31 Temmuz 2014 Perşembe

İSLAM'IN DİNİNİN GERÇEK YÜZÜ -1

Selam cigeroviçler,

Bu gün Allah kısmet ederse, damardan ama gerçekten damardan giriyoruz. Kur'anı zahmet edip okuyanlar bilir, Allah sürekli Kur'anı okumamızı, özellikle de DÜŞÜNE DÜŞÜNE OKUMAMIZI istemektedir. Hatta üzerinde pek düşünmeyeceğimizi bilmiş olacak ki, insanı düşünmeye zorlayacak ifadeler kullanmıştır. Bir konuşmacı kendisini dinleyen(ler) uyuklamaya başladığında anlık olarak, birden sesini yükseltir veya çok çarpıcı ifadeler kullanır hatta yeteneği olanlar bir espri yaparlar. Böylelikle uyumak üzere olan kişilerin bir anda silkelenmesine sebep olurlar.

İşte Kur'anda da, bizi silkelendirip, ''noluyoz lan?'' dedirten ifadeler vardır. Ki bunların amacı, bizi düşünmeye sevketmek ve en ciddi konulara dikkat çekmek içindir.Mesela;


Kim var Allah'a güzel bir şekilde borç verecek? Ve Allah böyle birinin verdiğini birçok kez katlayarak artıracaktır. Allah, kabz haliyle kısar, bast haliyle açıp genişletir. Ve yalnız O'na döndürülürsünüz.
BAKARA 245

Allah'a kim güzel bir borç verecek ki, O onun verdiğini kat kat artırsın. Böyle birisi için onur verici bir ödül de vardır.
HADİD 11

Ne? Allah'a borç vermek mi? Kimin malını kime borç veriyoruz? Hani Allah zengin biz fakirdik? Neler oluyor?

Veya

Ey iman sahipleri! Eğer siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.
MUHAMMED 7

Ey iman sahipleri! Allah'ın yardımcıları olun! Hani, Meryem oğlu İsa, havarilere: "Allah'a gidişte benim yardımcılarım kimdir?" demişti de, havariler: "Biz, Allah'ın yardımcılarıyız!" cevabını vermişlerdi. Bunun ardından, İsrailoğullarından bir zümre iman etmiş, bir zümre de küfre sapmıştı. Nihayet biz, iman sahiplerini düşmanlarına karşı güçlendirdik de onlar üstün geldiler.
SAFF 14

Allah'a yardım etmek mi? Neler oluyor?

İşte cigertolar, bunlar gibi ayetler, uyuklayan zihnimizi bir andanda irkilmeye sürüklemiyor mu? Şimdi sırada bu günkü konumuzun çıkış noktası olan ayet var. O da bizi sarsacak türden bir ayettir. Hadi ayete bir bakalım;

Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın. Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.
NİSA 136

Şimdi şu sayfadaki, ayete ilişkin sözlüğün bir kısmını buraya aktaralım;


1. yâ eyyuhâ : ey
2. ellezîne : onlar, ...olanlar
3. âmenû : âmenû oldular, îmân ettiler
4. âminû : amenu olun, îmân edin
5. bi allâhi : Allah'a
6. ve resûli-hî : ve onun resûlu
7. ve el kitâbi : ve kitap
8. ellezî : ki o
9. nezzele : indirdi

Hatta gelin arapça okunuşun latin harflerle yazılışını da yazalım belki bir işe yarar :)

Yâ eyyuhâllezîne âmenû, âminû billâhi ve resûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ resûlihî vel kitâbillezî enzele min kabl(kablu). Ve men yekfur billâhi ve melâiketihî ve kutubihî ve rusulihî vel yevmil âhıri fe kad dalle dalâlen baîdâ(baîden).

Evet ne diyor?

Ey iman edenler! İman edin ?

Pardon? Ne imanı bu? Zaten iman etmiyor muyduk? Kendin dedin ey İMAN EDENLER diye?

Bir parantez açalım cigertolar, bazı kişilere benim analiz için bu tarz sorular sormamı abes görünebilir. Hatta bazıları bokunu çıkarıp dalga geçtiğimi iddia edebilir. O zaman hemen bunu açıklayalım. Soru sormak melektendir, Adem kıssasına bakarsanız soruyu melekler sormuştur, iblis ise hevesine göre davranmıştır. Ve Allah da meleklere kızmamıştır. Hatta meleklerinki soru olmaktan öte, Allah'ın yaratma kararını sorgulama gibi bir şeydir. Ama amaç doğruya ulaşmaktır. Allah düşünerek okuyun diyor, düşünmek için sormak lazım. E biz de zaten düşünebilmek için ve anlamak için soruyoruz.

Bir zamanlar Rabb'in meleklere: "Ben, yeryüzünde bir halife atayacağım." demişti de onlar şöyle konuşmuşlardı: "Orada bozgunculuk etmekte olan, kan döken birini mi atayacaksın? Oysaki bizler, seni hamd ile tespih ediyoruz; seni kutsayıp yüceltiyoruz." Allah şöyle dedi: "Şu bir gerçek ki ben, sizin bilmediklerinizi bilmekteyim."
BAKARA 30

Ne gerek var yaratmaya der gibi halleri var değil mi?

Neyse biz konumuza dönelim, Allah bize, hem ey iman edenler diye hitap ediyor sonra da iman edin diyor e zaten iman etmiyor muyduk? Bi daha ne imanı bu? Ve dikkat ederseniz genelde '' Yâ eyyuhâllezîne âmenû '' diye başlayan ayetler bize hitap etmiyor mu? Bazıları kıvırıp '' Efendim, o hristiyan ve yahudiye inançları yanlış olduğu için diyor'' derse, Alın size örnek;

İnnallâhe ve melâiketehu yusallûne alen nebiyyi, yâ eyyuhâllezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ(teslîmen).

Şu bir gerçek ki, Allah ve melekleri, o Peygamber'e destek verirler/onun şanını yüceltirler. Ey inananlar! Siz de ona destek olun/onun şanını yüceltin ve ona içtenlikle selam verin.
AHZAB 56

Peygambere salat etmek. Bize diyor ve yâ eyyuhâllezîne âmenû diye sesleniyor.

Yâ eyyuhâllezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâe bil kıstı ve lâ yecrimennekum şeneânu kavmin alâ ellâ ta’dilû. I’dilû, huve akrabu lit takva vettekûllâh(vettekûllâhe) innallâhe habîrun bimâ ta’melûn(ta’melûne).

Ey iman edenler! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp gözetleyenler olun! Bir topluluğun çirkinlik ve kötülüğü sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin. Adaletli olun! Bu, takvaya/korunup sakınmaya daha uygundur. Allah'tan sakının. Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
MAİDE 8

Yine aynı şekilde yâ eyyuhâllezîne âmenû diyor ve bize sesleniyor.

İyi de, madem zaten iman ediyoruz, niye Allah bize bir daha iman edin diyor? Hadi ayeti tekrar yazalım;

Ey iman edenler! Allah'a, onun resulüne, resulüne indirmiş olduğu Kitap'a, daha önce indirmiş olduğu Kitap'a inanın. Kim Allah'ı, O'nun meleklerini, kitaplarını, resullerini ve âhiret gününü inkâr ederse geri dönüşü olmayan bir sapıklığa gömülmüş olur.
NİSA 136

Bak orda, Allah'a, resulüne ve resule indirmiş olduğuna (kitap) iman edin diyor hatta cümlenin devamında dolaylı yoldan önceki, kitaplarına,resullerine ve meleklere inanmamızı söylüyor ve inkar edenin dönüşü olmayan bir sapıklığa gömüleceğini bildiriyor. Ama oysaki biz müslümanlığımızı ilan ederken, Allah'a, Peygambere ve Kur'ana iman ettiğimizi söyleyerek/ iddia ederek ilan etmiyor muyduk? E zaten iman ediyorsak bir daha ne imanıdır bu?

Şimdi cigeroviçler, daha önce de bunu yazmıştım, konumuzun çıkış noktası olduğu için bir daha yazalım, Allah'ın bu ifadesi, bizim türkçede kullandığımız bir ifadeye benzemektedir. Şöyle ki; Diyelim ki, bir adama şunu şunu yap dediniz. Adam yaptı veya hala yapmaya devam ediyor. Ve siz isteğinizi tekrarladınız ''Kardeşim şunu şunu yap'' Muhtemelen adam size şunu diyecektir;

-Yaptım ya kardeşim / e yapıyoz ya...

Siz ise;

- Kardeşim yapma yap!

Bunu, söz konusu adamın yaptığı işi beğenmediğimizi veya yaptığı işin istediğimiz gibi/profesyonelce/ kaliteli v.b olmadığını dolayısıyla gerekirse yeni baştan düzgün yapmasını istediğimizi belirtmek için söyleriz. İşte Allah'ın ifadesi de, sanki bize,

- İman etmeyin, iman edin!

Der gibidir. Bu da demek oluyor ki, imanımız düzgün bir iman değildir veya başka şekilde ifade edecek olursak, Allah'ın dediği gibi veya istediği gibi iman et(de)miyor olmalıyız ki, Allah böyle söylüyor. Yani imanımızı beğenmiyor ve kendinize mecazen çeki düzen verin diyor. Hatta daha da ileri götürüp ''yanlış iman ediyorsunuz'' dediğini düşünmek bile mümkündür.

O zaman yanlışımımız nedir? Neyi yanlış yapıyoruz?

Bir şeyi yanlış veya eksik yapıyor olmalıyız ki, Allah böyle bir şey desin. Yoksa durduk yere niye desin ki? Aslında Allah bu yolla dinimizi, imanımızı sorgulamaya itiyor bizi. BURAYA DİKKAT! Allah'ın dinini değil, kendi hayatımızda din diye yaşadığımız, din olduğunu, iman olduğunu iddia ettiğimiz şeyi sorgulamaya itiyor bizi.

O zaman din nedir? Daha doğrusu, dinin doğrusu nedir? Buraya kadar anlattıklarıma ve zaten ayetler sebebiyle ortaya çıkan tabloya baktığımızda, bize din diye öğretilen tüm bilginin ya yanlış ya da eksik olduğu kanısına ulaşıyoruz. Acaba bu doğru mu?



Şimdi cigeroviçler, bu uzun giriş yazısından sonra mevzuya dalamayız tabiki. Ama burada ilginç bir paylaşımda bulunmak istiyorum. Bu paylaşım şu sorunun cevabı olsun, bunu da önümüzdeki konularda açacağım. Soru şu,


-Her şey tamam, bize yalan yanlış bir şeyler öğretiliyor, peki müslüman olmayan bir kişi, islamı ( kendi başına ve akılla olmak şartıyla) araştırmaya kalktığında acaba nasıl bir din portresi görüyor?


Geçenlerde, İlk müslüman Muhammed isimli biyografi kitabını yazan ve agnostik bir yahudi olan, Lesley Hazleton isimli yazarın Edip Yüksel ile röportajını izledim. Hatta durun o videoyu buraya paylaşayım güzel bir röportaj olmuş;



Alt yazı işini beceremezseniz aha sayfasından girip videodaki talimata göre alt yazıyı açabilirsiniz;


Hatta bu agnostik kadının Kur'an hakkındaki konuşmasından kısa bir görüntü;





Neyse siz bu videoları boş zamanda izlersiniz, biz konuya dönelim Edip Yüksel'in röportajında, Lesley, İsa ile Muhammed arasında bir benzerlik olduğunu söylüyor ve şöyle bir açıklama yapıyor, videodan alıntılıyorum;

-Her şeyden önce ana mesajı her ikisinin de, demek istediğim ana mesaj değil ama her iki mesajın da özü sosyal adalet yozlaşmaya karşı bir protesto, aslında her üç tek tanrılı din de bu anlamda başlamıştır. 

Yahudilik, kralların yozlaşmasına karşı ayaklanma olarak başlamıştır. Kralların gücünde, kibrine yozlaşmasına karşı

Hristiyanlık, Roma yönetimiyle işbirliği içindeki ruhban sınıfının güç, kibir ve yozlaşmasına karşı bir ayaklanma olarak başlamıştır.

İslam,Mekkedeki oligarşiye karşı, son derece zengin bir elite karşı bir ayaklanma olarak..

Biliyorsun ki, din manipülasyon için kullanılır. Bu yüzden Muhammed'in ilk takipçileri çok azdır bu arada, İsa'nın da ilk takipçileri çok azdır pek benzer.


Hatta biz de şunu ekleyelim, gerçek islamı baz alırsak, bu gün bile Muhammed'in takipçileri çok az. Bunu zaten konunun ileri kısımlarında göreceğiz.

Ama durun, İslam Mekkedeki oligarşiye karşı, son derece zengin bir elite karşı ayaklanma mı? Devrim mi yapıyoz? Dışarıdan bakınca öyle mi gözüküyor bu din?

Hani nerede namaz niyaz, ulema evliya,anlamadan Kur'an okuyuşları, şefaat, aracı tefeci?

Doğru mu söylüyor bu kadın? Yoksa sallıyor mu?

Neler oluyor?

Bu dinin ana mesajı nedir? Allah'ın ısrarla üstüne titrediği konu nedir?

İşte bir sonraki konuda bunu masaya yatıracağız. Hatta İhsan Eliaçık hocanın ısrarla, ''Kardeşim, bu dinin ana konusu mülktür'' sözünü de masaya yatıracağız. Acaba doğru mu söylüyor yoksa sallıyor mu?

Allah bizi niye yaratmış, ana görevimiz nedir? Kur'anda ne anlatıyor?

İşte Allah kısmet ederse bu sorulara bir sonraki konuda cevap arayacağız. İnşallah konunun altından kalkabilirim zira çok önemli detaylar göründü Kur'anın derinliklerinden. Sıra bunu paylaşmaya geldi.

Neyse sonraki konuda görüşmek üzere.

Sevgiler.


27 Temmuz 2014 Pazar

BAYRAM MESAJI :)

Evet cigertolar,

Sonunda bir bayrama daha ulaşmış bulunuyoruz. Bu vesileyle bayramınız kutlu, mutlu olsun. Bir çoğunuz için şunu söyleyeyim; Barış dininin temsilcileri olarak, inanan inanmayan herkesi barış ile kucaklamanızı, eğer imkanınız varsa çevrenizdeki boynu bükükleri sevindirmenizi öneriyorum.

Genelde, bayramlar için barışa kardeşliğe vesile olsun denir ama diyenler şunu unutur, bayramlar sonuçta bir kavramdır vesile olacak olan bayramlar değil, o bayramları yaşayanların kendisidir.

O halde, hep birlikte, gücümüz yettiğince hayra ve barışa el atalım.

Bayramdan sonra görüşürük :)

Sevgiler.

23 Temmuz 2014 Çarşamba

ORUÇ VE AÇLIK

Selam cigeroviçler,

Bu gün planda geçen yazıda vaad ettiğim konuyu masaya yatırmak vardı ancak, içinde bulunduğumuz ve bitmesine dört gün kalan ramazan hakkında konuşmamak olmazdı. Aslına bakarsanız geç bile kalmış bulunuyorum ama, oruz sebebiyle vücut düzenim bozulduğundan elim anca klavyeye dokunabildi.

Şimdi cigertolar, dinimiz gereği her yıl bir ay boyunca, belli saatler arası yemeyi,içmeyi ve benim gibi olanlar için de ek olarak cigara içmeyi bırakıyoruz. O saat dolunca da hemen yemeye içmeye yumuluyor, patlayıncaya kadar yiyoruz, içiyoruz. Ve zannettiğimize göre de sevap alıyoruz!

Acaba gerçekten de öyle mi?

Acaba Allah, niye böyle bir ibadet öngörmüş olabilir? Neden böyle bir ibadet var? Burada amaç nedir?

Ramazanın başından beri, benim kimyam bozuldu sevgili cigeroviçler. İftara kadar nevrim dönüyor. Topu topu yaklaşık 10-15 saat süresince aç kalıyoruz halbuki. Ve süre dolunca da yiyoruz içiyoruz.

Peki ya onlar?





Yoksa onlar da mı oruç tutuyor? Hem de aylarca?

O soruyu tekrar soralım neden oruç diye bir ibadet var?

Evet, Oruç niye var? Biraz aç kalıp sonra ağızını şapırdatarak öküz gibi yemek ve bu şekilde sevap almak için mi?

Yoksa,

Açlığın ne demek olduğunu anlayıp, yoksulu doyurup BU ŞEKİLDE SEVAP ALMAK için mi?

Ne dersiniz? Kuru kuruya aç kalarak sevap almak!! Güzel ve zahmetsiz bir fantezi ama....

Ana mesajlarından birisi, yoksulu doyurmak olan bir dinde neden oruç (aç kalma) ile ilgili bir ibadet ritüeli olabilir?

Sanki bu sorunun cevabı, yine aynı sorunun içinde gizli gibi ne dersiniz?

Şimdi şu iki videoyu lütfen izleyin sonra da okumaya devam edin sevgili cigertolar;



Yedi yaşındaki çocuğun halini gördünüz mü? Eğer bizim buna yüreğimiz isyan etmiyorsa, o videoda dayanamayıp ağlayan abla kadar müslüman olamamışız demektir.



Lan oğlum biz, 15 saat dayanamıyoruz onlar aylarca ne yapıyor? Bu dram uzun süredir var, demek ki, yapılan yardımlar yerine ulaşmıyor. Bir kaç yıl önce birleşmiş milletler tarafından gönderilen bilmem kaç tonluk pirincin, büyük bir çadırda bekletildiğini okumuştum. Hatta başına da yine afrika kökenli birisini bekçi dikmişler. Ama aç insanlara o pirinç ulaştırılmıyor.

Ey Allah'ım, nedir bu siyah ve güzel insanların dramı? Tarihte kırbaç altında köle yapıldılar, bugünse açlığa mahkum edilip ölüme terkediliyorlar. Aslında bizim ülkemizde de, diğer ülkelerde de aç insanlardan çok vardır ama bu insanlar ölüm sınırına iyice yaklaşmışlardır ve durumları bu sebepten acildir.

Ama insanlık nerede?

İnsanlığı boşver, müslümanlar nerede?

Sahi nerede bu müslümanlar?

İslamı yaşadığını iddia eden münafıklar, islama zıt bir uygulama olmasına rağmen, Kabe'nin örtüsüne tonlarca altınla yazı yazan ve Kabe'nin üzerine gururla!!? örten münafıklar......

Nerede bunlar? Hani müslümanlık?

Bakın cigeroviçler, önümüzdeki haftalarda, konu olarak masaya yatıracağım, Kur'anın ana ve öncelikli konularından birisi, YOKSULU DOYURMAK, KÖLE AZAD ETMEK, YETİME SAHİP ÇIKMAKTIR.

Kur'anda yapılan cehennem tehditleri, malı yığan, yoksulu doyurmayan, malından vermeyen yahut azıcık verip, çoğunu cimrice sıkanlara yapılmıştır. Yoksa namazı kıldın kılmadın, yok oruç tuttun tutmadın meselesi yoktur.

Namaz kılmayana cehennem tehdidi yok ama malı yığana, yoksulu doyurmayana var. Çok ilginç değil mi?

Acaba bunu, din adamları neden dillendirmez? Acaba bilmiyorlar mı? Yoksa Allah'ın ayetlerini bizden saklıyorlar mı? (üstünü örtmek/küfür)

Maun suresinde Allah, birilerinin salatını LANETLİYOR ve bunun sebeplerini sıralarken şöyle bir cümleyi de araya sıkıştırmış;

Yoksulu doyurmaya özendirmez o

Bakın, yoksulu doyurmayı geçtik, doyurmayı özendirmekten bahsediyor iş buraya kadar gelmiş.

Haydin o soruyu tekrar soralım;

Yoksulu doyurmayı ve özendirmeyi, köle azad edip, köleliği kaldırmayı, malından infak etmeyi, malı mülkü yığmamayı bu kadar öne çıkaran ve yapmayanı cehennemle tehdit eden bir dinde, neden oruç diye açlık ve susuzluğa dayalı bir ibadet var?

Şu sureyi de tefekkür edin;

BELED SURESİ

1. Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir.

2. Sen bu kente mahremsin / bu kente gireceksin.

3. Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,

4. Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.

5. O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!

6. “Yığınlarla mal telef ettim.” diyor.

7. Hiç kimsenin kendisini görmediğini sanıyor.

8. Biz ona vermedik mi iki göz,

9. Bir dil, iki dudak?

10. Kılavuzladık onu iki tepeye.

11. Akabe’ye, sarp yokuşa atılamadı o.

12. Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?

13. Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.

14. Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,

15. Yakındaki bir yetimi,

16. Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.


17. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.

18. İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.

19. Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yaranıdır.

20. Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir.



Bak ne diyor?

Sarp yokuşa atılamadı o

Nedir bu sarp yokuş?

13. Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.

14. Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,

15. Yakındaki bir yetimi,

16. Yahut ezilmiş-boynu bükük bir yoksulu.

17. Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.


İşte bunlar, uğur ve bereket dostları.

Evet cigeroviçler, bu gün fazla detaya girmiyorum. Allah kısmet ederse önümüzdeki konularda bunu detaylı bir şekilde masaya yatıracağız.

Bir kısmınız, bir aydır oruç tutuyor bu sebeple açlığın ne demek olduğunu biliyorsunuz. Eğer çevrenizde aç birileri varsa lütfen görmemezlik yapmayın. Hazır bayram da yaklaşıyorken bir yetimi yahut bir yoksulu sevindirin. Böyle bir ameli gerçekleştirirseniz bu, Allah'a ulaşır.

Unutmayın! Allah mazlumların arkasındadır.

Peki biz nerdeyiz? Mazlumun yanında mı? Yoksa karşısında mı?

Mazlumu karşısına alan, Allah'ı karşısına alır. Mazlumun yanında olan ise, Allah'ı arkasına alır. İşte bu daha güzel bir duruştur cigertolar.

Allah, hepimize hakkı gören, gözetenlerden olmayı nasip etsin. Şunu da unutmayın;

KOMŞUSU AÇKEN TOK YATAN, BİZDEN DEĞİLDİR.





Sonraki konuda görüşmek üzere,

sevgiler.




9 Temmuz 2014 Çarşamba

CEMİL USTA'NIN MAKİNESİ VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ :)

Selam cigeroviçler,

Ben Yapı meslek lisesinin inşat bölümünden mezunum. Atelye derslerimizin olduğu günde sınıf ikiye ayrıldı birinci dönem bir grup kagir atelyesinde ders görürken, diğer grup ahşap atelyesinde ders gördü. İkinci dönem ise gruplar yer değiştirdi. Kagir bölümünde, duvar, betonarme v.b konular işlenirken, benim okuduğum dönemde inşaatlarda betonarme kalıpları ekseriyetle ahşap olduğundan (metal kalıplar yeni yeni kullanılıyordu o dönemlerde), ahşap atelyesinin konusu, betonarme kalıpları,iskeleler, çatı iskeletleri v.b idi. Günümüzde metal kalıplar ve metal iskeleler çoğunlukla kullanıldığından, atelye eğitiminde şimdi hangi konular işleniyor bilemiyorum. Ama size anlatacağım konu bu değil. O dönemde yaşadığım ilginç bir anımı paylaşmak istiyorum.

İlk dönem kagir bölümündeydim. İkinci dönem oldu ve ahşap atelyesine geçtik. Daha ilk günümüzdü ahşap atelyesinde,oraya gittik etraf çeşitli markalardan makinelerle doluydu. Şerit testereler, planyalar,kollu matkaplar.... bir de büyük bir pres makinesi vardı. O pres makinesinin önünde, sığırcık kuşları gibi yan yana dizilip içtimaya geçtik, hocamızın gelmesini bekliyoruz. Aşağıda resmini verdiğim makineydi o pres makinesi.



                                                           CEMILUSTA :)


İçtimada beklerken, makinenin üzerindeki yazı sürekli gözümüze takılıyordu. Bir arkadaş yüksek sesle,

-Kemil asti

dedi. Hepimizin ilgisi daha da arttı o gözümüze takılan yazıya.Düşünmeye başladık;

-Hımmm ''I'' harfinde nokta yok, ingilizcede büyük harflerde noktalama olmaz o halde bu ingilizce bir isim olmalı.

Bir diğeri;

-Ama ingilizcede ''a''lar ''e'' diye okunur o halde bu kemıl aste olmalı.

Öteki;

-İyi de ''I'' harfi ''ay'' diye okunur kemayl aste olmasın sakın?

-Yok yok, e'ler i okunur, kimayl aste olabilir ya da cimayl aste mi? :)

Hiçbirimiz bir anlam veremiyorduk, yoksa bu ingilizce değil de, başka bir dilmiydi? Mesela italyanca veya portekizce? Zaten makineler hep gavur malıydı :)

O ses, evet o ses..... bir arkadaşımızın şu okuyuşu, aklımızı başına getirmeye yetiverdi;

-Cemil usta

Tabi ya nasıl göremedik? Ağızlardan hep şuna benzer cümleler dökülmeye başladı;

-Hadi be, nasıl göremedik? Sabahtan beri takla attırıyoruz kelimeye.

Evet cigertolar, nasıl oldu da biz o yazıyı, gözümüzün önündeki yazıyı doğru okuyamadık? 

Bizi, yanlış okumaya iten, ilk okuyuşu yapan arkadaşımızın ''kemıl asti'' demesiydi. Böylelikle algımızı bu tarafa çekmiş oldu. Zaten içimizde hazır bulunan yanlış bilgiler (sanayide türk malının pek olmayacağı düşüncesi v.b) bu yanlış algıya dayanak noktası oluşturmuştu. ''I'' harfinin noktasının olmayışı da (gerçi orada dünya sembolü nokta yerine konmuş ama....) bizi yanıltan konular arasındaydı.

.....


Yıllar önce televizyonda, gözümüzün çalışması üzerine bir belgesel izlemiştim. Orada bir gruba video seyrettiriyorlar. Videoda, mavili ve kırmızılı iki takım var ve diyorlar ki, bu videoda mavililer ve kırmızılılar birbirlerine topu pas verecekler siz de kaç kere pas verdiklerini sayacaksınız. Neyse video oynuyor ama o da ne? Basketbolcuların arasından goril kıyafeti giymiş bir adam geziniyor el sallıyor...

Her neyse, deneyi yürüten amca videonun sonunda, izleyici gruba soruyor;

-Kaçar tane pas verdiler?

Kimi on tane diyor kimi yirmi tane.....  O amca tekrar soruyor, Pekiii, bu videoda garip bir şey göreniniz oldu mu?

Sadece bir kişi parmak kaldırdı. Diğerleri görmemişti sadece bir kişi görmüştü. Tıpkı bizim cemil ustayı gören bir kişi gibi. Burada dikkate değer konu, deneyin başındaki amcanın ilk başta ''kaçar tane pas verecekler'' sorusuyla o insanların algılarını bu pas verme olayına yöneltmiş olmasıydı. İnsanlar ilgilendikleri şeyleri görüyorlar böylelikle onların ilgilerini bir yöne yönlendirdiğinizde, diğer detayları görmesi zorlaşıyor veya duruma göre imkansızlaşıyor.

.......


Tabi sadece yönlendirme değil konumuz. Yine aynı belgeselde bir abla denek oluyor ve kafasına bir kask gibi bir şey takıyorlar üzerinde de kamera tertibatı var. Bu kameranın özelliği, ablanın göz hareketlerini izliyor ve nereye bakıyorsa orayı çekiyor. Ve deney başlıyor :) Ablayı bir bara alıyorlar orayı geziyor. Bardan çıktığında soruyorlar; Ne gördün? Abla cevaplıyor;

-İnsanlar var, eğleniyorlar, kadeh tokuşturuyorlar....

Evet mutlaka öyledir de, acaba abla bunları mı gördü? Hemen ablanın kafasındaki kameranın çektiği görüntüleri yani ablanın baktığı yerlerin/şeylerin görüntülerini izliyorlar. Tabi bu vesileyle biz de izliyoruz :) Uzatmayalım, abla ekseriyetle erkeklerin popolarına bakmış :) Ama bunda bilinçli değil. Ve utanarak;

-Şu an çok utanıyorum, bu nasıl olur?

diyordu.

Burdan şunu anlıyoruz, algımızı sadece dışarıdan yönlendirmeler değil, içimizdeki kemikleşmiş bilgiler, saplantılar, duygularımız ve heveslerimiz de etkiliyor.

İşte cigertolar, Kur'an-ı Kerim'in başına gelenler de böyle bir şeydir. Kur'anda bir değişiklik yok. Korunmuş bir şekilde öylece duruyor. Tıpkı Cemil usta yazısı gibi. Onu yanlış okuyan bizleriz, okutan ise, bizi yönlendirenlerdir.Uydurdukları hurafelerle, masallarla bizleri yanlış okuyuşlara itiyorlar. Bazen de algımızı yönetmek isteyenler, ilgili yazıyı görmemizi istemeyebilirler zira grubun içerisinden mutlaka bir kişi, gerçeği görebiliyor. O bir kişi, diğerlerini uyarmasın kendi de göremesin diye, ya yazıyı değiştirirler, ya yazıyı sökerler ya da okunmasını yasaklarlar. E Kur'andaki yazıları değiştirmeyeceklerine göre... Örnek olarak şu ayete bir bakalım;

Hani Rabbin, ademoğullarından, bellerinden zürriyetlerini alıp onları öz benliklerine şahit tutarak sormuştu: "Rabbiniz değil miyim?" Onlar: "Rabbimizsin, buna tanıklık ederiz." demişlerdi. Kıyamet günü, "biz bundan habersizdik" demeyesiniz.
  A'RÂF 172

Bak orda ne diyor?

Allah, ademoğullarına, zürriyetlerini bellerinden alıp..... yani ergenlik çağını kastediyor. Zürriyetlerin alınması cinsel ilişki ile olan bir şeydir. Bazıları özellikle de ateistler şöyle sorar;

-Ne saçma, sperm ve yumurtalar belde mi oluşur?

Halbuki belbir ifadedir mesela ne derler? Eline,diline, BELİNE sahip ol. Burada bel ne alaka? Cinsel ilişki eylemi bel hareketiyle olur bel kelimesiyle cinselliği ifade ederiz. Peki ilk ne zaman oluyor bu? Ergenlik çağında. Öz benliklerine şahit tutarak yani, kendi iç dünyalarında, ikna ederek. Hani bir şeyi kendi içimizden düşünür ve haaaaaa oluruz ya onu diyor işte. Yani ergenlik çağına geldiğimizde artık düşünce bakımından belli bir olgunluğa ereriz ve çocukluktan beri, Allah kimdir? Nasıldır? Neye benzer? türünden sorduğumuz ve cevap aradığımız ve kendi iç dünyamızda düşündüğümüz soruların cevabına, yine iç dünyamızda ulaşarak kalben ikna oluruz. Aklımıza ve kalbimize ilham edilen her detay/ bilgi, Allah'ın ''Ben sizin Rabbiniz değilmiyim?'' sorusu gibidir. Bizimde kendi öz benliğimizde / içdünyamızda, kalben ikna oluşumuz ''evet sen bizim Rabbimizsin'' cevabı gibidir. Yani bir insanın ağızıyla ''Ben Allah'a inanıyorum'' demesine gerek yoktur. Eğer o kişi kalben ikna olmuşsa, artık o iman etmiş demektir.

Allah bu soru mevzusunu şu cümlelerle anlatıyor;

8. e lestu : ben değil miyim?
9. bi rabbi-kum : sizin Rabbiniz
10. kâlû : dediler
11. belâ : evet (negatif soruya pozitif cevap verilirken kullanılır)
12. şehid-nâ : biz şahit olduk

Bakın, yukarıda verdiğim ilgili ayete ilişkin sözlükte tanıdık bir kelime var;

Kâlû bela  : Evet dediler

Belâ : evet kelimesi sözlükte yazıldığı üzere NEGATİF soruya POZİTİF cevap verirken kullanılıyor.

Ben sizin Rabbiniz miyim? sorusu pozitif bir sorudur ama ayette negatif soru kalıbı kullanılıyor;

Ben sizin Rabbiniz DEĞİL MİYİM?

Eğer pozitif soru kalıbı sorsaydı yani ''ben sizin Rabbiniz miyim?'' deseydi (her ne kadar arapça bilmesem de) muhtemelen farklı bir kelime kullanılacaktı. Sonuç olarak Kâlû belâ evet dediler demektir.

Ama birileri, önce şunu diyor;

-Sakın Kur'anı okuma yanlış anlar kafir olursun. Eğer arapça anlamadan okursan sevap alırsın. Bir de tevcitli okursan tadından yenmez sevabın :)

Sonra o birileri, ''evet dediler'' ifadesinin arapçasına başka anlam vererek insanlara şunu anlatıyorlar;

-Efendim, Allah ruhları yarattığında kalu bela denilen!??! bir yerde toplamış ve sormuş ben Rabbinizmiyim? Diye ve bizden söz almış.....

Evet cigertolar, bir uydurulan masala bak, bir de A'râf 172 de anlatılana bak. Hani lan nerede kalu bela denilen yer? Hangi biriniz hatırlıyor böyle bir yeri ve o yerde verilen sözü? İnsan hatırlamadığı şeyden mesul olur mu? Üstelik kalu bela diye de bir yer yok. Bu sadece arapça dilbilgisi kuralının bir kullanılışıdır.

Esas bu masalları uyduranlar kafirdir. Evet yanlış duymadınız, bunlar kafirdir zira Allah'ın ayetlerinin üzerini hem okutmayarak hem de masallarla örtüyorlar. Kafir, bir şeyin üstünü örten demektir.

E bunlar da örtüyor zaten. Hem de bazı durumlarda, hem Allah'a hem de onun elçisine iftiralar atmaktan da hiç utanmıyorlar sırf kendi kafirliklerini gizlemek için.

Şimdi soruyorum size, algısı kalu bela diye adlandırılan ama gerçekte hiç olmayan bir yere yönlendirilmiş insanlar, ilgili ayetin anlamı bariz ortada olmasına RAĞMEN mevzuyu uydurulan masala göre anlar mı, anlamaz mı?

Bu arada Cemil ustaya selam :) Cemil usta kimdir? Tanımıyorum ama ürettiği bir makine, hafızamda ilginç bir anı olarak kaldı ve bu günde konum için, enteresan bir örneğe malzeme oldu.

Durun bakalım, lafı nereye getireceğim? 

Otuzlu yaşlarımda, Kur'anı ilk okumaya başladığımda, garip şeyler sezinlemeye başladım. Bu kitap farklı bir kitaptı, bu kitap bir ezber bozandı. Muhteşemdi ve bunu defalarca okumalıydım. İlk başlarda, algımızı yönlendiren geleneksel din bilgilerinin penceresinden okudukça,ister istemez ''Allah Allah, burda bir gariplik var'' demekten kendimi alamıyordum.

Mesela bir din düşünün ki, ''senin dinin sana, benim dinim banadır'' diyor. Tebliğ yapıyor inananı yanına alıyor ama inkar edene karışmıyor. İyi de nasıl oluyor da inanmayanlar, inananlara karşı vahşi olup, büyük bir kinle saldırıyor? Tamam şu inansın, sen de inanma sana zorla baskı yapan yok. Zaten islam barış demek, adamlar senle barış içinde yaşamak istiyor. Nedir bu kavga gürültü? İnandın inanmadın meselesi olmaması lazım. Asıl sorun ne, Kabe mi? Yani Kabe sizn olacak, bizim olacak meselesi mi? Yok canım, buna ilişkin bir vurgu yok ki, kitapta. Sanki müslümanlar müşriklerin canlarını durduk yere almaya kalkışmış gibi büyük öfke neden? Madem inanmama hürriyeti var, o halde müslümanlar müşriklerden ne istediler de, bu kadar öfkeyle karşılık buldular?

Şimdi cigertolar, geleneksel din algısıyla Kur'anı ya anlamıyoruz ya da yanlış anlıyoruz. Aslında her ne kadar meallerde kıvırsalar da,Allah'ın ana konusunun üstünü örtememişler her şey apaçık ortada. Sokak türkçesiyle söylemek gerekirse,

Tüm gerçekler kabak gibi meydanda..

Ama o yanlış algılar, bize dayatılan masallar,hurafeler görmemizi engelliyor. Tıpkı gözümüzün önünde kabak gibi duran Cemil usta yazısı gibi :) Tabi şu da var, Kur'anı bir seferde anlayamayız. O yüzden defalarca okumamız gerekiyor. Bu arada ilim nasipledir Kur'anda dediği gibi;

Rabbim, ilmimi artır deyip okumaya devam etmeliyiz.

O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!"
  TÂHÂ 114

İyi de ayette peygambere diyor ve vahyin indirilmesi zaten tamamlanmış, daha neyi tamamlanacak? Üstelik de peygamber hayatta değilken?

Evet, vahyin indirilmesi tamamlanmıştır ve orda kitabın içinde duruyor ancak, o vahiy daha bizim kalbimize inmedi. Vahiy Lehvi mahfuzdan yere indi ama daha kalbimize inmedi.

E nasıl inecek?

Okuyarak tabiki cigerto.

Bu sebeple Tâhâ suresinin 114. ayeti bizi de ilgilendiriyor. Zaten bizler de Kur'anı anlamaya çalışarak bunu yapmaya çalışıyoruz. Kendi adıma söylemek gerekirse, 30 yaşımdan beri, her ne kadar ara ara kaytarsam da :) Kur'anı anlamaya çalışıyorum tam 11 senedir. Her seferinde yeni bir şeyler öğreniyor ve sizinle paylaşıyorum. Şu an geldiğim noktada gözden ka(çırıl)an bilgileri görmeye başladığımı düşünüyorum. Bu sebeple şimdi de bu gözden ka(çırıl)an noktaları masaya yatıracağız Allah kısmet ederse.

Peki, birileri acaba neyi gizlemişler bu dinde? Neleri yanlış biliyoruz? Din konusundaki bilgilerimizin içerisinde gerçekten yanlış bilgiler var mı ve bu yanlış bilgiler nelerdir? Yoksa yanlış yönlendirmeler mi deseydik?

İşte tüm bu soruların ve daha başka bir çok sorunun cevabını Allah'ın izniyle masaya yatırıyoruz. 

Bir sonraki konuda görüşmek üzere.

Sevgiler.


1 Temmuz 2014 Salı

ADEM'İN İKİ OĞLU VE DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Selam cigeroviçler,

Başlamadan önce ramazan ayınız hayırlı olsun. Bu ay Kur'an ayıdır. O zaman bu ayda Kur'anı okuyun. Ama Allah'ın dediği gibi dura dura düşüne düşüne okuyun yani anlayarak okuyun.



Bu gün Mâide suresinin 27.ayetinden itibaren bahsi geçen Adem'in iki oğlu hikayesini anlamaya çalışacağız. Önce ayetlere bir bakalım;



Onlara Âdem'in iki oğlunun haberini de gerçek olarak oku. Hani, ikisi birer kurban sunmuşlardı da birinden kabul edilmişti, ötekinden kabul edilmemişti. "Seni mutlaka öldüreceğim." dedi. Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.



Beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatmayacağım. Şu bir gerçek ki ben, âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım."



"Ben istiyorum ki, sen benim günahımı da senin günahını da yüklenip ateş halkından olasın. İşte budur zalimlerin cezası!"



Nihayet nefsi onu kardeşini öldürmeye ısındırdı, o da onu öldürdü. Böylece hüsrana uğramışlardan oldu.



Derken, Allah, kardeşinin cesedini nasıl saklayacağını ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O dedi ki: "Vay be! Şu karga kadar bile olamıyor muyum ki, kardeşimin cesedini saklayayım." Bu arada, pişmanlık duyanlardan olmuştu.



İşte bu yüzden biz, İsrailoğulları üzerine şunu yazdık: Kim bir kişiyi, bir kişiye karşılık yahut yeryüzünde bir fesat sebebiyle olmaksızın öldürürse, insanları toptan öldürmüş gibidir. Ve kim bir kişiye hayat verirse insanlara toptan hayat vermiş gibidir. Andolsun, resullerimiz onlara açık-seçik kanıtlar getirmişlerdir. Ama onlardan birçoğu bunun ardından da yeryüzünde zulüm ve azgınlığa sapmaktadır.

MÂİDE 27-32



Evet, kim bu Adem'in iki oğlu? Birileri hala yahudi kaynaklarından, Tevrattan alıntıları bu dine sokuşturmaktan asla sıkılmıyorlar. Adem'in iki oğluna Habil ve Kabil ismini takarak insanların beyinlerini dumura uğratıyorlar. Ne yani Allah bilmiyormuydu onların isimlerini vermeyi? Kur'anda bazı kişilerin isimleri özellikle verilmez, mesela Fravun. Kim bu Fravun? İkinci Ramses mi? Dördüncü Hüsamettin mi, kim? Fravun, tıpkı padişah, kral v.b gibi bir ünvan adıdır. E niye ismi cismi yok Kur'anda? Çunkü onun ismi verilseydi, yaptıkları onunla özdeş olur ve hikayede anlatılmak istenen mevzu sadece onu kastediyor havasına bürünürdü. Gerçi akıllı adam ismi verilen kişilerden de kendine bir pay çıkarabilir ama herkes öyle değil. Öte yandan asıl amaç, bu eylemleri yapanlar her çağda geleceğinden bize, ismi verilmeyen bir kişi üzerinden bütün zamanlarda aynı eylemi yapacak kişiler bildiriliyor. Yani her çağda bir fravun gelebilir ve bütün bu Fravunların özellikleri aynıdır. İsimlerden ziyade bu özellikler/ ameller anlatılıyor.



Gelelim Adem'in iki oğluna. Fi tarihindeki iki adamın kestiği kurbandan bize ne? Diyebilirmiyiz? Diyemeyiz. Aslında bizle bağlantısı olmasa derdik. İsim verilmeden anlatıldığına göre bu olay sürekli yaşanacak ki, kendimize bir pay çıkaralım diye verilmiştir bu olay. Bizi de ilgilendiriyor ki, Kur'anda mevzu edilmiştir yoksa uykudan önce programına masal olsun diye konulmamış kitaba. Gerçi düşünen adam, isim verilse bile, Allah'ın uygulamasını anlamaya çalışıp yine pay çıkarır kendisine ya neyse orası ayrı mevzu.



Şimdi olayı anlamaya çalışalım bu iki adam kurban sunuyor, birininki kabul ediliyor, diğerininki kabul edilmiyor. Peki kim bu Adem'in iki oğlu? 


Biziz.



Sen, ben, biz, siz, onlar. Adem ile ilgili her konu aynı zamanda bizi de anlatıyor zira bizler de birer Adem'iz, Adem'in çocuklarıyız. O zaman bu cümleye bakarak şunu düşünmek mümkündür,



Bizler de kurban sunuyoruz Allah'a ve bir kısmımızınki kabul oluyor oluyor, bir kısmımızınki kabul olmuyor. Peki kimlerin kurbanı kabul olmuyor olabilir cigerto? Bu sorunun cevabını Allah, Adem'in diğer oğlunun ağızından bize veriyor;



.....Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.



Buna bakarak, takva sahibi olmayanlardan kabul edilmeyeceğini düşünebiliriz. Bunu anlamaya çalışalım.



Biz her ümmet için bir kurbanlık hayvan kesme zamanı/kurbanlık hayvan kesme yeri/kurbanlık hayvan kesme tarzı belirledik ki, kendilerine rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanların üstüne Allah'ın ismini ansınlar. Sizin tanrınız bir tek tanrıdır; o halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllü, saygılı kişileri muştula.

Onlar öyle insanlardır ki, Allah anıldığında kalpleri titrer; başlarına gelene sabrederler, namazı gözetirler. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.

Biz o büyükbaş hayvanları da sizin için Allah'ın kutsallık nişanları arasına koyduk. Sizin için onlarda hayır vardır. Onlar sıralanmış halde ayakları üzerine dururken, üzerlerine Allah'ın ismini anın. Yanları yere yaslandığı zaman da onlardan yiyin; isteyen yoksulu da istemeyen yoksulu da doyurun. Allah o hayvanları sizin hizmetinize verdi ki, şükredebilesiniz.

HACC 34-36



Bu Hacc suresinin 34-36 ayetlerinde her ümmet için bir kurbanlık belirlediğini söylüyor. Demek ki, o hikayeye konu olan Adem'in o zamanki oğulları da, bu çağdaki oğulları da, bundan sonraki çağdaki oğulları da, Allah'a kurban sunacaklar ki, zaten öyle de oluyor buna her sene şahit oluyoruz. Bunları kutsallık nişanı yaptığını, bu hayvanlarda bizim için faydalar olduğunu, bizim için için rızık olduğunu ve üzerlerine Allah'ın adını anmamız gerektiğini söylüyor alçak gönüllü, saygılı kişiler olmamız vurgulanıyor. Hatta yoksulu doyurup, şükretmemiz gerektiğini de söylüyor ve bu iki kere vurgulanıyor. Unutmayın! yoksulu doyurmak.



Buraya kadar tamam cigerto yalnız Allah şunu da söylüyor;



Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz



E o zaman niye kesiyoruz? Eğer Allah'a ulaşmıyorsa niye kesiyoruz kurbanlıkları? Hah, işte asıl bomba bu 37. ayetin devam cümlesinde saklıdır. Ayeti tam yazalım;



Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

HACC 37



Hayvanların ne eti ne de kanları Allah'a asla ulaşmıyor ancaaak, takva Allah'a ulaşıyor.



Ne demişti Adem'in diğer oğlu?



.....Öteki: "Allah sadece takva sahiplerinden kabul eder." dedi.



Kafanızda resim oluşmaya başladı mı cigeroviçler? Zaten etin, kanın Allah'a ulaşması söz konusu olamaz zira Allah'ın bunlara ihtiyacı yoktur. E zaten o hayvanlar Allah'ın hayvanıdır (malıdır) ve o hayvanları sana ikram olarak sunmuş. Seni rızıklandırmış sen o hayvandan faydalanacaksın ve onu sana verene teşekkür edeceksin. Şükredenlerden olacaksın.



Şimdi bu ne demek oluyor? Kurban diye bir şey yok mu? Olmaz olur mu? ayette gördünüz kutsallık nişanı yaptık diyor, o halde kurban yok diyemeyiz hatta her ümmete kurbanlık belirledik diyor. Daha bunun üstüne söylenecek söz var mı? Öte yandan bu hikayede gözden kaçan bir nokta var. Bu ayetler bize şunu düşündürüyor;



Kurban kesmek amaç değil, araçtır.



Neyin amacı?



Allah'a TAKVAMIZI SUNMANIN ARACI



Eti ve kanı sunmanın aracı değil bunu unutmayın takvayı sunmak için veya başka bir deyişle takvamızı göstermek için bir araçtır. Kurban yok değil vardır ama amaç hayvan kesmiş olmak değil takvayı sunmaktır. Benim anladığıma göre, hayvanı kesmeden önce, keserken ve kestikten sonra olarak düşüneceğimiz bu üç evrede takvalı davranışlar sergilemeliyiz. Ben bunu anlıyorum. Ne diyordu Adem'in öteki oğlu?



Allah takva sahiplerinden kabul eder.




Öyleyse takva ne demek? 


Ey ademoğulları! Size, çirkin yerlerinizi örtecek giysi ve süs kıyafeti indirdik. Ama takva giysisi en hayırlısıdır. İşte bu, Allah'ın ayetlerindendir. Düşünüp öğüt almaları umuluyor.
    A'RÂF 26

Bu ayette elbise konusunu bahsederken, takvayı elbiseye benzeterek konuyu, takvaya bağlıyor. Burası çok önemli cigeroviçler,

......Ama takva elbisesi en hayırlısıdır.

Takvayı elbiseye benzeterek kısa bir tanımını yapıyor. Ayette ne diyor?

Çirkin yerleri örtecek giysi ve süs kıyafeti......  demek ki, takvada tıpkı elbise gibi örtü vazifesi görüyor. Ama bu örtü elbise gibi fiziksel değil manevi değerleri kapsıyor. O halde elbise çirkin yerlerimizi örtüyorsa, takva çirkinliklerimizi örtüyor, elbise fiziksel anlamda bizi süslüyorsa yani güzel gösteriyorsa o zaman takva, bizi güzel gösteren güzel davranışlar olur. Ancak elbisenin bir özelliğini bu ayette vermemiş;

Koruma/korunma sağlaması. Bizi soğuktan, sıcaktan, (itfaiyecilerinki için) ateşten, bomba imha ekiplerinin giysileri de onları herhangi bir patlama olayında parça tesirinden korur. Yanlış bilmiyorsam takva'nın sözlük anlamı sakınmak/korunmak olması lazım ki, genelde din adamları takvaya bu anlamı verir. Ama bu elbise ayetini de göz önünde bulundurursak takvanın geniş bir zemine oturan anlamı olduğunu düşünebiliriz. Buna göre takvalı bir insan, çirkinliklerini örter, güzel davranışlar sergiler ve korunur/sakınır.

Peki, bunun kurbanla ne alakası var? Kurban sunarken nasıl bir davranışa yönelmeliyiz ki, kurban eylemiyle takvamızı sunmuş olalım?

Allah size Kitap'ı ayrıntılı kılınmış bir halde indirmişken, Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım? Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onun, Rabbinden hak olarak indirildiğini biliyorlar. Sakın kuşkuya düşenlerden olma.
    EN'ÂM 114

Madem Allah ayrıntılı kılmış Kur'anı, o halde takva konusunun ayrıntılarının peşine düşelim. Bunun için takvanın bahsedildiği ayetleri masaya yatırmamız lazım cigertolar.


Musa kendi toplumuna şöyle dedi: "Allah'tan yardım dileyin, sabırlı olun. Yeryüzü Allah'ındır, Allah ona, kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç, takvaya sarılanlarındır."
   A'RÂF 128

Haaaa, bak ne diyor? Allah'tan yardım dileyin, sabırlı olun ....... SONUÇ TAKVAYA SARILANLARINDIR. Demek kiii, Allah'tan yardım dilemek ve sabretmek takvanın içerisinde olan konulardandır devam edelim,

60: Tövbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iyi iş yapan müstesna. Böyleleri cennete girecekler ve hiçbir şekilde haksızlığa uğratılmayacaklar. 

61: Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir. 

62: Orada boş lakırdı değil, yalnızca "selam" işitirler. Orada kendilerinin sabah, akşam, rızıkları da hazırdır. 

63: Kullarımızdan takva sahibi olanları mirasçı yapacağımız cennet işte budur. 
  MERYEM SURESİ


Tevbe eden, iman edip hayra ve barışa yönelik iş yapan..

Şu ayetlerden anlaşıldığı üzere;

87: "Herkesin diriltileceği gün beni utandırma." 

88: "Bir gündür ki o, ne mal fayda verir ne oğullar." 

89: "Yalnız temiz bir kalple Allah'a varan kurtulur." 

90: Cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. 

91: Cehennem de şımarıp azanların karşısına getirilir. 

92: Denir ki onlara: "O ibadet ettikleriniz nerede?" .......
   ŞUÂRA SURESİ

83: İşte âhiret yurdu! Biz onu, yeryüzünde üstünlük taslamayanlarla bozgunculuk peşinde koşmayanlara veririz. Sonuç, takva sahiplerinindir. 

84: İyilik/güzellik getirene ondan daha hayırlısı var. Kötülük getirenlere gelince, kötülükleri yapanlar yapmış olduklarından fazlasıyla cezalandırılmayacaklardır. 

85: Bu Kur'an'ı sana farz kılan, elbette ki seni vaat edilen yere/belirlenen sona götürecektir. De ki: "Hidayeti getireni de açık bir sapıklık içinde olanı da en iyi Rabbin bilir." 
   KASAS SURESİ

Allah'a temiz kalple varmak, yeryüzünde üstünlük taslamamak, bozgunculuk peşinde koşmamak, iyilik, güzellik yapmak takvadandır. Aslında bunlar güzel davranışlar kategorisine girmez mi cigerto? Hani güzel gösteren süs elbisesi vardı ya ve takvada elbiseye benzetilmişti hatırladın değil mi?O zaman şunu diyebilir miyiz? Takva müminin süsüdür.

Evet neden olmasın? Ama sadece süs değil, çirkinliklerini örtecek, korunacak/sakınacak...

59: De ki: "Ne oldu size de Allah'ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?" De ki: "Allah mı size izin verdi, yoksa Allah'a iftira mı ediyorsunuz?" 

60: Yalanı Allah'a yakıştıranlar, kıyamet günü hakkında ne düşünüyorlar? Allah, insanlara karşı elbette lütuf sahibidir, fakat onların çokları şükretmiyorlar. 

61: Bir iş ve oluşta bulunsan, Kur'an'dan bir şey okusan; herhangi bir iş yapsanız, siz ona dalıp gitmişken biz üstünüzde mutlaka tanıklarız. Ne yerde ne gökte zerre ağırlığınca bir şey, ondan daha küçüğü de daha büyüğü de Rabbinden uzakta/gizli kalmaz; tümü apaçık bir Kitap'tadır. 

62: Gözünüzü açın! Allah'ın velîleri için hiçbir korku yoktur. Tasaya da düşmezler onlar. 

63: Onlar inanmış, takvaya sarılmışlardır. 

64: Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimelerinde değişme/değiştirme olmaz. İşte budur o büyük kurtuluş. 
   YÛNUS SURESİ

Allah'a iftiradan sakınacak, şükredenlerden olacak. Nelere şükredecek? Derseniz Kur'anda yazıyor artık onu da siz araştırırsınız zehmet olmazsa :)

56: İşte böylece biz Yûsuf'a yeryüzünde imkân ve mevki verdik. Ülkede, istediği yerde konaklayabiliyordu. Biz dilediğimiz kimseye rahmetimizi ulaştırırız; güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmeyiz. 57: İman edip takvaya sarılanlar için âhiretteki ödül elbette daha değerlidir. 
    YÛSUF SURESİ

Bak buradan anlıyoruz ki, takvaya sarılanlara ahirette büyük ödül var. O halde ahiret ödüllerinin, kime ne için verildiğini anlatan ayetlere de bakarsak, takvaya sarılan olmak için ne yapmalıyız konusu ortaya çıkacaktır.

66: Hiç farkında olmadıkları bir sırada o saatin birdenbire kendilerine gelmesinden başka neyi bekliyorlar? 

67: Dostlar o gün birbirine düşman kesilirler. Ancak takvaya sarılanlar böyle değildir. 

68: "Ey kullarım! Bugün size korku yok; sizler tasalanmayacaksınız da! 

69: Onlar, ayetlerimize iman edip müslüman olmuşlardı. 

70: Cennete girin! Siz ve eşleriniz ikramlarla ağırlanacaksınız." 
    ZUHRÛF SURESİ

Cümleye dikkat! AYETLERİMİZE iman edip ....diyor. Bu gün bazı amcalara ayet okuyup, ''bak, Allah böyle böyle diyor'' dediğimizde öfkeden kuduruyorlar ve '' o ayet onu demiyor filan ulema bunu bunu dedi'' veya uydurma hadise sarılıp '' hiç hadis demiyon'' diyor. Allah'ın ayetini görmezden geliyor. Şunu unutma cigerto, Kur'anda bahsi geçen iman, Allah'In varlığına olan iman değildir zira o meşhur kalu bela ayetinde bütün insanların zaten Allah'ın varlığına ergenlik döneminde (zürriyetleri bellerinden alındığında) iman ettiğini söylüyor. Kur'andaki iman; Allah'tan başka ilah olmadığına ve onun ayetlerine imandır ana tema budur. Ha elçilerine meleklerine de iman var ama ana konu ayetlerinedir ki, buna inanan onlara zaten inanır.

Bak burada;

30: Korunup sakınanlara, "Rabbiniz ne indirdi" dendiğinde şöyle dediler: "Hayır indirdi." Bu dünyada güzel düşünüp güzel davrananlara güzellik vardır. Sonsuzluk yurdu elbette ki daha hayırlıdır. Gerçekten ne güzelmiş takva sahiplerinin yurdu! 

31: Adn cennetleri... Girecekler içlerine. Altlarından ırmaklar akacak. Orada diledikleri şey kendilerinin olacak. Allah, korunup sakınanları işte böyle ödüllendirir.
   NAHL SURESİ 

Korunup sakınmayı takvayla bağlantılıyor zaten gördünüz mü?

29: Oysaki biz, her şeyi iyiden iyiye sayıp kitaplaştırmıştık. 

30: "Hadi, tadıverin! Size azaptan başka bir şey asla artırmayacağız." 

31: Takva sahipleri için bir kurtuluş ve bir zafer vardır. 

32: Sulak bahçeler, bağlar, üzümler, 33: Göğüsleri turunç gibi yaşıtlar,
   NEBE SURESİ 

30: İşte böyle. Kim Allah'ın yasaklarına saygılı olursa bu, Rabbi katında kendisi için çok hayırlı olur. Karşınızda okunarak açıklananlar hariç, tüm hayvanlar size helal kılınmışır. Artık putların pisliğinden, yalan sözden uzak durun. 

31: Allah'a ortak koşmadan, hanîfler olarak... Allah'a ortak koşan kişi, gökten düşmüş de kendisini kuşlar kapışıyor veya rüzgâr onu uzak bir yere fırlatıp atıyor gibidir. 

32: İşte böyle. Kim Allah'ın kutsallık nişanı yaptığı şeyleri yüceltirse bu yaptığı, gönüllerin takvasındandır. 
    HACC SURESİ
    

Allah'ın yasaklarına saygılı olmak, Allah'a ortak koşmamak.....



Şimdi cigeroviçler, diğer ayetleri buraya almıyorum zira konu çok uzar. Ama siz internetten indireceğiniz pdf formatındaki Kur'an mealini, Adobe reader ile açın ve arama yerine takva yazıp aratın ( bilmeyenler için, entera basın, her ayete ulaştıkça okuyun tekrar entera basın, hepsini okuyun ayetlerin öncesini sonrasını da okuyun ve derin derin düşünün)

Neyse biz gelelim kurbana.

Her kurban bayramında, ortalık kan gölüne döner. Hayvan kesmiş olmayı ibadet sanan amcalar, ortaya koydukları eylemlerle çevre duyarlılığını rencide ederler. Başka deyişle, insanların vicdan penceresinden bakıldığında çirkin görüntülerin ortaya çıkmasına sebep olurlar. Oysaki takvalı bir insanın ameli güzellikler sergilemek olmalı değilmidir?

Benim anladığıma göre cigerto, hayvanı aldın, ona etinden faydalanmak üzere, keseceğin ana kadar geçen sürede (genelde hayvanlar birkaç gün önce alınıyor) güzel davranmalısın. O hayvan Allah'a aittir ve sana hem emanet hem de rızıktır. Öleceği ana kadar, onun onurlu bir şekilde yaşamasını temin edip besleyip sulayacaksın. Şefkatli davranacaksın. İtip kakmayacaksın, onun canını alırken Allah'ın adını üzerine anacaksın zulmetmeden canını alacaksın. En az acı çekeceği şartlar neyse o şekilde canı alacaksın. Allah'ın hoşnutsuzluğunu kazanmaktan korkup sakınacaksın. Bu hayvanları Allah, bize bir ikram ve bir lütuf olsun diye, boyun eğdirmiştir. Allah'ın ne ete ne de kana ihtiyacı yoktur. Ama bizim var. Ve Allah, onları bize vermiştir, o yüzden Allah'a, bu hayvanları bize boyun eğdirip, rızık ve farklı yollardan faydalanma olsun diye vermesinden/ ikramından ötürü teşekkür etmeliyiz, onu alıp sahip olurken de, kesip etinden derisinden faydalanırken de şükretmeliyiz.

Ve en önemlisi, Allah'ın bize verdiği bu rızkı, yoksullara pay etmeliyiz. Yoksulların, sahip olduklarımızda payları olduğunu unutmayarak, Allah'ın ayetini görmezlikten gelmemiş oluruz. O halde, Allah'ın ikramı olan bu hayvanlardan hem ailemizi faydalandırıp yiyelim hem de yoksulu doyuralım.

Ayrıca, bu işlemi/ameli yaparken vahşet sergilemeyerek, çevre duyarlılığını rencide etmeyelim. Bir şekilde rencide edilmiş insanlara sövüp bu Allah'ın emri niye laf söylüyon demeyelim. Zaten rencide edilmiş insanları, söverek tekrar rencide etmeyelim, boynumuzu büküp takvaya sarılanlardan olalım sabredelim mesela.

Bakın şu resmi daha önce paylaşmıştım;


Resmin üzerindeki yazı yanlıştır, o hayvan her ne kadar akıl sahibi olmasa da, o çüklü çocuğu :) sürükleyebileceğini çok iyi biliyor. E peki niye boyun eğiyor?

Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.
   HACC 37

Haaa demek ki, ona Allah boyun eğdirmiş. O zaman ayette dediği gibi Allah'ı yücelterek analım ve ona şükredelim. Yalnız ona kulluk edelim bak, bize neler lutfediyor.

Neyse ne diyorduk? Hah insanları rencide etmeyelim demiştik.

Hadi alın size birkaç hadis;


 Müslüman, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.
(Tirmizî, Îmân, 12; Nesâî, Îmân, 8


O yüzden rencide olmuş insanlara söverek tepki vermeyelim. Bırakın söylesin söylemek istediğini sabredin. Hatta aralarında yoksul olana, inancını gözetmeksizin ikramda bulunun, paylaşın kurbanlık hayvanın etlerini.

İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.
(Müslim, Fedâil, 66; Tirmizî, Birr, 16


Kolaylaştırınız, güçleştirmeyiniz, müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.
(Buhârî, İ lm, 12; Müslim, Cihâd, 6


Şunu hatırlatmakta yarar var cigeroviçler, imkan bulan hayvan kesiyor ancak, Adem'in iki oğlu kıssasından çıkardığımız sonuç, bunlardan bir kısmınınki kabul oluyor, bir kısmınınki kabul olmuyor. Kiminki kabul oluyor derseniz, tabiki ayetlerde işaret edildiği gibi,

TAKVA SAHİPLERİNDEN KABUL EDİLİYOR.


Aslında bu Adem'in iki oğlu kıssası, sadece kurbanı anlatmıyor. Mesela o Adem'in iki oğlunu baz alırsak, yeryüzünde ilk işlenen cinayeti konu alıyor. Hatta şunu da diyebiliriz ki, her ikisi de, Allah'a kurban sunduğundan anlıyoruz ki, ikisi de, inan kişiler bu sebeple bu olay bize ilk dinde bölünmeyi ve mezhep savaşını da anlatıyor olabilir. Ayrıca bu kıssada bir karganın, yeri eşeleyerek öldürene, öldürüleni nasıl gömeceğini gösteriyor. Bu bize neyi anlatıyor onu daha çözemedim. Eğer Allah nasip ederse öğreniriz veya Allah bana değil de size öğretir. O yüzden ayetleri düşüne düşüne okuyun. Şunu da unutmayın, Allah ayetleri, Kur'an içerisinde kendisi açıklamıştır. Kur'anı okumaya devam edin.

Size bir kurban bayramında yaşadığım anımı anlatarak konuyu noktalayayım cigertolar.

Bir kurban bayramı, kızılaya gitmek için yollara düştüm :) mahallenin sonuna kadar yürüyorum. Oradan otobüse binip gideceğim. İki sokağın kesiştiği bir köşede, bir ineği kesmişler parçalıyorlar. Duvarın dibine mangalı kurmuşlar birisi de et kızartıyor. Tüm bunları sırasını bekleyen başka bir inek izliyor. Manzarayı tarif edemem ama vicdanım rencide oldu, gözlerim doldu. Bir yandan yürürken ''Allah'ım din bu değil'' diyordum kendi kendime. Yürüdüğüm yolun başka bir sokakla kesiştiği köşede ise, başka birisi koyun kesmiş asmış, derisini yüzmüş etleri parçalıyor ancak, kimse görüp rahatsız olmasın diye duvarın köşesinden iki tarafa doğru kapatmış. Tamam kafanı eğip baktığında görüyorsun ama normal şartlarda görmüyorsun. ''işte bu'' diyebildim. Allah, o adam(lar)dan razı olsun.

Unutmayın, kurban amaç değil araçtır. Takvamızı Allah'a sunmak için araçtır. Gerçi kurbandan önce her konuda takvaya sarılanlardan olmalıyız. Takva, bir elbise gibi bizi sarmalı.

Genelde, Kurbanın ahirette sırat köprüsünde bizi taşıyacağı söylenir. Bana sorarsanız bu uydurmadır ama altında bir gerçek payı olabilir. Şöyleki, hesap günü mahkemede sonuç belirlendiğinde bir adam, ya cennete gidecek ya da cehenneme. Cennete girmesine hükmedilmiş bir adamı, köprüden düşmesin diye önceden kesmiş olduğu hayvanın taşıması anlamsızdır. Zira adam zaten cennete girecek cehenneme düşer mi? Benim ZANNIMA göre, belkide peygamberimiz, kurbanın takvamızın taşıyıcısı olduğunu söylemiş OLABİLİR ama sonraları birileri bunu, bizi taşıyacak şeklinde kıvırmış olabilir. Aslında kurbanın takvayı taşıması mecazidir yani takvayı sunmak için bir araç olmasındandır. Yoksa Allah eti kanı ne yapsın?


Onların etleri de kanları da Allah'a asla ulaşmaz; fakat sizin takvanız O'na ulaşır. Onları size bu şekilde boyun eğdirdi ki, sizi hidayete erdirdiği için Allah'ı yücelterek anasınız. Güzel düşünüp güzel davrananlara müjde ver.

HACC 37

Biz kurbanı Allah'a sunmuyoruz çünkü ona ulaşmaz. Çünkü ona ihtiyacı yok. Çünkü onu bize rızık olarak ikram etmiş. O hayvanlar Allah için değil bizim için zira Allah'ın değil, bizim ihtiyacımız var. Allah ete kana değil, takvaya bakar. Bize verdiği rızıklardan ötürü Allah'a sonsuz hamd olsun.

Ha bu arada, bazıları kurban ayetlerinin aslında kurban olmadığını başka anlama geldiğini söylüyorlar. Tabi biz arapça bilmeyince böyle söylemler karşısında sap gibi kalıyoruz. Bize verilen meallerden ortaya çıkan tablo budur. Allah'a yakınlaşma olarak çeviren de var. Aslında takvamızı ortaya koyarsak bu kurban eylemi sırasında ortaya koyduğumuz takvalı davranışlar da bizi Allah'a yaklaştırır. Önemli olan onun hoşnutluğunu kazanmak. Bu arada yoksulu doyurmayı unutmayın. Öte yandan başka ayetlerde hayvan kesme takva, kutsallık nişanı ifadelerini ve ilgili ayetleri göz önünde bulundurursak, zaten kurbanı dışlamaya gerek kalmıyor ancak ayetlerden görüldüğü üzere en önemli olan TAKVADIR. Şu an ramazan ayındayız, önümüzde ramazan bayramı ve ardında kurban bayramı var. O halde şimdiden takvaya sarılalım ve kurban bayramında da takvalı davranışlar sergileyerek kurban keselim (imkanı olan için)

Evet cigertolar, bu günlük bu kadar. Eskiden olduğu gibi her hafta yazmak yerine bir iki haftada bir yazmayı düşünüyorum. Hem araştırmak,düşünmek için zaman olsun, hem de konular hemen bitmesin :)

Neyse bir dahaki yazıda görüşürük :)

Sevgiler.