyor? Neden bu ülke bir rahat nefes alamıyor?

     Hah, işte esas konumuz bu. Buraya kadar uzun bir girişten sonra nihayet mevzuya geldik cigerto.

     Günümüzdeki, siaysi gündemi saymazsak, en çok konuşulan konulardan birisi de, Kur'an etrafında dönen konulardır. Din her zaman birilerinin iştahını kabartmıştır zira din en büyük sömürü aracıdır. Öyle ki, insan kitlelerine; '' paranızın yarısını bana verin'' derse birisi büyük bir olasılıkla o adamı öttürürler. :) Öyle kolay mı? Ama o birisi,

- Ben evliyayım

derse veya

- Ben Allah'tan vahiy alıyorum

derse veya,

- Falanca, (haşa) Allah'ın oğludur ben de ona yakınım

derse ve o halk kitlesi inanmışsa ona, bırakın paranın yarısını tamamına verir gelirler. Ancak islamın şirke karşı tutumu ve hristiyanların İsa'ya oğul yakıştırmasını red edip kınaması, ''oğul'' senaryosunu devre dışı bırakmıştır hatta diğer senaryoları bile. Ama münafık boş durur mu? Adamlar önce din adamı ayağına dinin başına oturmuşlardır. Din, Allah'ın doğru yolu olduğuna göre;

Dedi ki: “(Öyle ise) beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki, ben de onları saptırmak için senin dosdoğru yolunun üzerinde elbette oturacağım  ARAF 16

     Evet aynen öyle oldu, Allah'ın doğru yolunun (din) üzerine oturarak İblis'in amelini yaşattılar onun yolundan gittiler. Kur'anın üstünü örttüler (küfür), Allah'a ve elçisine (Resul) iftira attılar. Allah'a söz ftira ettiler (hurafe hikayeler), ve elçisine söz iftira ettiler (bakınız Kur'ana aykırı uydurma hadisler). Böylelikle, evliayalar oluşturdular, gaybden vahiy aldılar !!!! ve bununla insanları sömürmeye başladılar. Aslında tam açıklaması şu;

     Allah'ın dininin yanında bir paralel din uydurdular ve insanları Allah yolundan alıkoyup o uydurma dine sürüklediler. Ve bunu da profesyonelce yaptılar. O uydurma dini de islam diye yutturdular, içerisinde de islamdan kırıntılar barındırdığından, insanlar bunu farkedemediler.

     Ancak, çok korktukları bir engel var önlerinde;

       KUR'AN-ı KERİM

Kur'anın okunmasu onlar için büyük bir kabustur zira insanlar bir anlasa, bunların foyası ortaya dökülecek. O yüzden de müslümanı Kur'andan ayırmak için insanları korkutuyorlar. Nasıl korkutuyorlar? Sapıtmakla, sapık olmakla;



Bu adam, 15 Temmuz 2016'da darbe yapmaya çalışan ve halkın üzerine ateş açan cemaatin lideri değil mi? Kimin sapık olduğunu gördük 15 temmuzda. Evet cigerto, eğer insanlar Kur'anı okuyan ve onunla amel edenler olsalardı, o zaman bu adamınşakirtleri robota dönüşmeyecek ve bu cemaate girmeyecekti. Girse de, yanlışı görüp, derhal cemaatten çıkacaktı. İşte bu olmasın diye, kendi cemaatini KORKUTUYOR sapık olursun diye;

İşte size şeytan. O yalnız kendi dostlarını korkutur. Eğer inananlarsanız onlardan korkmayın, benden korkun.  ALİ İMRAN 175

     Kur'an okuyup iman eden o kadar insan varken, okuyup da sapıtan nerde görülmüş? Ha götüyle okuyorsa o başka, o da okuyanın cehaleti biz ne yapalım?  Hatta şunu da söyleyelim;

Ve kim Rahman'ın zikrini (Kur'an) görmezlikten gelirse / yüz çevirirseOna şeytanı musallat ederiz. Artık o onun dostudur.

Ve muhakkak ki, onlar onları yoldan alıkoyarlar ve onlar hidayette olduklarını sanırlar.  ZUHRUF 36-37

Kur'an Allah'In yolunun rehberi olduğuna göre, Allah'ın yoluna girmek isteyen Kur'ana uymak zorundadır ki, Kur'anda Kur'an için, karanlıktan aydınlığa çıkaran, doğru yola ileten olduğunu söylemiyor muydu? Şu an ayetler aklımda değil cigerto. Peki, insan Allah'ın zikrini yani Kur'anı görmezden gelirse, Allah ona bir şeytanı musallat ediyor o da onu Allah'ın yolundan alıkoyuyor. Bunu da, Allah'ın yolunun rehberi olan Kur'anı okutmayarak yapıyor;

- Aman haaaa, Kur'anı okuma SAPITIRSIN. Kur'an müslümanlığı diye bir sapıklık çıktı!!!

Neyse konumuza odaklanmaya çalışalım, her şey tamam, tamam da niye bu adamlar böyle yapıyor? Dertleri ne?

     Şu dünyada yapılan her kepazelik, para ve güç içindir cigerto. Big bradırslarınki de öyle,

 Ey iman edenler! Ahbar ve Ruhbanlardan birçoğu, insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah’ın yolundan alıkoyuyorlar. Altın ve gümüşü biriktirip gizleyerek onları Allah yolunda harcamayanları elem dolu bir azapla müjdele.  TEVBE 34

     Bakın, bu ayette hahamlar ve rahipler diye tercüme yapılmış ama orada ahbar ve ruhban diyor,  ahbar ilim adamlarını, ruhban ise DİN ADAMLARINI ifade eder. Din adamları önemli zira Allah'ın doğru yolunun üzerinde onlar oturuyor ve güya insanları Allah'ın yoluna çekiyorlar, tabi yersen. Bak ne diyor Tevbe 34. ayette? Sadece Ruhbanı alalım ve onu da günümüze uygun ''din adamı'' olarak düşünelim, din adamlarından bir çoğu insanların mallarını haksız yollarla yiyorlar ve Allah yolundan alıkoyuyorlar. Bu Fethullahçı cemaatin mal varlığını artık herkes biliyor, gazeteler, televizyonlar, ticari şirketler, bankalar v.b.  Bu paralar piyangodan çıkmadığına göre....

Hatta geçenlerde okuduğum haberde bir itirafçı, ilk maaşını abilere verdiğini söylüyordu, ondan sonra Allah bilir daha neleri vermişlerdir. Ama bu insanların penceresinden bakacak olursanız, ya da onlara soracak olursanız, sizlere dine hizmet ettiklerini, Allah için bunu yaptıklarını söyleyeceklerdir. Çünkü bu insanlar din diye kandırılmışlardır. Akıllarını işletmedikleri için gerçeği göremediler. Aslında Allah bunun için de uyarıyordu, eğer Kur'anı okumuş olsalardı görürlerdi;

Ey insanlar, Allah'ın vaadi haktır! O halde iğreti dünya hayatı sizi sakın aldatmasın! O yaman aldatıcı, o çok gururlu, sizi sakın Allah ile aldatmasın. FATIR 5

Ayette uyarıyor, sakın sizi ''Allah ile aldatmasınlar'' diyor. Allah ile aldatmak için dini kullanman gerek, bunu da din adamları yapar. En çok kimi dinlerler cigerto? Seni, beni mi yoksa din adamlarını mı? Ha gerçi ayette ''ALLAH İLE'' demesine rağmen meallerde kıvırıp ''Allah'ın affına güvendirerek...'' diye anlamlandırıyorlar, bak bu da aldatmadır. Daha doğrusu insanlar uyanmasın diye aldatma şeklini saklıyorlar. Aslında, bu konu darbe girişiminden önceki haftalarda başladığım ve bu konudan sonra da devam edeceğim konu dizisinin bağlantılı kısmıydı. Bu yazı dizisinde zaten biraz daha derinlemesine ele alacağız, Allah kısmet ederse.

     Şimdi de, bunun başka bir boyutuna dikkat çekmek isterim; Dış mihraklar.....  Dış mihraklardan kastımın, Amerika olduğunu tahmin edersiniz her halde. Peki, bu adamlar neden Feto ve diğer bazı cemaatleri destekliyor olabilirler? Konu ne? Amaçları ne?

     Uydurma dine yönelmek insanı kafirlikten şirke kadar ne kadar lanet yol varsa oralara götürür. Allah, şirk koşanı affetmiyor ve bütün amelinin boşa çıkacağını söylüyor. Konu uzamasın diye kısaca söylemek gerekirse, müşrikler hakkında hem Kur'andan gördüğümüz örneklere dayanarak ve hem de tarihten gördüğümüz örneklere dayanarak söyleyebiliriz ki, ızdıraptan başka bir şey yoktur. Dünyada da, ahirette de. Tevbe edip kendini düzelten hariç. Sonuç olarak Amerika'yı arka plandan yönetenler biliyorlar ki, dinlerinden uzaklaştırılıp şirk batağına düşürülenleri sömürmek daha kolaydır. Ayrıca şirk batağına düşenler, Allah'a değil kendi evliyalarına (dostlar) itaat ederler.

Peki, ya o evliyalar /dostlar; (görünüşte Feto, arka planda big bradırslar)  bir ülkeyi tahrip etmeyi, bozmayı, etkisizleştirmeyi emrederse?

     Evet kabaca da olsa, big bradırsların, neden gerçek islam değil de, uydurma islamla bu kadar ilgilendiğini ve neden Feto cemaatini, işid oluşumunu kurdurup desteklediğini anlamak zor olmasa gerek. Akla ve bilime yönelen toplumları kandırmak ve sömürmek zordur. Gerçek islama yönelen insan akla ve bilime yönelir ki, zamanının müslüman bilim adamlarının neleri bulduğunu ve günümüz teknolojisinin temelini oluşturduğunu düşününce, islamın bilime düşman olmadığını görüyoruz hatta ayetler bile bilime yönlendiricidir. Öte yandan akla ve bilime yönelen bir insan, eğer islam üzere değilse, gerçek islamı gördükten sonra gerçek islama da yönelir. E o zaman big bradırslar insanları nasıl sömürecek?

     Görünüşe göre bu başarısız darbe girişimiyle birlikte, Abd ülkemizdeki yerli işbirlikçisi ajanları olan DİNCİ Feto'yu kaybettiler. Bu sebeple big bradırsların ülkemizde yeni Feto'lar ve cemaatler yaratması ihtimalini unutmayalım. Bundan dolayıdır ki, Allah'ın ipine yani Kur'ana hep birlikte sarılırsak, bu rezaletin bir benzerinin daha yaşanmasının önüne geçmiş oluruz. Umarım kafanızda bir ışık yakmayı başarmışımdır. Aslında durun, aklıma gelmişken hemen söyleyeyim, bu Feto zamanında hep garibanların üzerine oynadı. Yoksul çocuklarını kandırdı kendi tarafına çekti. Bu günün bir mevkiye gelmiş fetocusu, dünün kandırılmış yoksul çocuğuydu. Ha bu suçlu olanı suçsuz yapmaz ama benzerlerinin olmasının önüne geçmek adına önemli bir detaydır. Bu konuyla ilgili internette çok bilgi var. Yoksulluk çok zordur cigerto bu çaresiz durumları ve bu durumdan ötürü eğitimsizlikleri, her türlü tehlikeye açık hale getiriyor bu insanları. Bu sebeple, nerde bir yoksul görseniz imkanınız ölçüsünce elinden tutun, sahip çıkın. Eğer siz sahip çıkmazsanız, Feto gibiler sahip çıkar. E feto gibiler sahip çıkınca ne olduğunu gördünüz, kafamıza bomba yağdırıyorlar. Başarsalar ağızımıza s.çacaklardı.

     Neyse, bir sonraki konuda görüşmek üzere cigertolar, önceki yazı dizimize kaldığımız yerden devam edeceğiz, Allah kısmet ederse.

Sevgiler.

   

17 Temmuz 2016 Pazar

15 TEMMUZ 2016 GECESİ DARBE GİRİŞİMİ




Selam cigeroviçler,

Bu gün konu dışına çıkıp biraz gündem yapalım. Aslında konu dışı dedik ama konumuzla da alakası var. O yüzden bu konuyu iki bölüm halinde inceleyeceğim zira çok uzun bir yazı olur. Bunun ikincisinde bağlantısını yüzeysel anlatım ''Kur'andaki din'' serisine geçip, onun ilerleyen bölümünde ise o bağlantıyı göstereceğim Allah izin verirse. 15 Temmuz gecesi, bir intenet sitesine yorum yazmak için taslak hazırlıyordum, tam o sırada üzerimizden sıra dışı bir şekilde jetler geçti. Hatta bir videyu izliyordum bir kaç bilgi toplamak için ve o alçaktan uçan jetlerin sesi yüzünden videodaki konuşmaları duyamayıp pausa bastım ve söylenip durdum. Ben, bir şeyi dinlemeye çalışırken bir gürültü oluşur da duyamazsam acayip kudururum :)

Neyse, bir müddet sonra evdekiler televizyondan duyup bana, askerin sokaklara çıktığını acayip bir hareketlilik olduğunu söylediklerinde, yorum yazma işini bırakıp haber sitelerini turlamaya başladım. Zaten bir müddet sonra da, bombalamalar başladı.

Bizim ev, saraya yakın bir semtte bulunuyor. Önümüzde bir tepe olduğundan göremiyoruz ama yakın. Evimizin arka cephesi de MİT binası tarafına bakıyor. Saray kadar olmasada yakın sayılır. İşte bu sebeple sanki savaş alanında gibiydik, zira uçaklar üzerimizden sorti yapıyor bombalama yapıyordu. O da nasıl bir makineyse, evi deprem olmuyormuş gibi sallıyor zaten mahallede bir çok kişinin camı kırıldı.

Görünen o ki, bizler de bir darbeye tanık oluyorduk. Ama bu pek de darbeye benzemiyordu. İtiraf edeyim, darbeleri tasvip etmesem de, bu süreçte o sarayın yıkılmasını çok istedim orası ayrı bir konu. Çünkü, şaşalı saraylar, dünya malı ve güç düşkünlüğünün sembolüdür. Neyse, bu işin boku çıkmaya başladı, uçakların sortileri ve binanın zangırdaması bir müddet sonra insanın sinirini bozuyor ''yeter lan'' diyorsun bombalıyorsanız baombalayın siktirin gidin diyorsun. Artık dayanacak takat kalmıyor insanda.

Neyse,ilerleyen saatlerde olay netleşmeye başlayınca, kafalarda deli sorular belirmeye başlıyor;

Bu acaba bir tiyatro mu? Zira darbe, darbeye benzemiyor. Dört tane uçak, sekiz on tane tank ile darbe mi olur? Olursa başarısız olur. Bunu biz bile görebiliyorsak, savaş stratejileri konusunda eğitim almış subaylar bilmiyor mu? Eğer bilmiyorlarsa bu çok vahim, zira bir savaş sırasında bu beceriksizlerle ne yapılır? Darbe, yönetime yapıldığı için, ilk önce eş zamanlı olarak iktidar ve muhalefet liderleri evlerinden alınıp tutuklanır. Ama bir bakıyorsun ki, başbakanı, cumhurbaşkanından tut tüm muhalefet liderleri demeç veriyor. Bu ülkede Tayyip Erdoğan karşıtlığının çok olması ve darbenin esas hedefinin doğal olarak cumhurbaşkanı olmasının büyük ihtimal olduğu bir ortamda, cumhurbaşkanının ülkeyi terketmemesi, ''bu acaba bir senaryo mu?'' sorusunu akıllara getirdi. Silahsız bir halk ayaklanması olan ki, gezi olaylarında hemen resmi gezi ayağına yurt dışına çıkan bir kişi, neden silahlı bir askeri kalkışmada yurt dışına kaçmaz. Ve dahası havada ihtilalci jetler varken uçakla İstanbul'a gelir? Şunu da unutmamak lazım, artık o eski usulle darbe marbe olamaz zira teknoloji buna müsait değil. Eskiden internet yoktu tek kanallı yelevizyon vardı ve halkın hemen haber almasını engellemek kolaydı. Oysa günümüzde götümüzde taşıdığımız cep telefonuyla mahallede konuşlanan askerin resmini çekip tüm türkiyeye duyurmak bir kaç dakikalık iştir.

Daha bir sürü sorular sormak mümkündür. Çeşitli gözlemlerim, oradan buradan yaptığım okumalar sonucunda bir kaç tane senaryonun olası olduğunu gördüm. Ve bunu paylaşmak istiyorum. Tiyatro ihtimaline sonra geleceğim, önce iyimser olasılıklarla başlayalım;

1. SENARYO Darbe kalkışmasını bir grup asker gerçekleştirdi. Ordunun geri kalanı buna yanaşmadı ya da haberi yoktu. Olsaydı bunları tutuklarlardı. Bu şekilde de başaramayacaklarından, amaçları darbe yapmak değil, DARBE YAPTIRMAKTI. Olası senaryo şöyle düşünülebilir;

a) Askerle polis, sokakta çatıştırılacak ve şehirlerde büyük yıkımlar olacaktı bu da bir iç savaş demekti dolayısıyla ordunun geri kalanı, darbe yapmak istemese de mecburen yönetime el koyacaktı.

b) Akp karşıtı halk, akp'ye olan bıkkınlığı sebebiyle darbeye destek verecek, tabi bu arada akp taraftarı olan halk da iktidara destek verecek, iki taraf sokağa çıktığında sivil halkın da karıştığı bir iç savaş çıkartılacaktı ve ordunun geri kalanı yine kaosu ve iç savaşı önlemek adına istemese de yönetime el koyacaktı. Bun ibneler de fırsattan istifade belli yerleri kapacaktı.

Ama olmadı, planları tutmadı. Akp karşıtı halk darbeyi desteklemedi. Ha içlerinde ''oh iyi oldu'' diyenler vardı mutlaka ama fiili bir destek olmadı.

2.SENARYO  Hükümeti her ne kadar sevmesem de, aslında inkar edemeyeceğimiz bir iyilikleri var (tabi tiyatro değilse); Fetoculardan ülkeyi temizlemek. Buna göre Fethullahçı yapılanma iyice köşeye sıkıştı, zaten hükümet bu yapılanmaya sürekli operasyonlar yapıyordu son vuruş için gerekli istihbari bilgileri topladılar, bunların da bundan haberi oldu ve bilgileri yok edip gizlenip yerlerini korumak için MİT binasını tahrip etmeyi planladılar. Ama bu şekilde göze batacaklarından bir darbe süsü vererek bunu gerçekleştirmek istimiş olabilirler. Evimin yakın olduğunu söylemiştim, bombalamanın şiddetli sesinden, sarayın ve MİT binasının tamamen yıkılmış olabileceğini düşünmüştüm ama sabah haberlerde sarayın pek hasar almamış olduğunu gördükten sonra aklım Mit'in binasına takıldı ve şu an itibariyle hala mitin binasına ait bir görüntü bulamadım. Eğer o bina büyük bir tahribata uğradıysa, o zaman bu senaryo akla daha da yatkın düşer. Bazı Fethullahçı generaller kendilerini gizlediler diğerlerini feda edip darbe süsü vererek o gizlenen generelleri de açığa çıkaracak belgeleri yok etme girişiminde bulundular. Ama o darbeci subayların başı yanacak böyle işe niye girişsinle diye sorma, zira içlerinde davaları için ölecek adam çok.

Ama bunlar sadece birer zan.Ama iyimser bir gözle yapılan zanlardır. İyimser olasılık dedim çünkü, eğer böyleyse, bu demektir ki, Fethullahçı yapı tamamen çökmek üzere, bu sebeple can havliyle saldırıyor. O zaman bunlardan kurtulma günü yakın demektir. Peki, bu bir tiyatro olamaz mı? Ki, genelde ülkemizde yapılan darbeler hep amerika patentlidir. Tiyatro olduğunu var sayalım soru şu;

Eğer tiyatroysa, bu iktidardakilerin bir tiyatrosu mu? Yoksa senaryosu amerikaya ait bir senaryo mu?

Eğer amerikaya ait bir senaryoysa, bu senaryodan hükümetin haberi var mı yok mu?

Yöneticilerin sakin tavrı, bu senaryodan haberi varmış gibi bir intiba uyandırsa da, olmayadabilir.

Peki, amerikan senaryosuysa neden başarısız bir darbe girişimine imza attılar, özellikle başarısız olsun diye mi, yoksa onlar da başarı bekliyordu ama istedikleri sonucu alamadılar mı? Ama biz biliyoruz ki, amerikalı emmiler öyle hesapsız iş yapmazlar. Peki, neler oluyor?

SENARYO 1  Darbeyi, insan psikolojisini iyi bilen ve bununla diğer ülkelerde operasyonlar yapan amerika planladı. Hükümetin haberi vardı ve dediler ki;

-Biz sana o çok istediğin başkanlığın kapılarını açalım, sen de bizim ortadoğuda özellikle suriyede istediklerimizi ver.

Ve perde kapanır.

SENARYO 2  Abd planladı, ama hükümetin bundan haberi yok. Ancak başarısız olacağını biliyorlar o yüzden de telaşlanmıyorlar fırsattan istifade için pusuda bekliyorlar.

Bu senaryoya göre abd şunu hesapladı;

a) İyimser senaryonun birincisindeki gibi, (ama bu durumda sonuç iyimser değil) ordunun geri kalanını darbeye zorlayacak başarırsa, akp'den kurtulmuş olacak ve yerine kendine daha bağımlı birilerini getirecek. Çünkü akp, her ne kadar abd çıkarlarına hizmet etse de, ara ara amerikanın emirlerinin dışına çıkıyor. Çünkü engellenemez hırsları, ihtirasları var adamların.

b) Ama başarısız da olabilir. Tamam bunu da fırsata çevirebilirler. Bu durumda akp daha da güçlenecek ve başkanlık garanti olacak. Buna göre de, başkanlık sistemiyle, 20. yüzyılda emperyalizm ve kapitalizle savaşıp yenen tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk'ün sistemini yıkmış olacaklar. Atatürk'ün sistemi yıkıldığı an, Türkiye'yi kendilerine köpek yapmaları malesef daha kolay olur. Bu sebeple de her ihtimale karşı yabancı basında, bu darbenin başarısız olduğunda hükümetin elinin güçlenip başkanlık sistemi ihtimalinin daha da artacağı analizlerinin olması, kafirin birilerinin kulağına üflemesi olarak düşünebiliriz. Yani biri ''A'' planı diğeri ise ''B'' planı.

Tabi, bunların hiçbirini elimizde yeterli deliller olmadan doğrulayamayız ya da yalanlayamayız. Hatta bu senaryolara yenilerini bile ekleyebiliriz.

Şimdi, sevgili cigeroviçler, bu olaylar sinir bozucu olaylardır. Neden hep böyle boktan sorunlarla uğraşıyoruz? Neler oluyor ve neden amerikanın oyunuyla, bir oraya bir buraya savruluyoruz? Bunu bir sonraki yazımda masaya yatıracağım. Öbür konuyla da bağlantısını dağa sonra yapacağım zira Kur'andaki din mevzusuyla bağlantısı da var bu işlerin. Eğer Kur'andaki dine uysaydık bütün bu rezaletleri yaşamıyor olacaktık. Ve birileri d ısrarla Kur'andaki dinden yani Allah'ın dininden uzaklaşmamızı istiyor. Sebebi böyle durumlarda olalım ki, üzerimize rahat çöksünler.

O zaman, bir sonraki konuda görüşmek üzere..

Sevgiler.

3 Temmuz 2016 Pazar

KUR'AN'DAKİ DİN 2


NEBİ VE RESUL KAVRAMINA KISA BİR GİRİŞ


Selam cigeroviçler,

    Geçen konuyu kabaca tekrar edecek olursak, Allah Kur'anı arapça olarak açıklamıştır. Zaten Kitabı da arap diliyle indirmiştir. Ve göze batan detay olarak da, Kur'anı arapça bilen bir topluluk için açıklamıştır.

    Şimdi cigerto, şöyle bir detay da var Kur'anda;

Eğer onu yabancı bir dilde Kur'an kılsadık, mutlaka ''onun ayetleri açıklanmalı değil mi, arab'a yabancı dil mi? '' derlerdi. De ki o, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır ve onlara karşı körlüktür onlara uzak bir bir yerden seslenilir.  FUSSİLET 44

    Evet, eğer Kur'an arapça değil de başka bir dilde indirilmiş olsaydı, '' araba başka bir dil mi? Ayetleri açıklanmalı değil miydi?'' diyeceklerdi. Peki, ya arap olmayanlar? Mesela bir türk; '' türke başka bir dil mi?'' ya da bir alman; '' almana başka bir dil mi?'' demez mi? Onlara açıklanıyor da bize açıklanmıyor mu cigerto? Yoksa Bu kitap bize de hitap etmiyor mu?


 İşte bu (Kur’an) da, bereket kaynağı, kendinden öncekileri (ilâhî kitapları) tasdik eden ve şehirler anasını (Mekke’yi) ve bütün çevresini (tüm insanlığı) uyarasın diye indirdiğimiz bir kitaptır. Ahirete iman edenler, ona da inanırlar. Onlar namazlarını vaktinde kılarlar. ENAM 92

De ki: “Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?” De ki: “Allah benimle sizin aranızda şahittir. İşte bu Kur’an bana, onunla sizi ve eriştiği herkesi uyarayım diye vahyolundu. Gerçekten siz mi Allah ile beraber başka ilâhlar olduğuna şahitlik ediyorsunuz?” De ki: “Ben şahitlik etmem.” De ki: “O, ancak tek bir ilâhtır ve şüphesiz ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” ENAM 19

    Ulaştığı herkesi uyarmak için vahyolunmuş. Yani bütün insanlığa bir uyarıcı ve müjdeleyici olacak. Peki, ya dil konusu? Ki, araplar dışındaki insanlar arapça bilmiyor. Ama şu da var;

Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Bilen bir TOPLULUK için açıklanmış peki şimdi ne olacak :)

Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! İBRAHİM 4

    Şimdi buraya bir parantez açalım, geleneksel dinciler, resulu, kendisine kitap verilen olarak tanımlarlar ki, bunun tanımına birazdan geleceğiz. Bir an için bunun doğru olduğunu var sayalım. Allah orda ne diyor? Her resulü kendi toplumunun diliyle gönderdiğini söylüyor, peki bize? Almanlara?, Japonlara? v.b...?  Eğer resul, kendisine Kitap vahyedilense, o zaman hepimize kendi dilimizde, kendisine kitap vahyedilmiş bir resul gelmesi gerekmez miydi?

E hani?

    Halbuki, bir önceki konuda değinmiştik. Enam 83.ayetten itibaren Allah, İbrahim'den başlıyor, Yakup, İshak,Lut, İsa ve diğerlerini isim isim saydıktan sonra Enam 89 da;

İşte onlar, kendilerine Kitap,Hikmet ve nübüvvet verdiklerimizdir. Eğer bunlar onu inkar ederse,onu inkar etmeyecek bir kavmi ona vekil kılardık ENAM 89

    Ne diyor? Kendilerine Kitap, Hikmet ve Mübüvvet yani Nebilik verdikleri olduğunu söylüyor. Bu ayetten RAHATLIKLA -anlaşılıyor ki- Allah, Resullere değil, Nebilere Kitap veriyor ve önceki konuda değindiğimiz gibi, Allah'ın sadece 4 (dört) tane değil bir çok Kitabı bulunuyor. Yani ne kadar Nebi göndermişse, o kadar Kitap göndermiştir Allah.

    Peki o zaman Nebi ne, Resul ne? Ama ondan önce şu ağızımıza yapışan ''Peygamber'' kelimesini bir irdeleyelim ki, Kur'an meallerinde hep bu kelime kullanılır. Halbuki, ayetin orijinalinde ya Resul diyordur ya da Nebi.

    Peygamber, arapça bir terim değildir, farsçadır. '' Haber getiren'' anlamındadır. Yeni öğrendiğim bir bilgiye göre, peygamber orijinalde '' gaybden, cinlerden haber getiren'' anlamındadır ki, bu ismi Allah'ın nebilerine atfetmek, islamın ruhuna aykırıdır. Nitekim, o dönemlerde, Allah'ın elçilerine ''bu cinlenmiş, cinlerden haber getriyor'' denildiğini biliyoruz ve Kur'anın bunu red ettiğini de biliyoruz ve bunu bile bile Allah'ın elçilerine ''peygamber'' demek ne derece doğru olur artık orasını siz düşünün.

    Peki, Allah gönderdiği/ görevlendirdiği kişilere hangi isimlendirmeyi yapmıştır? Kur'ana baktığımızda iki kavram hemen göze çarpmaktadır; ''Nebi''ve ''Resul''

    Tamam, nedir bu Nebi, ve nedir bu Resul?

    Resul; bildiğimiz elçi demektir. Bir birinin sözünü, kendisinden bir şey ekleyip, çıkarmadan bir başkasına ileten kişidir. Padişahın sözünü taşıyorsan, padişahın elçisi olursun, Hüsamettin amcanın sözünü taşırsan, Hüsamettin amcanın elçisi olursun ve eğer Allah'ın sözünü taşırsan Allah'ın elçisi olursun. Peki, Padişahın sözünü değiştirirsen ne olur? Kellen gider.. Ya Allah'ın sözünü değiştirirse?

    Nebi; ise en basit tanımıyla kendisine kitap verilendir. Bir vasıftır, Allah birisini seçer böylece onu onurlandırmış da olur ve o kişiye bir görev verir, Kitap verir artık o kişi Nebidir.

Şimdi cigeroviçler, Allah nasip ederse bu nebi, resul mevzusunu, daha farklı açıdan yeniden işleyeceğim. Bu gün sadece, bir önceki ve bir sonraki konuyla bağlantılı olan kısmını masaya yatırmakla yetineceğim. Evet, ne diyorduk? Kendisine kitap ve hikmet ve mübüvvet verilen kişi Nebi'dir. Bir Nebi, kendisine verilen Kitabın turşusunu kuracak değil ya! Onu mutlaka tebliğ etmesi gerekir bu durumda da Resul olur. Her Nebi mutlaka Resuldur ama her Resul, Nebi değildir. Biri Nebi olan Resuldur, diğeri ise Nebi olmayan Resuldur. Bir Nebi, kendisine vahyedileni tebliğ eder, Nebi olmayan Resul ise, bir Nebiye vahyedileni tebliğ eder. İki mizansenle olayı anlatmaya çalışalım;

- Şimdi, Muhammedi biliyoruz kendisine vahyedileni tebliğ ediyor ve kendisi Nebi olan Resuldur. Diyelim ki, kendisine inen ayetleri yanında bulunan iki adama okudu ve dedi ki; '' şunu falanca topluma gidin okuyun'' O adamlar da gittiler, filanca memlekette o ayetleri ( Muhammede inen ayetleri) oradaki insanlara okudular. Bu durumda bu adamlar da Resulluk yapmış oluyorlar, Allah'ın ayetlerini okuyorlar. Ama o ayetler, kendilerine inmiş değil, yanlarında bulunan bir Nebi'ye (Muhammed) inmiştir. Bir Nebi'ye inen ayetleri -tebliğ- ediyorlar. Dolayısıyle Nebi olmayan Resul pozisyonundalar. Peki, o ayetlerin ulaştırıldığı toplum, farklı bir dille konuşan bir toplum olsun, bu durumda Muhammed ne yapardı? O toplumun dilini bilen adamları görevlendirirdi değil mi? Ki, onlar o toplumun diliyle ayetleri beyan etsin.

- Şimdi de, ikinci mizansenimizi, günümüzden yapalım, Allah'In ayetleri tüm insanlığı uyarsın diye gönderilmiştir. Şimdi bir kişi, bu ayetleri, kendi toplumuna o toplumun diliyle beyan ederse, o da Resulluk yapmış oluyor. Ama bu kişi(ler) Nebi olmuyorlar sadece bu sefer yanlarında bulunan değil de, 1400 sene evvel gönderilmiş bir nebiye ineni tebliğ ediyorlar.

    Şimdi şu ayeti yazmanın tam vaktidir;

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve nebîlerin sonuncusudur. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.  AHZAB 40

    Ne diyor? Allah'ın Resulü ve Nebilerin sonuncusudur. Nebilerin sonuncusuymuş peki ya Resul? Resullerin sonuncusu değil mi? E değil, olsa onu da söylerdi. Nebilerin sonuncusu olduğuna göre, ve Nebilere Kitap verildiğine göre o zaman artık bir daha bir Nebi gelmeyecek, yeni bir Kitap da gelmeyecek demektir. Buna göre, sonra ki zamanlarda bu Kitaba ulaşanlar, onu diğer insanlara beyan edecek, bu şekilde de resullük yani çevirisiyle -ELÇİLİK- yapmış olacak. AMa buraya DİKKAT! Bunu yanlış anlamamak için bir sonraki konuyu iyi düşünün sırayla gidiyoruz cigertolar.

    Şimdi, yazının başlarına geri dönelim;

Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Allah, Kur'anı BİLEN BİR TOPLULUK için, ayetleri arapça açıklamış. İşte o bilen topluluk, Allah'ın gösterdiği şekilde -ki, bu bir sonraki konunun içeriğini oluşturuyor- okuyup, kendi toplumlarına, kendi dillerinde BEYAN edecekler..

Biz, görevlendirdiğimiz her resulü ancak kendi toplumunun diliyle gönderdik ki, onlara açık seçik beyanda bulunsun. Bunun ardından, Allah dilediğini saptırır, dilediğini de iyiye ve güzele kılavuzlar. Azîz'dir, Hakîm'dir O! İBRAHİM 4

    İşte o beyan edenler, Allah'ın sözünü taşıdıklarından ve dolayısıyla elçilik yapmış olacaklarından, bir üst paragrafta verdiğimiz İbrahim 4. ayet gerçekleşmiş olacak.

    Tam da sırası, buraya çok önemli bir notu eklemem gerek. Abdülaziz Bayındır hocanın aklımda kaldığı şekliyle bir videosunda ( o videoyu bulduğumda paylaşırım) -RİSALET- in de RESUL sayıldığını dolayısıyle Kur'anın da RESUL sayıldığını söylemişti. Tam bu cümlelerle değilse de, hemen hemen bu şekilde söyledi. Aslında mantıken bakacak olursak, Resul/ elçi, bir sözü taşıyansa, bu Kitap da Allah'ın sözünü bize taşıdığından, Kur'anın aynı zaman da Resul olması akla yatkın durmaktadır. Buna göre, eğer Kur'anda bahsedilen Resul GÜNÜMÜZ İÇİN sadece Kur'anı temsil ediyorsa, o zaman günümüzde Resul; Kur'andır onu okuyup kendi toplumuna, toplumunun diliyle ulaştıranlar ise Resule YARDIM EDENLERİ temsil eder. Benim fikrime göre, İbrahim 4. ayette her Resulü kendi toplumunun diliyle gönderdiğini söylediğinden ve Kur'anın her dilde bir kopyası indirilmediğinden, İbrahim 4. ayette, onu kendi toplumunun diliyle BEYAN edenleri de kastediyor olabilir. Bu da akla yatkın duruyor. (bu Beyan ifadesini niye kocuman :) harflerle yazdım? Bu daha sonraki konuda)

    Peki o zaman, bu kişiler, Kur'anı nasıl okuyacak? Kur'an'ın arapça açıklandığını artık biliyoruz fakat nasıl açıklanmış? Ve Bunu kendi toplumuna ulaştıranlar bunu nasıl yapacak ya da yapmalı? İşte bu bir sonraki yazının konusudur.

    Son söz; Bu Nebi, Resul konusu bu kadarla sınırlı değildir cigerto. Bu yüzden bu konuyu, bu yazı dizisi bittikten sonra yeni bir başlıkla masaya yatıracağız? Neden Nebi, neden Resul? Muhammed hem Nebi ve hem Resul se, niye ayrı ayrı ifadelerle anılıyor? Tek bir isimle -örneğin peygamber- anılsa olmaz mı? Zira Nebi deyince de Muhammed, Resul deyince de Muhammed anlaşılmıyor mu? Hadi gelin bir ipucu vereyim; ''peygamber'' ifadesiyle Kur'andaki, bir çok şeyin üzerini örtüp, Allah'a ve Resulune iftiranın yolunu açtılar ve insanları çok kötü aldattılar....  Pek Yakında... diyelim ve yazımızı bitirelim.

    Bu arada Ramazanı da bitirdik cigertolar. Neyse bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Segiler.

Durun, hemen bitirmeyek :) size Nebi ve Resul kavramına ilişkin uzun bir video paylaşayım;



Bu videoda  Doç. Dr. Zeki Bayraktar hoca anlatıyor izleyin. Bir de Dr. Fatih Orum ile yine Doç. Dr. Zeki Bayrktar hocaların, KÖK programında, Kur'anda Nebi ve Resul konusunu konuştukları videoyu izleyin. Bu iki videoyu mutlaka izleyin gerçekten ufuk açıcıdır. Allah razı olsun kendilerinden.



Evet, tekrar görüşmek üzere..

Sevgiler.


18 Haziran 2016 Cumartesi

KUR'ANDAKİ DİN 1


ARAPÇA KUR'AN

  Selam cigeroviçler,

    Biraz iş temposu, biraz sağlık sorunları ve biraz da üşengeçlik sonucu uzun bir kaytarma evresine girmiştim. Eğer bir aksilik olmazsa artık yavaş yavaş başlıyoruz. Ha bu arada, kaytardık
dediysek totomuzu devirip yatmadık, bu süre içerinde -öğrenme- konusunda kaytarmadık :)

    Kur'an tartışmalarının ana teması genellikle anlaşılır olup olmamasıdır.  -gelenekselci- diye de isimlendirebileceğimiz bir grup, ısrarla ve hararetle Kur'anın anlaşılamayacağını, onu sadece ulemanın anlayabileceğini ve zaten ulemanın da Kur'anı anlayıp bütün mevzuları çözüp günümüze ulaştırdıklarını iddia etmektedirler. Bu gelenekselciler görüşlerini desteklemek için, ulemalara sürekli atıfta bulunurlar.

-Filanca hazretleri böyle dedi..
-Falanca radıyallahu anh'ın naklettiğine göre..
-Falan imamın eserinde böyle demiştir..

Ama hiçbiri ''Kur'an ne diyor?'' demezler, imam ne diyor? Derler. Sadece Kur'anı anlamaya çalışan grup, Kur'anı referans gösterir. Peki, Kur'an bu ''anlaşılır olma'' konusunda ne diyor? diye sorup Kur'ana baktığımızda ise çok ilginç iki detay ile göz göze geliriz birincisi;

Kur'anın arapça olması

    Ki, zaten gelenekselciler sıkıştıklarında, ayetlerdeki bu konuyu kıvırarak kendilerince delil getirmeye çalışmaktadırlar. ama bu şimdilik konu dışıdır, durup dururken gelenekselcilerle uğraşmayalım şimdi :) Ne diyorduk hah, anlaşılma konusunda Kur'ana baktığımızda gözümüze takılan ikinci detay ise;

Kur'anın -açıklanmış- olmasıdır.

    Gözünde bir canlandır, -arapça-  ve -açıklanmış- şimdi bu kitap açıklanmışsa ve arapçaysa doğal olarak arapça olarak daha doğrusu arap dilinin gramer yapısı ve dilbilgisi kurallarıyla  açıklanmış demektir. Bir başka deyişle, Kur'anı anlamak için arap dilinin gramer yapısını, dilbisi kurallarını çok iyi, hatta çok iyiden de çok iyi, bilmek ve bu perspektiften okumak gerekir. Çünkü kitap bu şekilde açıklanmış. Gerçi başka bir metotla hatta özellikle o metotla açıklanmış ama onu şimdilik karıştırma cigerto, o yazının ilerleyen kısmında var. Şimdi ayetlere bir bakalım;

Elif Lam Ra Bunlar, açıklanmış Kitabın ayetleridir.
Muhakkak ki biz, onu arapça Kur'an olarak indirdik umulur ki, siz akıl edersiniz.
YUSUF 1-2

    Bak dikkat et, açıklanmış bir kitap ve arapça indirilmiş. Aslında orada arapça KUR'AN OLARAK indirdik diyor. Ne demek kitabın Kur'an olarak indirilmesi? Konuyu dağıtmamak için şimdilik buna girmiyorum biz devam edelim.


Ve böylece biz onu arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda vaadedilenleri açıkladık umulur ki onlar takva sahibi olurlar veya onlar için bir zikir olur.
TAHA 113

Ve andolsun, bu Kur'anda insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik, umulur ki, onlar tezekkür ederler.
Eğriliği olmayan arapça Kur'andır. Umulur ki onlar takva sahibi olurlar.
ZUMER 27-28

Ve muhakkak ki o, gerçekten alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Onu Ruh'ül emin indirdi. Uyaranlardan olman için senin kalbine. Apaçık arapça lisanı ile.
ŞUARA 192-195


Ve bundan önce imam ve önder olarak Musa'nın kitabı vardır. Ve bu arap lisanı ile (tevratı) tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir.
AHKAF 12

Ha Mim Andolsun açıklanmış Kitaba. Muhakkak ki biz onu arapça bir Kur'an kıldık. Umulur ki, akıl edersiniz.
ZUHRUF 1-3

Ve böylece onu, arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen ilimden sonra onların hevalarına tabi olursan, senin Allah'tan ne bir dostun olur ne de bir koruyucu.
RAD 37

    Peki bu neyi ifade ediyor? Neler oluyor? İşte bu sorunun cevabı bu yazı dizisinin ilerleyen aşamalarında anlaşılmaya başlanacak. Evet cigeroviçler, Kur'an AÇIKLANMIŞTIR. Bu tamam, soru şu, açıklayan kim ve niye o açıklamıştır? Biz de açıklasak olmaz mı? Neler oluyor?

Elif LAM RA, Bir kitaptır, ayetleri muhkem kılınmış sonra Hakim ve Habir tarafından açıklanmıştır. HUD 1

    Evet, kim açıklamış? Ortaya çıktı; Hakim ve Habir tarafından yani hüküm sahibi ve her şeyden haberdar olan açıklamış. Kim bu Hakim ve Habir olan kişi? E Allah, kim olacak? Bakın burada güzel bir vurgu var, HER ŞEYDEN HABERİ OLAN yani her şeyi bilen. Bir şeyi, en iyi kim açıklayabilir? Bilen açıklar değil mi? Bir uçağın nasıl uçtuğunu, bu konuda en iyi bilgiye sahip kişiler açıklar değil mi? Bu, tabiatta olan, fıtratımızda olan dolayısla da bidiğimiz bir konudur, nedir o konu?

    Bir şeyi, o konuda EN İYİ BİLENLER açıklayabilir.

    En iyi bilen olmak için o konuda, her şeyi tüm ayrıntısına kadar bilmen lazımdır. İşte, hükümleri ve bu hükümlere ilişkin hikmeti, bunun uygulanmasını ve daha bir çok mevzuyu en iyi bilen Allah olduğuna göre, bu kitabı açıklayacak tek kişi Allah olması lazım gelir.


    E peki, bizim mürekkep yalamış, alim adamlarımız da açıklasa olmuyor mu? Onlar da hani mürekkep yalamış bir şeyler öğrenmiş adamlar sonuçta?

  Ayete bakalım;

Allah'tan başkasına KUL OLMAYASINIZ diye. Muhakkak ki ben, size ondan bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. HUD 2

    Olmuyormuş.. Bakın Hud suresinin ilk ayetinde ''Kitabı ben açıkladım'' diyor ve ikinci ayetinde ise niye açıkladığını söylüyor; ALLAH'TAN BAŞKASINA KUL OLMAYASINIZ DİYE. Haaaa demek ki, başkası açıklarsa Allah'tan başkasına kul olmuş oluyormuşuz. Buradan şöyle bir denklem çıkarmak mümkündür cigerto;

Kitabı, Allah açıklarsa Allah'a kul olmuş oluruz, Allah'tan başkası açıklarsa, Allah'tan başkasına kul olmuş oluruz. 

E Allah, kendisinden başkasına kul olmamızı istemediğine göre ve bizler de, sadece Allah'a kul olmak istiyorsak, Kur'anı Allah açıklamalı değil mi lo? Tamam, zaten açıklamış o zaman bizler o açıklamalara uyacağız. Burada gözden kaçmaması gereken bir detay çıkıyor ortaya;

  ALLAH, TEFSİRE İZİN VERMİYOR, DAHA DOĞRUSU KENDİSİNDEN BAŞKA KİMSENİN TEFSİR ETMESİNE İZİN VERMİYOR.

Evet, tefsir açıklamaysa, ulemanın yaptığı tefsirler,'' ulemanın Kur'anı açıklaması'' anlamına geldiğinden ki, zaten din adamları bunu da söylüyor, ulema açıklamış diyor, sana bok yemek düşer diyor. Ama Allah ne diyor? ''Ben açıkladım, Allah'tan Başkasına kul olmayın diye'' diyor. Ulema Allah'tan başkası sayılmıyor mu?

Peki tefsir olmayacak mı? Olacak ama falancanın tefsiri değil, Allah'ın tefsiri olacak. Başka bir deyişle Kur'anı Allah'a açıklatacağız, ulemaya evliyaya değil.

Bir tekrar edelim, Kur'an Allah tarafından açıklanmıştır, arapça olarak açıklanmıştır. Buraya kadar her şey tamam. O zaman şu soruyu da hemen soralım;

    Her şey tamam da, bu açıklamalar nerede?


    Enam suresi 83. ayetten itibaren, İbrahimden başlıyor, Yakub, İshak, İsa, Lut, Nuh... hepsini saydıktan sonra;

İşte onlar, kendilerine Kitap,Hikmet ve nübüvvet verdiklerimizdir. Eğer bunlar onu inkar ederse,onu inkar etmeyecek bir kavmi ona vekil kılardık ENAM 89

    Hepsine KİTABI ve HİKMETİ verdiğini söylüyor. Burada bir parantez açalım, ulemalar Allah'ın dört tane kitap gönderdiğini, diğer peygamberlere ise küçük sayfalar gönderdiğini söylerler. Bize hep öyle söylediler. Oysa ki Allah tam tersini söylüyor; hepsine KİTAP vermiş. Gördünüz mü? Hangisi doğruyu söylüyor Allah mı, ulema mı? Hangisine inanacağız? Elbette herşeyden haberdar olan, Hakim ve Habir olana inanacağız. Parantezi kapatıyorum. Şimdi ne diyor ayette? Nebilere KİTAP ve HİKMET vermiş. Hz.Muhammed de Nebi olduğu için ona da Hikmet verilmiş. Bu konuda çok ayet var da konuyu uzatmayalım.Kitap tamam da, Hikmet nerede?


İşte bu sana ayetlerden ve hikmetlerle dolu Zikir'den okuduğumuzdur. ALİ İMRAN 58

Hikmet, Kur'anın içindedir ve doğru hükümlerdir. Hani Allah demişti ya '' Ben açıklarım'' diye, işte o açıklamalara ulaşmaktır ve o açıklamalar Kur'anın içindedir. Peki o açıklamaları nasıl bulacağız?

Şimdi de şu ayete bakalım;

Allah sözün en güzelini, müteşâbih mesânî bir kitap olarak indirmiştir. ZÜMER 23

    Müteşabih, birbirine benzeyen iki şeye deniyor, mesani ise ikişer anlamına gelen mesna'nın çoğulu. O zaman birbirine benzeyen ikişerli ayetlerden oluşturmuş bu kitabı. Şimdi bir reklam arası verelim, şu adreste Kur'anı anlamada usül başlıklı yazıyı boş bir zamanınızda okuyabilirsiniz. Orada daha kapsamlı anlatılıyor;

http://www.suleymaniyevakfi.org/kuran-arastirmalari/kurani-aciklamada-usul.html

Hatta yukarıdaki, adresteki yazıyı okursanız orada müteşabih kelimesinin bir çok ayette ''benzer'' anlamında kullanıldığını örnekler vererek izah etmiş.Ama ulema ne diyor müteşabihe? Anlamını Allah'tan başka kimsenin bilmediği.....

    Ah ulema ah. Hadi oradan bir alıntı yapalım;

وَبَشِّرِ الَّذِينَ آَمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ كُلَّمَا رُزِقُوا مِنْهَا مِنْ ثَمَرَةٍ رِزْقًا قَالُوا هَذَا الَّذِي رُزِقْنَا مِنْ قَبْلُ وَأُتُوا بِهِ مُتَشَابِهًا.

“İnanan ve iyi işler yapanlara müjde ver; içinden ırmaklar akan cennetler onlar içindir. Onun her ürününden yararlandıkça “bu daha önce yararlandığımız şeydir” diyeceklerdir. Onlara orada müteşâbih şeyler verilecektir.” (Bakara 2/25)

Oradaki, arapça metini de buraya yapıştırdım arapça okumayı bilenler, metindeki kalınlaştırdığım ( مُتَشَابِهًا ) ''muteşabihen'' kelimesini görecektir.

    Bak ne diyor? Müteşabih şeyler verilecek yani BENZER şeyler verilecek diyor. Bakın mesela bu detayları görebilmek için arapçaya hakim olmak gerekiyor ve dikkat etmek üzerinde düşünmek gerekiyor. Allah öyle bir düzen koymuş ki, kitabı sözlük niyetine de kullanabilirsin. Neyse, Allah ayetlerini müteşabih ayetlerle açıklamıştır. Bir ayeti anlayabilmek için onun müteşabihini yani benzerini bulacağız. şimdi konuyu fazla dağıtmadan mevzuya geri dönelim; Tamam iyi anladık Kur'an Allah tarafından arapça olarak açıklanmış, iyi de biz arap değiliz ve haliyle arapça bilmiyoruz, bu nasıl olacak?


Ha Mim, Rahman ve Rahimden indirilendir. Bilen bir kavim/topluluk için, Ayetleri arapça Kur'an olarak açıklanmıştır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak fakat onların çoğu yüz çevirdi, artık işitmezler.
FUSSİLET 1-4

    Bak burda da, ayetlerin arapça olarak açıklandığını söylüyor ve ek olarak kim için olduğunu da söylüyor; BİLEN BİR TOPLULUK. Demek oluyor ki, arapça bilenler arap dilinin gramer yapısı, dilbilgisi kurallarını da dikkate alarak ama mutlaka ayetler arası ilişkiyi kurarak okuması gerekiyor. Burada önemli bir husus, bilen bir TOPLULUK ifadesi aslında ekip çalışmasına işaret eder. Evet cigeroviçler tüm bu olaylar, Allah'ın açıklamalarına ulaşıp uymak içindir. Buraya kadar her şey tamam, tamam da niye arapça bilenler topluluğu? Kur'an arapça bilmeyenlere hitap etmiyor mu?

    Hah, bu bir sonraki konunun içerisinde anlatılacak mevzudur cigerto. Arka arkaya farklı başlıklarda konular olsada, aslında birbirinin devamı niteliğinde, birbiriyle bağlantılı uzun bir mevzuyu masaya yatıracağız. Bu gün şunu gördük, Kur'an Allah tarafından arapça olarak açıklanmıştır. Allah, kendinden başkasının açıklamasına izin vermiyor aksi takdirde Allah'tan başkasına kul olmuş oluruz. Ek olarak, arapça bilenler topluluğu ayetler arası ilişkileri kurarak, ekip çalışması ile Allah'ın bu açıklamalarına ulaşacaklar.

    Peki niye arapça bilen topluluk? İşte bu sorunun cevabı bir sonraki, başlığı Kur'andaki Nebi,Resul kavramı olan konuda irdelenecektir. Allah nasip ederse.

    Son söz olarak şunları söylemek istiyorum, bu yazı dizisiyle ulemanın, müslüman alemini nasıl mahvettiğini daha kapsamlı görmüş olacağız. Bu yazının başında kaytardık :) ama öğrenmeye devam ettik dedik. Bu öğrenme sürecinde Kur'anın ana temel prensiplerini çok iyi olmasa bile iyi şekilde gördüğümü düşünüyorum ve bu gördüklerimi, anladıklarımı sizinle Allah izin verirse paylaşacağım. Ek olarak bu süreçte kendi yanlışlarımı da gördüm. Bu bağlamda şunu söyleyeyim, bu güne kadar yazdığım yazılarda doğrularım da var, yanlışlarım da var ve eksiklerim de var. Ve zaman içerisinde yavaş yavaş onları da elden geçirmeyi, gereksiz olanları da silmeyi düşünüyorum. Hem kendimin ve hem de sizlerin doğruya ulaşabilmesi için Allah'tan yardım diliyorum. Bu arada Ramazanınız mübarek olsun cigertolar. Bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Ha dur lan bi dakika, yukarıda bir ayette neden kitabı arapça KUR'AN olarak açıkladığını söylüyor? Onu anlatacaktık. Yani Kitap Kur'an değil mi? Kur'anı Kur'an olarak açıklamış gibi bir şey çıkıyor, o zaman Kur'an ne demek?


Video buradan açılmazsa aha şu adreste;

https://www.youtube.com/watch?v=6ZZZtiK9CiM

Anlaşıldı mı hüstın :)


Sevgiler.


14 Haziran 2016 Salı

Hazırlanın

Hazırlanın cigeroviçler,

Yeni yayın dönemine yavaş yavaş başlıyoruz :) Bu arada Kur'an ayı olan Ramazanınız mübarek olsun, bereketli olsun. Bir aksilik çıkmazsa bu hafta sonu bismillah diyeceğiz başlayacağız.

Hadi Allah'a emanet olun. Hafta sonu görüşürük.

Sevgiler.

14 Eylül 2015 Pazartesi

İMAN VE VATAN BORCU



İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104

  Evet cigeroviçler,bildiğiniz üzere bir süredir bazı sebeplerden ötürü kaytarıyordum :) ancak içinde bulunduğumuz durum, asla kaytarmamayı gerektiren bir pozisyona sürüklenince derhal klavyenin başına oturdum. Bu yazı benim hem iman hem de vatan borcumdur. Ülkemizin içine yuvarlandığı durumu hepiniz biliyorsunuz. İşin siyasi boyutuna girmeyeceğim, zira olmuş olaylayları (hataları) konuşmak yerine, kötü sonuçlara gebe, olabilecekleri konuşmak, stratejik açıdan da çok önemlidir.

   Son zamanlarda, sözde barış sürecinin bit(iril)mesi sonucunda ülkemiz neredeyse kan gölüne dönüştürülmüş durumdadır ve haklı olarak halkımız öfkelenmektedir. Öfkelenmeye haklılık verdik ama bir dakika!

Kontrol edilemeyen öfke, haklıyı haksız yapar, insanı yanlışa sürükler...

Atalarımızın dediği gibi;

Öfkeyle kalkan zararla oturur.

Bunu sakın unutmayın.


Bu yazıyı yazmak için,klavye başına oturmadan önce, televizyonda bir haber izledim. Habere göre şu an ismini hatırlamadığım bir beldemizde, inşaat işçilerinin Türk bayrağına hakaret ettiği söylentisine öfkelenen kalabalık, inşaatı basıyor. Belki bu haberi siz de duymuşsunuzdur haberin detayına girmeye gerek yok. Şimdi soru şu;

Ya o işçiler böyle bir şey yapmamışsa ve ortalığı karıştırmak isteyen fesatın birisi, ortaya bir laf atıp insanları birbirine kırdırmaya çalışmışsa? Bakınız Allah ne diyor?

Ey iman edenler, bir fasık size haber getirdiğinde araştırın. Cehaleten/bilmeyerek bir kavme/topluluğa kötülük edersiniz yaptığınıza pişman olanlardan olursunuz.  HUCURAT 6

Buraya dikkat! Birileri bu ülke üzerinde bir takım oyunlar oynadı ve lanet olasıcalar hep amaçlarına adım adım yaklaşmayı başardılar. Artık bunlara tokat vurmanın zamanı gelmedi mi?

Tokat derken sokağa dökülelim anlamında değil, Aman ha. Onlara fırsat vermeme anlamında demek istiyorum. Bakın sevgili cigertolar,

sevgili kardeşlerim, ben inanıyorum ki, sizler böyle oyunlara gelecek türden insanlar değilsiniz zira araştıran, okuyan insanlarsınız. Ancak şu da bir gerçek ki, çevrenizde tanıdığınız insanlardan mutlaka bir takım oyunlara gelebilecekler vardır. Bunu onları kınamak için demiyorum, insanlık halidir olabilir. Alın size iman ve vatan borcu;

Onlardan söz dinletebildiklerinize öğüt verin, konuşun gerekirse bu yazıyı okutun....

İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104


Savaş, sadece cephede olmaz sevgili cigertolar. Düşman bizi birbirimize düşürerek bitirmeyi ondan sonra saldırmayı planlıyor. Pkk terörünü bu ülkeyi mahvetmek için oluşturanlar ki, onların kim olduğunu artık sağır sultan bile biliyor, şimdi de halkı birbirine düşürerek iç savaş çıkarma planını sahneye sürüyor hem de en kanlı çatışmaların olduğu bir ortamda.Bu kanlı ortamda hergün onlarca evladının cenazesini kaldıran halkta oluşan öfkeyi, bu halkın yıkımına kanalize etmeyi planlayan birileri var.

Yaşanan olaylar yukarıda verdiğim haberle sınırlı değil cigeroviçler, ülkemizin bir çok yerinde kürt kardeşlerimize birileri saldırarak hem kürt kardeşlerimizi bize karşı, hem de bizi onlara karşı kışkırtmak istiyorlar. Bizi bu girdabın içine sürükleyebilmek için, bizden biriymiş gibi rollere bürünüyorlar.

Mesela, Ülkücü taklidi yapıyorlar, vatanperver taklidi yapıyorlar, yapıyorlar da yapıyorlar....

Unutmayın ve öğüt verdiğiniz/vereceğiniz insanlar da unutmasın ki, her kürt pkk değildir. İçlerinde bu vatana bağlı kardeşlik duygularıyla dolu insanlar var, pkk'yı tasvip etmeyenler var. Pkk ve onu yaratanlar pkk'ya artık destek olmayan kürt halkını, pkk safına çekmek istiyor..

Onlara istedikleri silahı verelim mi?

Her ne kadar kör topal işliyor olsa da, düzene konulmuş ve barış içerisindeki ülkemizi bozguna mı uğratalım?

Düzene konulması (ıslah)ından sonra yeryüzünde bozgunculuk (fesad) çıkarmayın; O'na korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır. ARAF SURESİ 56

Hemen ekleyelim, Bakara suresi 205.ayetin son cümlesinde Allah, fesadı sevmediğini söylüyor. E fesadı/ bozgunculuğu sevmeyen, fesadı engellemek için çabalayanı seviyor olmalı, mantık bunu gerektirmez mi? Bakara 205 her nekadar ekini ve nesli bozanlardan bahsetse de, ayetin son cümlesi genel bir ifadedir.

Ve yine bakın;

Ve Rabbinizden mağfirete ve genişliği gökler ve yer kadar olan, muttakiler için hazırlanmış cennete koşun ALİ İMRAN 133

Peki, kim bu muutakiler ne yapar bunlar?

Onlar, bollukta ve darlıkta Allah için infak ederler, öfkelerini yutarlar ve insanları affedenlerdir. Ve Allah muhsinleri sever. ALİ İMRAN 134

Kalabalık psikolojisi hakkında araştırma yapacak olursanız, kitlelerin kontrolünün zor olduğunu öğrenirsiniz. Bu konuda Gustave Le Bon'un ''Kitleler Psikolojisi'' kitabını önerebilirim. Kalabalıklarda akıl olmaz cigertolar. Bir insan breysel haldeyken yapmaya çekindiği bir hareketi topluluk halindeyken yapabilir.Ki bu hareket yakma yıkma eylemi gibi kötü sonuçları barındıran hareketler de olabilir. Gerçi, ben tanık olduğum tek büyük kitle hareketi olan gezi olaylarında bunun bir istisnası olduğunu görsem de- zira halkın ''aman ülkeye zarar gelmesin, iç savaş çıkmasın'' şeklinde bir hassasiyetine tanık oldum. Öyle ki, kavga çıkmasın diye etrafı yıkanlara ''aman yapamayın'' demekten başka bir şey yapamadılar- Ne diyorduk? Hah, her ne kadar gezi olaylarında bir sağduyuya tanık olsamda, sürekli cenazelerin geldiği bir ortamda, sağduyunun hakim olabileceği ihtimalinin zayıf olabileceğini zannediyorum.

Bu sebeple, kontrolsüz kalabalıklar, sokağa çıkmadan önlenmesi gerekiyor. Bunun içinde en etkili yol, çevremizdeki insanlarımızla, en güzel yol ne ise onunla konuşarak bilinçlendirmektir.

Allah korusun, eğer iç savaşa sürüklenirsek hiçbirimiz KAZANAMAYIZ!

Sadece big bradırs denen küresel şerefsizler kazanır..

Biz ise kaybederiz.

Cephe savaşının yerini günümüzde psikolojik ve sosyolojik savaş almıştır.


Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler ve yasaklar karşılıklıdır. O halde, azgınlık edip size saldırana, size saldırdığı şekilde ve ölçüde saldırın. Allah'tan korkun ve bilin ki Allah, kendisinden korkup sakınanlarla beraberdir. BAKARA 194

Bakın orada size saldırana orijinal metinde ''misliyle'' saldırın diyor yani aynı şekil ve ölçüde diyor. Kafir bize psikolojik harp teknikleriyle saldırıyorsa ki saldırıyor, biz de onlara psikolojik harp teknikleriyle karşılık vermeliyiz.

Mesela ne yapıyorlar?

Bizi birbirimize düşürüp kırdırmaya çalışıyorlar. O halde onların oyununu bozup, birbirimize düşmeyip tam tersi daha çok kenetlenmeliyiz. Birbirimize, öğüt vermeli,kırıcı, suçlayıcı konuşmalardan kaçınmalı, sabrı tavsiye etmeli mümkünse imkan ölçüsünde maddi ve manevi destek olmalıyız.

Teröristlerin silahlı saldırısı mı?

Onu zaten güvenlik güçlerimiz hallediyor biz, üstümüze düşeni yapalım.

Bakınız, geçen bir medyada okudum, vatandaşımızın birisi, kürt olduğu gerekçesiyle saldırıya uğruyor sonrasında ise evlatlarının şehit cenazesini alıyor. Bir düşünsenize, adam kürt, evladı bu vatan için görevi esnasında şehit oluyor ama güya teröre kızan ama farkında olmadan o terörü yaratan kafire hizmet edenler tarafından saldırıya uğruyor. Bu olmaz, olmamalı.

Çünkü bu adalete uygun değildir, pkk'ya hizmet etmeyeni pkk diye linç edemezsin. Allah adaleti ayakta tutmamızı istiyor.

Ey iman edenler, Allah için hakkı ayakta tutup, adaletle şahitlik edenlerden olun. Bir kavme/ topluluğa olan kininiz sizi adaletsiz olmaya sevketmesin. Adil olun/davranın. Bu takvaya en uygundur. Muhakkak ki Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır. MAİDE 8

E şimdi, pkk'ya kızıp şu haberdeki insanlara adaletsizlik mi yapacağız?

http://odatv.com/o-gece-kizimin-cesedini-koynuma-alarak-uyudum-1309151200.html

Ne yani, şimdi bu zavallı kadıncağız terörist mi?


Ya da teröriste kızıp ona saldırmak yerine ki, bunu zaten güvenlik güçleri yapıyor, bu kadına mı saldıracağız? Allah korusun, Allah, adaletsizliği yasaklıyor....

Pkk saldırıyorsa pkk'ya vurulur, pkk olmayana niye vuralım? Sizce bu adil mi?

Bakınız bu ülkede hep aynı senaryoları uyguladılar ve hep adım adım başardılar. Ne yaptılar?

Sağcı-solcu kavgası çıkardılar çok kardeş kanı döküldü. Oysa ki, sağcı solcu birbiriyle vuruşmamalıydı el sıkışmalıydı bu yücelmek için şarttır. Farklı olmak birbirimizi vurmak için değil, birbirimize üstün olmak için değil birlikte yücelmek için gereklidir. Şu türküyü bilir misiniz?



Sarı saçlarına deli gönlümü,
Bağlamıştın, çözülmüyor Mihriban.
Ayrılıktan zor belleme ölümü
Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

Sözü yazan,sağcı ülkücü bir kardeşimize, beste ise solcu ve alevi bir kardeşimize ait. İki zıt kutup barışla,sanatla bir araya gelirse ortaya şaheser çıkar. Ama birbirleriyle vuruşursa sadece kan ve gözyaşı çıkar, iki tarafta kaybeder ama kafir kazanır.


Ey insanlar! Biz sizi, bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve örfler yoluyla tanışıp kaynaşasınız diye sizi milletlere, boylara ayırdık. Hiç kuşkusuz, Allah katında en seçkininiz, sakınılması gereken şeylerden en çok sakınanınızdır. Allah her şeyi bilir, her şeyden haberdardır. HUCURAT 13

Tefekkür edin.

Bu arada Hazır türküden bahsetmişken Abdurrahim Karakoç ile Musa Eroğlunu saygıyla selamlayalım.

Ve bakın bu ülkede alevi-sünni çatışması çıkardılar. Bu millet kendi üzerinde oyun oynanmasına daha ne kadar süre izin verecek?

Son olarak 6-7 Eylül 1955 olaylarını size örnek verelim:




Bilgi almak isteyenler için aha wikipedi adresi;

https://tr.wikipedia.org/wiki/6-7_Eyl%C3%BCl_Olaylar%C4%B1

Selanikte Atatmızın evi bombalandı, hasara uğradı diyerek yapılan haberle halkı galeyana getirip, ÖFKELİ kalabalığın gayri müslim vatandaşlarımızın oturduğu semtlere saldırmalarına sebep oldular. Özellikle de rumların.


Belki de o insanların içerisinde bu ülkeye bağlı güzel insanlar vardı. iyi mi oldu?

Halbuki biz, bu topraklarda, istiklal marşımızı duygulanarak göz yaşlarıyla okuyan rum asıllı bir kızımıza da tanık olduk.



Sormak lazım, Atatmızın evini bombaladılar diye asparagas haber yapanlar kimse, kürt işçiler türk bayrağına hakaret etti diyen ve yayanlar da aynı kafanın mahsülüdür;

Kafire hizmet eden cahil. Bunu kimse anlamıyor mu?

Ki, öyle olsa bile, aman ülke bölünmesin diye örtbas edilir en azından ortalık durulana kadar. Hiç kimse kafiri başarısız kılmak istemiyor mu? Savaşı kazanmak isteyen yok mu bulkede yahu?

Al sana strateji, al sana akıl;

Allah aklını işketmeyenin......  nasıldı o ayet?

Allah'ın izni olmadıkça hiçbir benlik iman edemez. Allah, pisliği, aklını kullanmayanlar üzerine bırakır. YUNUS 100

Eğer aklımız işletmezsek kafir kazanır biz kaybederiz bundan iyi pislik mi olur aga?

Bak bir de bu var;

Sana iyilikten her ne gelirse Allah'tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir. Biz seni insanlara bir elçi olarak gönderdik; şahid olarak Allah yeter. NİSA 79

Eğer başımıza bir kötülük gelirse, sorumlusu kendimiziz. Hayra ve barışa yönelik bir şeyler yapalım ki, Allah'tan bize iyilik gelsin. İyilik yapan iyilik bulur. Vatanımız için, insanlarımız için iyilik yapalım;

Adaleti, barışı destekleşmeyi ayağa kaldıralım.

Bu vatanın, vatandaşı, kürt,laz,çerkez,ermeni,rum ve bilmediğim başka kim varsa hepimiz için şu durum söz konusudur;

Hiçbirimizin gidecek başka yeri yok! Bu vatan hepimizin yarınlar ise çocuklarımızın ortak malıdır.

Eğer, big bradırs denen şerefsizlerin, vatanımızı ve yarınlarımızı elimizden almasını istemiyorsak, el ele tutuşmak zorundayız. Eğer elimizden alırlarsa, türk,kürt,laz,çerkez,rum,ermeni v.b demeden hepimizi katlederler. Çünkü onlar, insanı değil parayı severler, malı mülkü severler. Kıyıya vuran çcuğun cesedini kendi halkları galeyana gelip sorgulamasın diye önemsediler de mültecilere sözde kıyak geçtiler. Yoksa onların gözünde kendi halkları da dahil, hiçbir insanın değeri yok.

Lütfen, çevrenizde, üye olduğunuz forumlarda, okullarınızda hep iyiliği emredin birbirinize sahip çıkın..

Kurtuluş istiyorsak, başka seçeneğimiz yok;

İÇİNİZDEN MARUF İLE HAYRA DAVET EDEN, KÖTÜLÜKLERDEN MEN EDEN BİR TOPLULUK OLSUN, İŞTE ONLAR KURTULUŞA ERENLERDİR. ALİ İMRAN 104


Sevgiler.